Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

'İran /ABD-İsrail Savaşı', 'din' temellidir; ekonomik etken ve hedefler, sadece sonuçtur!

Pazar günleri, muhterem okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında yaptığımız bir 'Hasbihal'e daha, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz.

Okuyucuların yazdıklarından önce, yazının başlığında verdiğimiz ve bölgemizde meydana gelen büyük buhranın, sadece 'din' anlayışına göre şekillendiğine dair birkaç kelime edelim.

Evet, 'Din' sadece beyin faaliyetinin ve aklî melekelerin vardığı sonuç değil, kalben kabule bağlı ve hayatı anlama ve yaşama tarzına verilen bir isimdir.. Bu bakımdan, insanların ferd veya toplum olarak, bir en üstün yaratıcı güç ve o yaratıcı güç adına hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair hayat sistemlerinin her birisinde bir 'din' tarifi felsefî olarak da söz edilmiştir.. Nitekim, Allah'u Teâlâ'nın, insanlara nasıl yaşamaları gerektiğine göre, Peygamberleri aracılığıyla gönderdiği vahy-i ilahî mesajların anlattığı din, gerçek din anlayışıdır. Bu cümleden olmak Hz. Musâ aleyhisselâm aracılığıyla insanlara ulaştırılan Tevrat, Hz. İsâ aracılığıyla sunulan İncil ve Hz. Muhammed eliyle sunulan Kur'an'da verilen ölçüler, akıl sahiplerini mes'ul tutan ve amma, sadece 'düşündüm-taşındım, karar verdim' değil, 'kesin doğruluğuna kalben de inandım..' dediği ölçüler manzûmesidir. Bir kimse veya toplumun, kalbî tasdikle kesin doğru diye bağlandığı ölçüler evet, birer 'din'dir.. Hattâ, dinsizlik de, fikrî çerçeve içinde bu mânada bir 'din'dir, dinsizlik dini olarak.. Sadece menfaatine, gücüne ve kendi istek ve iradesine göre bir hayat tarzına bağlı olan bir ferd veya toplum da kendi nefsine, gücüne tapınan bir din anlayışına göre yaşıyordur.

*İtalya'dan Selim Tunusî isimli dostumuz dün, Katolik Hristiyanların ve Katolik Kiliselerinin dünya çapındaki lideri olan Papa 14. Leo'nun dün yaptığı açıklamada, ferd veya toplumları ve kezâ siyasî liderleri, kendi nefislerine ve güce tapmalarına son vermeye çağırdığını bildiriyordu..

Şunu da ekleyelim ki, Papa'lar zaman zaman her ne kadar ABD'yi eleştirseler bile, ABD'nin zayıflamasının Hristiyanlığın zayıflaması mânasına geleceğinden, bundan kaçınılmasını da belirtmektedirler.

*Paris'ten Gümülcine'li Naci (...) isimli dostumuz da özet olarak Papa'nın, dolaylı olarak, Trump'a eleştiri yaptığının bildirildiği medyaya yansımış bulunuyor.

Bu cümleden olmak üzere, Vatikan'ın seçkin bir diplomatı, Papa'nın Donald Trump'ı desteklemesi yönünde "sert bir uyarı" almak üzere Pentagon'a çağrıldığı bildiriliyor... Vatikan yetkilileri, toplantı hakkında The Free Press'e yaptıkları açıklamada, Pentagon'un en üst düzey yetkililerinden birinin Ocak ayında Kardinal Christophe Pierre'i görüşmeye çağırdığını ve ardından ABD'nin "istediğini yapabilecek" askerî güce sahip olduğunu ve ilk Amerikan doğumlu papa olan Papa Leo'nun "onun tarafını tutmasının daha iyi olacağını" söylediğini aktardı.

"Gerilimler tırmanırken" bir ABD yetkilisinin, "Fransız Krallığı'nın askerî gücünü kullanarak Papalığın otoritesine hükmettiği 1300'lü yıllardaki Avignon Papalığı dönemini" hatırlatacak kadar ileri gittiği medyaya yansımış bulunuyor..

Katolikliğe geçen Başkan Yardımcısı JD Vance, Papa Leo ile görüşmek üzere seyahat etti, ancak Amerikalı doğumlu Papa, 8 Mayıs 2025'teki seçiminden bu yana henüz Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etmedi.

Beyaz Saray, Leo'yu bu yaz Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü Beyaz Saray'da kutlamak üzere ülkesine dönmeye davet etti, ancak o bu daveti reddetti.

Şikago doğumlu 70 yaşındaki Papa Leo, 29 Mart'taki Paskalya öncesi Pazar âyininde yaptığı konuşmada, "İsa, savaşı reddeden, kimsenin savaşı haklı çıkarmak için kullanamayacağı Barış Kralı'dır. (...) Savaş açanların dualarını dinlemez, aksine onları reddeder." dedi.

