
"Terörsüz Bölge"de çok hareketli günler yaşandığı için Terörsüz Türkiye, biraz gündem dışı kalmış gibi görünebilir. Oysa, PKK'nın uzantısı olan PYD, bu sürecin "kilit taşı" mesabesindedir. Bu yüzden de, Suriye'nin kuzeyinde yürütülen "cerrahî tedavi", Terörsüz Türkiye için "balans ayarı" fonksiyonu gördü.
O halde, hayatî değere haiz olan Terörsüz Türkiye hedefimizi, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan "saha testi" ışığında tekrar gözden geçirmemiz gerekir.
Zira bu "ortak proje"de muhatap alınan DEM, ilk samimiyet testinde fena çuvalladı! Çünkü, "PKK'yı lağvettik" açıklamalarına ve silah yakma şovlarına rağmen, DEM'in de, Kandil'in de; aynı çukurda debelendiği ortaya çıktı.
Suriye'de katledilen, evi barkı gasp edilen Kürtleri değil de, "Kürt düşmanı teröristleri" savunmak için yırtınan DEM, 1 Ekim 2024'ten bu yana sergilediği "normalleşme" şovları, birer "takıyye"den ibaret olduğunu gösterdi!
O halde "iç cephe tahkimatı" yeniden düzenlenmeli; "çürük tekneler" yerine sağlam "köprüler" tercih edilmelidir!
ÖCALAN'A "KÜRTLERİN LİDERİ" DEMEK, SÜRECİ ZEHİRLEMEKTİR!
Terörsüz Türkiye projesinin ana omurgası olan "PKK'nın tasfiyesi" sürecinin Öcalan üzerinden yürütülmesi, bu "terör elebaşı" hesabına "itibar inşası" için kullanılmaktadır!
DEM'in, "Lidere özgürlük" fırsatçılığı, "Öcalan, bütün Kürtlerin lideridir" şeklindeki bir algı dayatmasına dönüşmektedir. Oysa Öcalan, sadece teröristlerin lideridir.
Kim ne kadar farkında bilmiyoruz ama Kürtler, PKK'nın 40 yıldır silahla kabul ettiremediği bu diktatörlüğü, şimdi "çözüm" gölgesinde yutturma çabalarına çok içerlemektedir!
DEM'in bu istismarı, "Terörsüz Türkiye" için çok önemli olan "taban desteği"ni de zedelemektedir.
DEM, 7 Haziran 2015'te, "Biz Meclis'e girersek PKK silah bırakır" diyerek oylarını ikiye katladıktan sonra PKK maşalığını da ikiye katlayan HDP'nin yeni versiyonu olduğunu göstermiştir.
"Kandil uşaklığı"ndan kurtulamayan DEM'in, Terörsüz Türkiye üzerinden "Kürt temsilciliği"ne de abanması; Türkiye'yi tekrar, "PKK=Kürt" bataklığına sürüklemektedir!
DEM yönetiminde, Kürtler hangi oranda temsil edilmektedir?
Terörsüz Türkiye sürecinde kendilerine gösterilen namütenahi teveccühe rağmen, aslında kimin temsilcisi olduklarını, Suriye'deki YPG temizliği sırasında göstermişlerdir.
Bu kritik noktaya dikkat edilmelidir.
Öcalan ve DEM'in, PKK tasfiyesi için kullanılması isabetlidir. Ancak bu muhataplık, "Başımıza bela ettiğiniz pisliği temizleyin" mesabesini geçmemelidir.
İÇ CEPHE NASIL TAHKİM EDİLECEK?
Terör enfeksiyonu temizlendikten sonra "bünye"nin (iç cephenin) sağlamlaşarak, yeni fitnelere karşı bağışıklık kazanması için "organik vitamin" takviyesi yapılmalıdır.
