Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İki gerzek kuyuya taş atmış...

En doğrusunu Engin Ardıç yazdı: “Çekinmeyin, kaçıncı Cumhuriyeti idrak ettiğinizi adlı adınca söyleyin.”

Burayla yüzleşmezler.

Darbelerden sonra kurulan sistemin “eski”yi tasfiye ettiğini görmek istemezler.

15 Temmuz girişimi başarılı olsaydı, “eski” muamelesi gören sistem tasfiye edilecek, yepyeni bir “sistem”, hadi daha açık söyleyelim yepyeni bir devlet kurulacaktı. İsmi belki yine “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olacaktı, kurucusu yine Mustafa Kemal olacaktı ama devlet, yeni bir devlet olacaktı.

Peki, kim (hangi mekanizmalar) kuracaktı bu devleti?

Elbette, “Kurucu Meclis” işlevi gören bir Meclis...

Bu Meclis’in seçimle teşekkül etmesi gerekmiyor... “Darbe” gibi yıkıcı rol ifa eden “siyasal kalkışmalar” kendi meşruiyetleriyle gelirler, daha doğrusu kendi meşruiyetlerini dayatırlar.

Bu meşruiyet çerçevesinde “atama” usulüyle hemen bir Meclis oluşturulacak, “kurucu” işlevi gören bu Meclis oturup yeni bir anayasa yapacak, dolayısıyla yeni devletin temellerini atmış olacaktı.

Mustafa Kemal’in getirdiği anayasayı ortadan kaldıranlar, yani 27 Mayıs darbesini yapanlar bu yolu izlediler.

Meşru hükümeti alaşağı eder etmez, hemen bir Meclis oluşturdular.

İsmini de “Kurucu Meclis” koydular.

Bu Meclis oturdu, yeni bir anayasa yaptı, devleti yeniden kurdu.

Devletin ismi değiştirilmediği gibi, Mustafa Kemal Paşa’nın kuruculuğu da teslim edildi. (Bu, “İkinci Cumhuriyet” sürecidir. Bugün pek tedavülde değil ama bazı aydınlar ve bürokratlar, dönemi içinde, “İkinci Cumhuriyet” ifadesini kullanmışlardır.)

Kenan Evrende devletin ismine dokunmadı.

Üstelik Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini “kurucu” olarak dağlara taşlara yazdı.

Kurduğu yepyeni bir devletti oysa.

Çünkü sadece sistemi değil, devletin kendisini dayandırdığı ideolojiyi de değiştirmişti.

Bu değişikliği, öncekiler gibi, “Kurucu Meclis” eliyle yaptı.

Kimi “solcu” aydınlarımız, ikincisinin getirdiklerini götürdüğü için, pek içlerine sindiremeseler de, bu sürece “Üçüncü Cumhuriyet” ismini verdiler.

Fetullahçılar başarılı olsaydı “Dördüncü Cumhuriyet” kurulacaktı.

Devletin ismini değiştirirler miydi, Mustafa Kemal Paşa’yı kuruculuktan azlederler miydi, bilinmez...

Mustafa Kemal’le meselesi olan, bu “mesele” etrafında tabanını örgütleyen Fetullah Gülen’in bu ülkenin kurucu liderine uzun süre tahammül edeceğini zannetmiyorum. Mutlaka bir yolunu bulup yaralı bereli ezik bir isim bulurdu devletine.

Hiç kuşkusuz, Fetullahçılar da bir “Kurucu Meclis” ihdas edeceklerdi.

Başarılı olamadılar.

Halk darbeyi bastırdı ve 16 Temmuz sabahı “kurucu” sıfatını elde etti.

Hürriyet yazarlarının speküle ettiği, Devlet Bahçeli’ye iş ihale edip, “Şu Ayhan’ın kulağını bir çeker misin Devlet Bey?” dediği mesele budur.

Halk, “kurucu” sıfatına uygun davrandı ve 16 Nisan’da bir anayasa değişikliğine öncülük ederek sistemi değiştirdi. Dolayısıyla devleti (vesayetçilerden, darbecilerden, Fetullah yanaşmalarından) kurtardı. Bu kurtarıcının ismi bellidir.

Hayır, öyle değilmiş... Ayhan Ogan devlet yıkıp devlet kuracakmış, Devlet Bahçeli “müptezel” demek için daha neyi bekliyormuş!

Bunu söyleyenlerden biri 28 Şubat darbesine Pakistan Yüksek Mahkemesi’nden cevaz arayan bir zavallıdır. Ki, “Her şey hukuktan ibaret değildir” demişliği bile vardır.

Diğeri de, 17/25 Aralık’ta “Fetullah neferi” gibi çalışmış bir utanmaz arlanmaz adamdır.

15 Temmuz girişimi başarılı olsaydı, hiç kuşkusuz, “Ne yani, darbeye karşı olduğumuzu söyleyeceğiz de, ötesini söylemeyecek miyiz?” diyecekti ve ötesini de söyleyecekti; 17/25 Aralık sürecindeki rezil yazılarını tekrarlayıp, “Bunlar da çok yolsuzluk yapmışlardı canım!” deyip Fetullah devletine temenna çakacaktı.

Bunlar böyledir!