

Sizi bilmem ama ben ilk kez bu kadar heyecanlı ve umutluyum. Yaşadığımız coğrafyada yarım asırdır hasretle beklediğimiz iklimin rüzgarları esiyor... Terör örgütü PKK tahakkümünün kalkmaya başlamasıyla birlikte şair Kemal Burkay'ın deyimiyle "İklim Akdeniz" oluyor. Bakın Nusaybin-Kamışlı'da Türk bayrağına yönelik çirkin provokasyonun amacına ulaşamaması, aksine birlik ve beraberliği güçlendirmesi gerçek anlamda beni umutlandırıyor. Üstüne DEM'in sokak çağrısına katılımın beklentilerin çok altında kalması, DEM'in bayrağa yönelik saldırının ardından "Ortak değerimiz, tasvip etmiyoruz. Kabul edilemez" açıklaması da dikkat çekici.
Aynı şekilde Suriye'deki tüm bu yaşananlara rağmen DEM'in "Kardeşlik Masası"ndan kalkmayıp, uzlaşma zemini araması da önemli... Zira masada, nihai uzlaşı metnine çok yaklaşıldı.
Elbette DEM içinden şahin kanatta olup, kışkırtan açıklamalar yapanlar, milletin sinir uçlarıyla oynamaya çalışanlar da var.
Ama "Artık terör dönemi bitti" anlayışıyla hareket eden "Güvercin kanat"tan DEM'lilerin sesi daha gür çıkabilir.
Burada herkese düşen görev ötekileştirmeden, dışlamadan ortak değerler üzerinden bir gelecek inşa etmeye çalışmak olmalı... Aksi durum tam da İsrail'in ekmeğine yağ sürmek olacaktır... Ama dediğim gibi ben uzun zaman sonra ilk kez bu kadar umutlu ve heyecanlıyım. Suriye'de taşların yerine oturmaya başlaması, Suriye Cumhurbaşkanı Eş Şara'nın ülkenin üniter yapısı ve toprak bütünlüğünü korumayı başarması yeni dönemin kapılarını sonuna kadar aralayacak... Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ulusa Sesleniş" konuşmasında "Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet Allah'a hamdolsun dimdik ayaktayken soruyorum neden başka hamiler, başka dostlar, yoldaşlar, ortaklar aranıyor? Niçin elinde Müslüman kanı olanlardan medet umuluyor?" diye sormuştu. "İsrail'in tuzaklarına düşmeyin" çağrısı yapmıştı. Erdoğan, AK Parti grup toplantısında yeni duruma dikkati çekti...
Erdoğan, "Suriyeli Kürt kardeşlerimizin hakları her zaman gündemimizde oldu. Bu meseleye çıkar odaklı değil kardeşlik hukuku ile baktık" ifadesiyle de bakış açısını net bir şekilde tekrar ilan etti.

