
Cumartesi günü Baykar'ın davetlisi olarak İstanbul'a gittim. Şirketin kurucusunu konu alan "Özdemir Bayraktar: Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeselinin galasına katıldım. Şirket derken, aslında belgeseli seyrettikten sonra organizasyonun şirketin ötesinde bir ruh ve medeniyet mücadelesi veren yapı olduğunu bir kez daha müşahede ettim.
O kadar komplike bir yapı ki... Türkiye'nin son iki-üç yüzyıllık inhitat devrinin nasıl sonlandırıldığını, hatta "akıncı" adından da mülhem, bozgun devirlerinden sonra gelen fetih rüyasını yeniden gördürmeye azmetmiş bir hikâye bu.
Naima tarihinde ilk emarelerini rastladığımız bozuk düzenin bugünkü yapısına bir çomak sokmuşlar diyeceğim ama öyle değil. Daha üstün bir şey.
Vesayet çarklarını da kırmışlar diyeceğim; inanın bu da karşılamıyor.
Rahmetli Attila İlhan'ın ifadesiyle "Batı'nın deli gömleğini" yırtıp atmış bir akıncının ruhu mu? Vallahi, belgesel boyunca ben daha eski çağlara gidip geldim.
Gazidervişlere uzandım zaman zaman, bir akıncının Nemçe seferinde bulundum. Selçuk Bayraktar'ın okuduğu Yahya Kemal şiiriyle halleştim:
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
Ah... Yenilgiyi alışmış bir medeniyetin çocuğu olarak birden düşüveriyorsunuz.
Vecihi Hürkuş, Şakir Zümre, Nuri Demirağ, Nuri Killigil ve nice millî sanayicinin ıstıraplarını ta yüreğinizden duyuyorsunuz. Vecihi Hürkuş'un, ucuz sinemanın ucuz karakterine dönüştürüldüğü sahneler cabası.
Sadece onlar mı?
Tarihî coğrafyanın yeniden ayağa kalkması için mücadele eden münevverlerin, kendi diline yabancılaşmış kompradorlar tarafından nasıl aşağılandığını da acıyarak hissettim öte yandan.
Belgesel, siz tam böyle bir düşüş yaşarken, Özdemir Bayraktar'ın çocuk safiyeti ve asırlara sari mücadele azmiyle, "Hakkı üstün tutacağız" sözü sayesinde sizi yeniden ayağa kaldırıyor.
Hakikaten, serdarı Cenab-ı Peygamber olan gazi derviş tam da böyle biridir. O, terörün en yoğun olduğu dönemde Gabar'da, yaşına rağmen kayadan kayaya sekiyor gibidir sanki.
Şikâyet etmek kolay...
İdeolojik safsataları art arda sıralamak müthiş bir tatmin verir insana.
Oysa gerçekliğe dayalı bir algı dünyasıyla oluşturduğun stratejiyi, "adil şahitlik" perspektifinden hayata geçirmek yürek ister, gönül ister.
Özdemir Bayraktar, şuurun şaha kalktığı bir demde bakın ne diyor:
"Biz bir yola çıkalım. Önemli olan bu yolda bir kıvılcım çakabilmek. Bunu kim tutuşturursa tutuştursun, önemli değil. Biz vazifemizi yapmış oluruz."
Hah, işte bu dedim. Yalçın Koç'un Anadolu Mayası ve sair kitaplarında dile getirdiği "kuşatıp aşmak" fikrinin başlangıcı tam olarak bu olmalı.
Dedim ya, Batı'dan devşirilen defolu ideolojilerin iğdiş ettiği zihinlerden dökülen bozuk cümleler yerine; evet, fütuhatın, akının ön şartı olan gerçeklik azığıyla yola koyulmak gerekiyor.
İrfan da bu, fikir de bu, fetih de bu.
İktisat tarihini okuyanlar bilir...
"Modern dünyayı kuran askerî sanayidir" sözü tek başına doğru değilse de eksik de değildir. İnsanlığın kanını emen kapitalizmi aşmanın ve adil bir düzen kurmanın yolu da bu. Özellikle sosyal bilimler burada devreye girmeli.
Her ne oluyorsa bizim tarihî coğrafyamızda oluyor;
Onun için terörle mücadelede sahayı değiştiren, Karabağ'da fetih yapan, Ukrayna'da savaşın seyrini etkileyen ve mazlum milletlere yalnız olmadıklarını hatırlatan bu irade, aslında dağınık görünen cephelerin aynı kader hattında birleştiğini idrak eden stratejik aklın bir tezahürüdür.
İşte tam da bu yüzden Baykar'ı, kurucu iradede temayüz etmiş şekliyle, yalnızca bir şirket olarak tarif etmek yetmez; burada inşa edilen şey, teknik bir kapasitenin ötesinde, tarih bilinciyle beslenen bir yön tayini, bir istikamet iradesidir. Bazen bir kıvılcım, bir asrı uyandırmaya yeter.