Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

İkna olamadık Kemal Bey!

Köşeye sıkışınca, “Halkın 15 Temmuz”u, “Sarayın 15 Temmuz’u” diye saçmalamaya başladılar...

Kamuoyu araştırmalarına göre halk “kontrollü darbe” sözüne itibar etmiyor. Yani, Kemal Kılıçdaroğlu ve “kontrollü darbe” diye sayıklayan yancıları inandırıcı bulunmuyor.

Ne yapsınlar?

Kıvırmaya, “Biz o anlamda söylemedik...” demeye başladılar.

Hangi anlamda söylediniz?

Efendim, “kontrollü darbe” derken Sarayın 15 Temmuz’unu işaret ediyorlarmış. Halka yönelik bir söz değilmiş o... Hatta halkın gösterdiği kahramanlığa saygı duyuyorlarmış.

Peki, halk size saygı duyuyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu, önceki gün, bazı gazetelerin Ankara temsilcilerini topladı ve onlara “savunmasını” verdi.

Bilerek “savunma” diyorum. Çünkü konuşmasındaki saçmalama oranı ve dozu, açıklamalarına “savunma” havası veriyordu...

MİT TIR’larıyla ilgili görüntülerin Enis Berberoğlu’nun eline nasıl geçtiğini bilmiyormuş...

Kendisi de vermemiş... Bunu diyenler belgesini ortaya koymalıymışlar...

Peki, sen hangi belgeye dayanarak iki yıldır olmadık iddialarda ve iftiralarda bulunuyorsun? 180 AK Parti milletvekilinde ByLock olduğunu iddia etmiştin. Bu iddianı gerekçelendirdin mi? Ortaya herhangi bir belge koyabildin mi?

Efendim, o süreçte bütün gazeteleri ziyaret etmişler.

Ekrem Dumanlı’yla bu çerçevede görüşmüşler.

Başkaları görüştüğünde bir şey olmuyormuş da, kendisi görüşünce niçin sorun oluyormuş?

Hayır, o süreçte bütün gazeteleri ziyaret etmediniz.

Mesela, düşünce özgürlüğü savunucusu Gürsel Tekin’in “8 Haziran sabahı hepsine el koyacağız” dediği hiçbir gazeteye gitmediniz.

Gitmediğiniz gibi, “yandaş” tavsif ettiğiniz hiçbir yayın kuruluşunun davetine icabet etmediniz... Üstelik “Bizi çağırmıyorlar, söz hakkı vermiyorlar” dediğiniz halde çağırdılar ama utanmadan “davet almamış gibi” yaptınız.

Kaldı ki, Ekrem Dumanlı’yla başkaları görüştüğünde de sorun oluyordu. “Sorunsuz” addedildiği dönemlerde kapısını çalmadığınız Zaman gazetesine, “bir terör örgütünün yayın organı” olduğu tescillendikten sonra gittiniz.

Efendim, Enis Berberoğlu, casus olamazmış... “Kozmik odayı terör örgütüne açanlar” kimlerse, casus onlarmış.

İyi hoş da, “kozmik odaya sokulmayacak kadar tehlikeli” gördüğünüz bu örgütün gazete ve televizyonlarında sizin ne işiniz vardı?

Neden her akşam Samanyolu kanallarında boy gösterdiniz?

Neden bütün toplantılarınıza ve gezilerinize örgüt gazetecilerini dahil ettiniz?

Neden yıllarca elinizde tapeyle dolaştınız ve bir de bu tapeler üzerine siyaset bina ettiniz?

Neden “tape yayıncısı” Eren Erdem’i TBMM çatısı altında korumaya aldınız?

Madem veremeyeceğiniz hiçbir hesabınız yok, bir casusluk davasının en önemli cüzünü oluşturan görüntüler ve kirli malzemeler ne arıyordu partinizde?

Kim verdi bu görüntüleri?

Size kim izletti? “Ben de seyrettim” demiştiniz

Ekrem Dumanlı’yla görüşmenizde mi izlettiler?

İzletenler yine maskeli miydiler?

Her “maskeliyim” diyen partinizin kapısından elini kolunu sallayarak girebiliyor mu?

Enis Berberoğlu bir “casusluk davası”nın sanığı değilse, Grup Başkanvekiliniz Engin Altay’ın açıklamalarını nereye koyacaksınız?

Buyuruyordu ki Engin Altay, “Değerli basın mensupları, bugün görüşülen dosya Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmasının ana zeminini oluşturan dosyadır. Gün gelecek, bu evraklar, bu dosyalar nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır. Bugün itibarıyla Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Onu öyle bırakmam' ifadesi gerçek oldu. Ama Recep Tayyip Erdoğan şunu unutmasın, CHP bu yaptıklarını onun yanına bırakmayacaktır.”

Bunu nasıl tevil edeceksiniz?

Hâlâ böyle mi düşünüyorsunuz?

Bütün motivasyonunuz, Enis Berberoğlu’nun temin ettiği görüntülerle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uluslararası mahkemelerde “savaş suçlusu” olarak yargılatmak mı?

Bu mu?

Niyetinizin ne olduğunu biliyoruz da... Bu soruya vereceğiniz cevap, ayrıca, “tıynetinizi” ele verecektir!