Doğudaki geleneksel yapıyı, "ecnebi" ağzıyla; "Feodal Sistem, Ağalık Düzeni" diye aşağılayanlar, aslında "küresel ağalar"a hizmet etmektedir. Oysa bu düzen, Osmanlı'da olduğu gibi bugün de, milletin çimentosu ve devletin sigortasıdır.
Kürtler asil bir millettir. Yüzyıllardır İslâmiyet'e ve İslâm âlimlerine, ölçüsüz saygı göstermişlerdir. Sevgiden gelen bu saygı, sarsılmaz bir aidiyet duygusunu da beraberinde getirmiştir. Özellikle Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi Vesellem) torunları olan "Seyyid"ler, medrese terbiyesi almış olan "Mele"ler ve hamiyet merhamet abidesi olan "Aşiret Ağaları", çok itibar gören müstesna şahsiyetlerdir.
Bu "lider"ler, her zaman devlete saygı duymuş ve çevresindekileri fitneden uzak tutmuştur. Bu sayede, CHP'nin zulüm ve katliamları bile Kürtleri, "devlet"e ve Türklere düşman edememiştir!
Seyyid Abdülhakim Arvasî Hazretleri, tek parti döneminde nice zulümler gördüğü halde, devlet aleyhine tek kelime etmemiştir. Bütün vaazlarında, "Müslüman Allah'a karşı günah işlemez; devlete karşı suç işlemez" demiştir.
Abdülhakim Efendi'nin Hocası Seyyid Fehim Arvasî Hazretlerinin oğlu olan Van Müftüsü Seyyid Muhammed Masum Efendi (kuddise sirruhuma), yolların karla kaplı olduğu 10 Şubat 1926 tarihinde, yakınlarıyla birlikte kızaklara bindirilerek Sındırgı'ya sürülmüştü.
Kendisini çok seven ahali, tepki göstermek istemişti. Ancak Masum Efendi, "Sabredin. Kargaşa çıkarırsanız, hakkımı helal etmem" diyerek engellemişti!
Nitekim bu aileden Meki Arvas, 2019 seçimlerinde Bahçesaray Belediye Başkanlığı'nı, 2014'te yüzde 54 oyla seçilen BDP'den almıştı. Hem de AK Parti'nin yüzde 31 olan oyunu yüzde 65'e yükselterek! Ancak, Meki Arvas'ın aday gösterilmediği 2024 seçimlerinde, AK Parti yüzde 21'e düşmüş ve belediye başkanlığı yine DEM'e geçmişti!
CHP KALINTISI "İTTİHATÇI" ZİHNİYET, İÇ CEPHE İÇİN TEHDİT
Tek parti dönemindeki İttihat Terakki zihniyeti, doğudaki bu değerli aidiyeti Ankara için "risk" olarak görmüş ve yok etmek için her yola başvurmuştur.
Bu ırkçı anlayışı, 1960'tan sonra da, TSK ve yüksek bürokrasideki CHP zihniyetliler sürdürmüştür.
Hakeza aynı zihniyet, "Kürtlerle mücadele" şeklinde yürüttüğü "terörle mücadele" bahanesiyle köyleri/mezraları şehre taşıyarak; yeni nesillere "gelenek düşmanlığı" aşılayarak sosyal düzeni yozlaştırmıştır.
Ancak bütün bunlara rağmen, bölge dinamiklerine gösterilen teveccüh devam etmektedir. Yani, iç cepheyi tahkim etmenin yolu, hâlâ saygı gören itibarlı isimler üzerinden yürütülecek "kardeşlik" inşasıdır.
Öte yandan Kürt-Türk kardeşliğine "Araplar"ın da dahil edilmesi, iç cephe tahkimatını hızlandıracaktır. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sürekli tekrarladığı "Türk-Kürt-Arap Kardeşliği" vurgusu çok değerlidir.
Tabii ki, TDK gibi bazı tek parti kalıntılarının ısrarla sürdürdüğü "Arap düşmanlığı" önlenebilirse!