Fadime ÖZKAN
Fadime ÖZKAN
fozkan@star.com.tr
Tüm Yazıları

İç cephede söz birliği var

Türkiye ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın dışında kalmak konusunda son derece kararlı bir tutum izliyor. İran'a yönelik saldırıları açıkça eleştirirken İran'ın körfez ülkelerine ve komşularına yönelik saldırısını ise sorumsuzca buluyor.

Bu savaşın İsrail'in savaşı olduğunu ısrarla vurguluyor Ankara. Bölgemizdeki hemen tüm savaşların kök nedeninin İsrail'in uluslararası hukuka uymayarak sürdürdüğü işgal politikalarını gösteriyor.

ABD'nin savaşı bir an önce bitirmesi, İsrail'i durdurması ve İran'ın da komşularıyla Körfez ülkelerini vurmayı bırakması için çok boyutlu, çok katmanlı ve aktif bir diplomasi yürütüyor.

Risklere ve olasılıklara karşı ise en güçlü şekilde tedbirlerini alıyor.

İÇ CEPHE DEVLETİN VE ERDOĞAN'IN ETRAFINDA KENETLENDİ

Bu tedbirlerin başında "Terörsüz Türkiye" hedefi olsa da askeri, siyasi, enerji güvenliği ve toplumsal açılardan da onlarca kalemde hazırlıklar yapıldı. Türkiye kale haline getirildi.

İç cephede ne yaşandığı gerçekten önemli.

Özetle söyleyebiliriz ki; ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı savaşa dair Türkiye iç siyasetinde güçlü bir söz birliği var.

Muhalefet partileri dahil Meclis'te temsili bulunan tüm siyasi partiler küçük ton ve retorik farklar dışında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde, Türkiye adına yürütülen siyasetle aynı çizgide buluşuyor.

Diğer bir deyişle "iç cephe", Türkiye'nin sınırında yaşanan ve çok fazla risk ve belirsizlikler içeren savaşın dışında kalınması konusunda tam bir fikir ve siyaset birliğine sahip.

CUMHURBAŞKANI'NIN GÜNDEMİNDE BİRİNCİ SIRADA

Bu süre içinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir kez -11 Mart Çarşamba günü partisinin Meclis grubuna hitap ederek savaşa ve Türkiye'nin tutumuna dair güçlü mesajlar verdi. Ramazan dolayısıyla hemen her gün bir iftar programlarındaydı; yaptığı konuşmalarda güncel gelişmeler üzerinden Ankara'nın bakışını yineledi.

Önceki gün ise Kabine Toplantısı sonrasında ise geçen 25 güne dair kapsamlı bir değerlendirme yaptı Cumhurbaşkanı. "28 Şubat'tan beri tüm birimlerimizle teyakkuz halindeyiz", "ülkemizi ateş çemberi dışında tutmakta kararlıyız", "İsrail süreci zehirledi", "Netanyahu'nun katliam şebekesi durdurulmalı" dedi. Diyalog ve müzakere çağrılarını yineledi. Türkiye'nin barış ve istikrar tarafında olduğunu vurgulayarak alınan tedbirlere dair kamuoyunu bilgilendirdi.

EN GÜÇLÜ DESTEK MHP'DEN GELDİ

Cumhur İttifakının ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli yürütülen devlet ve hükümet politikalarına destek veren en güçlü isim oldu.

ABD-İsrail'in İran'a başlattığı saldırılar konusunda resmi devlet politikasına en yakın tutumu Bahçeli sergiledi. Ateşkes ve diplomasi vurgusu yaparken İran halkına destek sunarken İsrail'e de sert eleştiriler yöneltti MHP lideri. "Asıl rejim değişikliği İsrail'de yaşanmalıdır" tespiti önemliydi.

CHP MECBURİ İSTİKAMETTE AMA İKİRCİKLİ

İBB eski başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere İBB ve diğer CHP belediyelerinin rüşvet-yolsuzluk gibi yüz kızartıcı suçlar dolayısıyla yargılanıyor olması CHP'yi 2023'ten bu yana paralize etmiş durumda. Bu meşguliyet CHP'yi siyaset üretemeyen, ülkenin ve bölgenin sıcak konularına dair sağlıklı bir tutum ve söylem geliştirmeyen bir parti konumuna düşürdü.

Buna rağmen Genel Başkan Özgür Özel ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşa dair bazı açıklamalar da yaptı. Bu vesileyle gördük ki CHP Türkiye'nin resmi devlet/hükümet politikasına oldukça yakın.

Erdoğan liderliğinde belirlenen politikadaki "Türkiye'yi savaşın dışında tutma kararlılığı", "taraflara itidal ve ateşkes çağrısı", "İran'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması" gibi başlıklar Özgür Özel tarafından da aynen dillendirildi.

CHP'nin farklılaştığı nokta da var tabi. Erdoğan'ın İsrail yayılmacılığına ve soykırım stratejisine karşı tavrı netken, bedel ödemişken, ABD'ye de bu konuda dünya üzerinde en net tavır koyan, yol gösteren lider Erdoğan iken bu savaşta Trump ile uyumlu siyaset yürütüldüğünü iddia edebiliyor Özgür Özel!

Bu da en iyi niyetle muhalefette olma konforuyla yahut iktidarı eleştirirken devletin ve milletin ali menfaatlerini karıştırma acemiliğiyle açıklanabilir.

Sıcak savaşın hemen sınırımızda sürdüğü ve pek çok belirsizlikle beraber ülkemize de sıçrama riskinin olduğu bir zamanda CHP'nin vakti henüz gelememiş seçimi acil ihtiyaçmış gibi sunması da, muhalefet edeceğim diye yersiz fantezi söylemler üretmesi de sorumsuzluk örneği sayılmalı.

DEM PARTİ, İYİ PARTİ, ZAFER PARTİSİ

İyi Parti de, Zafer Partisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi devlet / hükümet politikasından farklı bir tutum sergilemiyor. İfade edilirken daha sert ve milliyetçi bir vurguyla açıklansa da aynı siyasi tutumla aynı çizgide buluşulduğu görülüyor.

DEM Parti da aynı yerde aslında. ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarını "emperyalist müdahale" olarak nitelendirdi DEM Parti. Sözcüleri bölgesel istikrarsızlık riskine vurgu yaptılar, Türkiye'ye göç oluşması, güvenlik riskleri ve yürüyen sürecin etkilenmesi gibi kaygılarını dile getirdiler. Kritik tartışma konusu ABD ve İsrail'in PKK'nın İran kolu PJAK'ı ve diğer ayrılıkçı "Kürt" örgütlerinin kullanması iddialarına ise hayli temkinli yaklaştı DEM Parti.