Vahdettin İNCE
Vahdettin İNCE
vahdettin.ince@star.com.tr
Tüm Yazıları

İnsanlığın başının üzerindeki yok oluş tehdidi

Kur'an'da başta insanlar olmak üzere canlıların yaratılması anlamında kullanılan fiiller arasında "Z.R.E" (ilk harfi peltek (Z) son harfi (hemze) fiili de kullanılır. Bu kelime, tohum saçma ve serpme anlamına gelir. Toprağın üzerinde olmayı ama yerinde sabit kalacak şekilde kökleşmemeyi ifade eder. İnsanlar açısından bir arayışı, benzerini bulmayı sembolize ediyor. Nitekim Adem-Havva kıssası da cennetten yeryüzüne inişten sonra Adem'in eşini araması da böyle bir sembolik anlatıma örnektir. Bir yerde sabit kalmayacaksın ki maddi ve manevi anlamda yeni kimseler, yeni yüzler, yeni kültürler, yeni medeniyetler tanıyasın. Kur'an'da insanların, bu şekilde yeryüzüne serpilmelerinin, kabileler ve halklar olarak saçılmış olmalarının amacı "tanışma" olarak isimlendirilmesi de bu yaratılış yönlendirmesine yönelik bir işarettir. İnsandan istenen şey, ilişkiler ağı kurarak maddi ve manevi anlamda çoğalmaktır. İnsan "yabancı"larla tanıştığı oranda zenginleşir, çoğalır.

Bitkilerde ise durum bundan farklıdır. Bitkilerin bir yerde sabit kalmaları, yere kök salmaları, aralarında yabancı (ayrık) otların olmaması gerekir. Nitekim bitkiler için kullanılan kelime yine "Z.R.A" dır. Sağlam bir kökleşmeyi, keskin bir sabitliği ifade etmesi bakımından ilk harf keskin "Z" dir ve son harf de yerleşiklik anlamını çağrıştıran "ayn" harfidir. Bitkinin zengin ve verimli olması, çoğalması için araya yabancı unsurların (ayrık otlarının) karışmaması gerekir.

Hayvan ise bitki ile insan arasında bir yerde duruyor. Sabit ve toprağa kök salmış olmaması bakımından insana bakan bir tarafı var. Ama tek soy, tek kabile, diğer bir ifadeyle tek tür üzere sabit kalması ve genellikle yanında yabancı tür istememesi itibarıyla da bitkiye yakındır.

Bir de "Z.R.W" (Zera diye okunur) fiili var. O da tohumun havaya savrulması, toz zerrecikleri halinde kaybolup gitmesi demektir. Bu bakımdan insan türünün yeni yüzleri, yeni kültürleri, yeni medeniyetleri arama, bulma çabasının bir sabiteye, bir kültüre, bir stratejiye dayanmadan, özünü yitirmiş halde başkalarının peşinde savulup havada yok olmasını sembolize eder.

Dilin ve canlı hayatın sunduğu bu imkanlar, sosyolojinin doğal eğilimlerini kavramamızı kolaylaştırır. Sosyoloji, tıpkı dilin bu eğilimi gibi sürekli bir gezip çoğalma eğilimi içindedir. Yaratılış insana bir sabite verir, birey olmak, bir ailede büyümek, bir kabileye veya kavime mensup olmak gibi. Ama yalın fıtrata sahip insanları, kümeleri gözlemlediğimiz zaman her fırsatta çoğalma eğiliminde olduklarını da görürüz. Doğuştan anne-baba, kardeş, akraba halesi ile kuşatılmış olmakla beraber sürekli ve tabbi bir sevk ile bu çemberi genişletme pratiklerini sergiler, süt kardeşliği, dünürlük, kirvelik, dostluk, arkadaşlık gibi.

Mahlukatın dünyadaki konumlanışları, dilin bunu ifade biçimi ve farklı pratiklerin sembolik davranışları İslam'ın insanın önüne koyduğu vizyonu destekler niteliktedir. Bu bakımdan İslam'a göre aile ve kabile düzeyinde sabit kalmak, araya yabancı unsur almamak bitkisel bir hayatı, kavim ve ulus düzeyine kendini hapsetmek hayvanlara özgü tek soyluluğu kutsamak, ümmet çerçevesi içinde ve yukarıda sayılan bütün aşamaları gözeterek insanlık bütünüyle buluşmak da insanı ya da insan-ı kamili temsil eder. Fakat yaratılış itibarıyla bahşedilmiş aile, kabile, kavim ve ümmet gibi sosyolojik aşamaları yok sayan bir evrensellik ise tohumun hiçbir verim sunmadan havaya savrulması gibi bir bereketsizliği, verimsizliği ifade eder.

Batı medeniyeti, dilin, sosyolojinin ve İslam'ın tabii bir uyum içinde oluşturdukları bu varoluşsal ilişki ağlarını çözerek insanları her türlü tabii ilişki ile bağlarını koparmış bir bireyselliğe veya kabileciliğe, diğer bir ifadeyle bitkisel hayata; yahut tek tür esasına dayanan ırkçı bir ulusçuluğa hapsederek hayvanlara özgü bir soyperestliğe veya bütün bu kümeleri hiçe sayan bir savrulmuşluk enternasyonalizmine mahkum etmektedir.

Batı medeniyeti, insanlık için büyük bir tehdittir.