ABD'nin "istediğini yapabilecek" askerî güce sahip olduğunu ve ilk Amerika doğumlu papa olan Papa 14. Leo'nun, "onun tarafını tutmasının daha iyi olacağını" söylediğini aktardı.

"Gerilimler tırmanırken" bir ABD yetkilisinin, "Fransız Krallığı'nın askerî gücünü kullanarak Papalığın otoritesine hükmettiği 1300'lü yıllardaki Avignon Papalığı dönemini" hatırlatacak kadar ileri gittiğini yazıyor.

70 yaşındaki Leo, İran'la olan savaşı konusunda Trump'ı doğrudan isimlendirmese de, eleştirilerinin Beyaz Saray'ı da hedef aldığını açıkça belirtti. 10 Nisan 2026 günü, ortaya çıkan bilgilere göre, Vatikan'ın üst yetkili bir diplomatı, Papa'nın Donald Trump'ı desteklemesi yönünde "sert bir uyarı" almak üzere Pentagon'a çağrıldı.

Leo, seçiminden bu yana henüz ABD'ye seyahat etmedi ve bunu yapmaya dair kamuoyuna açık bir planı da yok..

Vatikan'dan bir yetkili, "Bu yönetim altında Papa'nın Amerika Birleşik Devletleri'ni asla ziyaret etmeyebileceği"ni söyledi.

--Elbette Papalık ile ABD Başkanı Trump'ın kendi nefsine ve gücüne tapan birisi olması yüzünden, iki taraf arasında bir medyatik kavganın çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.

*Ahmet Taşdemir isimli okuyucu, 01 Nisan 2026 tarihli mesajında,

'Bu sapıklar ahlâk kuralı tanımazlar, bunlar mutlak kötülüğün temsilcileri.. Bunlar belki şeytanı da sollamış aşağılıklardır . Yani, sözün bittiği yerdeyiz. Bunlar insanlık için büyük bir fitne ve musibettir . Vicdanlı insanlar adaleti özgürlüğü isteyen insanlar topyekûn bunlara karşı çıkmalı, dur demelidirler. İnsan olabilmek şerefini izzetini ortaya koymalıyız, ne pahasına olursa olsun.. Yoksa, bir anlamda onların sisteminin devamını sağlamış olacağız. Yani bu konuda gri renk yoktur, ya o taraftansınız ya da bu tarafta.. (...)

Bu despot emperyalist zorba güçlere karşı durmak bir insanî ve İslamî sorumluluktur . Yoksa, biz de yaşayan ölüler mesabesinde oluruz, maalesef.' diyor..

*Davud ( ....) isimli okuyucu da, 03 Nisan tarihli mesajında özetle şöyle diyor:

'Lailahe İLLALLAH, yani, bütün sahte ilâhların iktidarlarının; görünen veya görünmeyen putların, zâlim, müşrik, müstekbir, tağutî , emperyalist , şeytanî düzenlerin yıkılışının habercisidir..

Müslümanların TEVHÎD inancına dayalı mücadelesi, sosyal-alt yapımızın sağlıklı ve sağlam olmasıyla, insanlığın temel meselelerine çözüm getirecektir, inşallah..

Yanıtla (0) (0)

*Emin Tuna isimli okuyucu, 5 Nisan tarihli yazımızı okuduktan sonra; 'Bu fikirlere kısmen katılıyorum. Müslümanların, artık, siyasî çekişmeleri bırakıp birlik içinde olmaları gerekir.' diyor.

*Hakkı Varyemez isimli okuyucu da 7 Nisan tarihli mesajında özetle şöyle diyor:

'1980 Eylûl'ünde başlayıp 8 yıl süren 'Iraq-İran Savaşı'nda Amerika'da hangi hükûmet yönetimdeydi; hatırlıyor muyuz?

ABD, 'Cumhuriyetçiler'in elinde daima, daha bir saldırgandır..

Demokrat Obama'nın 8 sene uğraşıp zorla çıkarttığı, daha mantıklı bir kanunu Trump, başkan olduğunda daha ilk gün ilga edebildi.. Siyahlara, diğer azlık unsurlara oy hakkı verilmezse, iktidar hep 'Cumhuriyetçi'lerin elinde olacaktır..

Amerika'nın dışsiyasetini anlamaya çalışırken, bu iki parti arasındaki keskin farklılıkları göz önünde bulundurmak gerekir..'

--Evet, bu dinleyici böyle söylüyor, ama, şu kadarını belirtelim ki, her iki parti, Amerikan emperializminin menfaatlerini korumak sözkonusu olunca, birbirinden farksızdırlar. Bu, parti farklılığının sonucu değil, her sistemin kendi gücünü koruması refleksinin gereğidir..