YPG NEDEN KAYBETTİ?
Aslında "Barut bitti" deyip konuyu kapatmak da mümkün... Ama ben yine de madde madde yazayım istedim...
1- Zamanın ruhuna uygun hareket edemedi. İmralı'nın cezaevinden gördüğünü YPG elebaşları göremedi.
2- Değişen güç dengeleri ve konjonktürü okuyamadı.
3- Türkiye'nin bölgedeki gücü ve diplomatik etkisini hafife aldı.
4- Dini değerleri aşağılayan ideolojik yaklaşımı, Suriye'de ters tepti.
5- Suriyeliler Esed zulmünden sonra bir de terör sopasıyla karşı karşıya kalmaktan bıktı. Çocukların kaçırılıp terörist yapılması bir hataydı.
6- Suriye Cumhurbaşkanı Eş Şara'nın kucaklayıcı siyaseti iyi bir maya oldu.
7- YPG'nin elindeki son kozu olan DEAŞ'ı ABD'ye karşı kullanmaya çalışması hata oldu.
8- Suriye Ordusu'nun inanç ve motivasyonuna karşı YPG ideolojisi zayıf kaldı. Suriye askerleri yıldırım gibi ilerledi. Psikolojik üstünlüğü aldı.
9- Sırtını İsrail'e yaslayacağını sanan teröristlerin planları tutmadı. Hava desteği olmayınca ezildiler.
10-Kandil esaretinden kurtulamayan YPG elebaşları ipe un serme siyasetiyle çuvalladı.
Peki Suriye'de tam olarak ne oldu? Onu da madde madde anlatalım.
Terör örgütü YPG 48 saatte çözüldü.
Çocuk kaçırmakla olmayacağı görüldü.
"100 bin kişilik ordu" iddiası boş çıktı.
Arap aşiretler Şam'a bağlıyız mesajı verdi.
Sırtını İsrail'e yaslayanlar kaybetti.
Büyük İsrail hezeyanına darbe vuruldu.
Millet Suriye ordusunu bağrına bastı.
Toprak bütünlüğü ve üniter yapı korundu.
Bundan sonrası ihya ve inşa süreci olacak... Elbette terör artıkları, istihbarat örgütlerinin elemanları ve aparatları Suriye'yi karıştırmak için çeşitli saldırılar, kışkırtmalar yapacak. Ancak Suriyeliler artık kararını verdi...
Bu saatten sonra bu kışkırtmaların ancak kayanın tozunu alır...

YIKILMAZ KALE: CUMHUR İTTİFAKI
Bölgemizde ve Türkiye'de yaşanan zorlu sınamalara rağmen Cumhur İttifakı'nın dağılmasını bekleyenler her daim hayal kırıklığı yaşadı... Zira Erdoğan-Bahçeli'nin ortak bir ruh, "Türkiye Yüzyılı" ülküsüyle yaptığı yürüyüş insani beklenti ve çıkarların çok üstündeydi...
15 Temmuz FETÖ'cü darbe girişiminden sonra Cumhur İttifakı'nın 10 yılda ne çok sınamadan geçtiğine hep birlikte şahitlik ettik. Öz kardeşler arasında dahi 10 yılda kavgalar, küsmeler, darılmalar olurken, AK Parti ve MHP gibi iki ayrı siyasi geleneğin zaman zaman farklı görüşleri olması kadar doğal bir durum da yoktur elbette. Ama şunu net olarak söyleyebiliriz. MHP Lideri Bahçeli'nin tam da adında olduğu gibi "Devlet" iradesi ortaya koyması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her daim Bahçeli'nin yanında durmasıyla bugünlere geldik. Zira bir dönem "Kardeşlik Masası"nı kurmak için verilen mesajlar üstünden her iki ismi de sözde milliyetçilik adı altında "Hainlikle" suçlamaya varacak kadar pervasızca eleştirenler oldu... Oysa bugün coğrafyamızda yaşananlara baktığımızda Cumhur İttifakı'nın sahada kazanırken, gönüllerde de kazandığını görüyoruz. Zira bu mücadelenin bir başka önemli ayağı da psikolojik harp boyutuydu. DEM'in sokak çağrıları 37 vatandaşımızın hayatını kaybettiği 6-8 Ekim kışkırtmaları boyutuna varmadıysa... Suriye'deki Kürtler, Suriye Ordusu ile kucaklaştıysa... Suriyelilerden Türkiye'ye minnettarlık ve güven mesajları geliyorsa hep bu mücadelenin yansıması...
Ben en başından bu yana yazılarımızla da sabittir ki, meseleye "Erdoğan ve Bahçeli'nin vatanseverliğini sorgulayacak duruma geldiysek dükkanı kapatıp gidelim" bakış açısıyla yaklaştım. Muhalefetin, Suriye politikalarında nasıl çuvalladığının takdirini de sizlere bırakıyorum. Her zaman söylediğimiz gibi...
Takdir milletin elbette.
Ama yastığa başımızı huzurla koyuyorsak, ABD Başkanı Trump, Avrupa'ya ayar verirken, Erdoğan için saygılı, dengeli ve övücü ifadeler kullanıyorsa... Bu hakkı da teslim etmek lazım...