*Abdullah Kul isimli okuyucu da 6 Nisan tarihli mesajında özetle şöyle diyor:

'Biz maalesef şu yanılgıya düşebiliyoruz bazen bir 'zırdeli'yi, aşağıların aşağısı 'Epstein sapığı'nı "Normal " kategorisine koyup değerlerdirmeye çalışıyoruz. Bu insanlık ve İslam düşmanı sapığın ıslahı ancak onun güçle yok edilmesiyle gerçekleşir.

Gerçekten iman eden müminler sünnetullah gereği bu düşmanlara karşı güç hazırlamalı ve caydırıcı bir duruş ortaya koymalılar. İlahî gaybi yardımlar, ancak, İlahî ilkeyi bütün imkanlarını ortaya koyarak hazırlayan müminlere ulaşır.. Bu, Allah'ın da vaadidir. Müminlere, sebat-sabır direniş gücü, sekine vs; küfre ise, kalblerine korku , tereddüt, şüphe , birbirine düşürme vs .

Ve ilahî gaybî yardımlar; ancak, müminler kendi üzerlerine düşen vazifelerin bilincinde olmasıyla ulaşır.

Ondan sonra, tedbir-tevekkül-zafer- şehadet.

Ya Rabb! Bize hayırlar nasip eyle. Ayaklarımızı sırat-ı müstakimde sabit eyle.'

*Hacı Ahmed isimli okuyucu da 11 Nisan mesajında, 'Körfez ülkeleri, ABD projesi ile, İslam Ülkelerindeki zıt kutupları birbirlerine karşı savaştırıyor; her yönden..'

Yanıtla (0) (0)

*Ali Diyarbekrî isimli okuyucumuz da 11 Nisan tarihli mesajında şöyle diyor:

'Bu savaş, insanlık tarihine bir milad, bir yeni doğuş olarak geçecek. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, büyük şeytan ABD ve ortağı Siyonist haydutlar-katiller çetesinin karşı gelinemez olduğu anlayışı, büyük bedeller ödenerek da olsa, tarihin çöplüğüne atılmış oldu.

Bu süreç, adaleti ve özgürlüğü isteyen insanların uyanmasına da vesile oldu. Bütün gücün inanmak direnmek gereği gibi hazırlık yapmaktan geçtiği ortaya konuldu. Gerçekten inanmanın direnmenin sabrın, sebatın, tevekkülün zaferi gerçekleşti.

*İstanbul'dan Sâhir Dönmez isimli da diyor ki meajında, özet olarak: 'Ağabey, dün sabah katıldığın bir toplantıda , kabul ediyorum, herkes sizden bir değerlendirmek almak istiyordu, ama, o toplantıya 2 bini aşkın katılım olduğu için, pek konuşmadınız.. Bu sessizliğinizi anlıyorum, ama, biz okuyucular da sizi her zaman göremiyoruz ki..' diyor..

-- Evet, bu okuyucumuzun tesbitlerine biraz değineyim.. Dün sabah, İstanbul'un Çağlayan mıntıkası taraflarında, gökdelenler arasında bir salonda, büyük bir toplantı tertib olunmuştu; 'Uluslararası Vuslat Platformu' isimli derneğin başkanı Hamza Cebeci kardeşimizin sorumluluğunda.. 2 bine yakın davetlinin katıldığı bu toplantıda, 'Dâr'ul'Aceze' müessesinin önceki Başkanlığı'nı da yıllarca üstlenmiş olan Hamza Cebeci, M. Eğitim Bakanı Yûsuf Tekin'i de davet etmişti bu toplantıya.. Yûsuf Tekin Bey, yaklaşık 45 dakika kadar süren ve Eğitim politikasında geçmişten bazı çarpık örnekleri hatırlattığı bir konuşma yaptı.. Geçmişteki yanlışların tekrarlanmayacağına ve son bulacağına dair daha bir ümidlendim..

Dün öğleden sonra ise, 'Türkiye Yazarlar Birliği'nin Sultan Ahmed'de, Divanyolu'ndaki İstanbul şubesinde felsefe tarihçisi ve hattat Prof. Şahin Uçar Hoca'nın konuşmasını dinledik.. Şahin Hoca'yla 30 yıl öncelerde Tahran seyahati sırasında yaptığımız uzun konuşmaların tadı damağımızda kalmıştı. Dün, o günler yeniden hatırladık..

*Adıyaman'dan Mehmed Arı isimli okuyucu diyor ki: 'Selamunaleykum âbi. Ben Adıyaman-Kâhta'dan yazıyorum. Bir ara gelmiştiniz ve tanışmıştık. (...) Bazıları için önemli olmayabilir ama benim için önemli olan bir şeyler yazdım. Çocukluktan beri mâna veremediğim konulardaki görüşlerim, bir kitaba dönüştü. Eğer lûtfedip bir yorum yapsanız..'

--Okuyayım, ondan sonra, inşaallah..

*