
Tahran'ın bitmeyen Türkiye düşmanlığına rağmen, Trump'ın hedefindeki İran'ı destekliyoruz. Çünkü İran'ın huzuru ve bütünlüğü, kendi ülkemiz kadar önemlidir. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gazetecilerle sohbetinde; İran'a askerî müdahaleyi önlemek için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.
Ancak bu desteğimiz, İran'ı çok sevdiğimiz anlamına gelmemektedir. Bazı muhafazakârlar, güzelleme yarışına girdikleri İran ile beraber haşrolabilir! Ancak İran'ı, "İslâm Devleti" ve "Türkiye dostu" gibi sunmaları abesle iştigaldir.
İran'ın Türkiye düşmanlığı, ideolojik çerçevede kalmış da değildir. Her fırsatta fiiliyata geçmektedir. 40 yıldır PKK'ya yataklık etmektedir. Ayrıca Suriye'de, TIR'lar dolusu silahı ABD göndermiş; ama asıl lojistik ve stratejik desteği, Şam'ın arkasına gizlenen İran vermiştir. Halen de, YPG'nin terör örgütü olarak varlığını sürdürmesi için, ABD ve İsrail ile omuz omuza çalışmaktadır.
İran'ın İsrail düşmanlığı, "karşılıklı kazanç stratejisi" gereğidir. Fiiliyatta; Türkiye düşmanlığı, İsrail'den fersah fersah öncedir.
Çünkü İran'daki Türkiye düşmanlığı "Sünnî düşmanlığı"na dayanmaktadır!
Bu öfkenin kaynağı olan "Şiîlik" (Sebeiyye) adlı bidat fırkasını kuran İbn Sebe el-Himeyrî, San'alı bir Yahudi'nin oğludur.[1]
"Abdullah bin Sebe" adında bir Müslüman görünerek İslâm'da ilk kanlı fitneyi çıkaran bu kripto, 3. Halife Hazret-i Osman (radıyallahü anh) Efendimizi, 17 Haziran 656 Cuma günü evinde Kur'an-ı Kerim okurken hunharca şehid ettirmiştir!
Bu düşmanlık, Ehl-i sünnete karşı, Haçlılarla işbirliği yapacak kadar derindir. 1502'de Şiî Safevî devletini kuran Şah İsmail, Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi vesellem) mübarek bedenini Avrupa'ya kaçırmak gibi hain bir hayalle Cidde'ye dayanan Portekizlilere, "Mekke ve Medine'ye birlikte girelim. Kâbe'yi imha edelim" deme hıyanetini göstermişti. Neyse ki 1512 yılında tahta çıkan Yavuz Sultan Selim Han, hepsinin dersini vermişti.
ABD, KOMÜNİST RUSYA'YA KARŞI İSLÂM'I KULLANDI
Safevîler'in yıkılmasından sonra etkisini ve gücünü kaybeden Şiîlik, Humeyni'nin "İran İslâm Devrimi" sayesinde tekrar güçlendi.
Peki, bu devrim nasıl gerçekleşti?
Defalarca darbe yiyen bir millet olarak çok iyi öğrendik ki, sokaklarda bağırarak "darbe" yapmak; hele rejim değiştirmek mümkün değildir. Maalesef; belirleyici olan, emperyalistlerin desteklediğidir.
Öte yandan Haçlı Siyonist hıyanet, her ülkede farklı argümanlar kullanıyor. Hatta aynı ülkedeki farklı kesimleri bile, farklı yöntemlerle kandırıyor. İngilizler Hindistan'ı ele geçirme döneminde, Müslümanlar arasından devşirdikleri Kadıyanîlere, "İnek kurban etmek, koyunla kıyaslanamayacak kadar sevaptır" vaazları verdirirken; Hindulara da "Bakın sırf size düşmanlık olsun diye koyunlar dururken, tanrılarınızı kurban ediyorlar" diyorlardı!
Nitekim Amerika da, 1970'li yıllarda gücünün zirvesinde olan ve hızla yayılan Komünist SSCB'nin önüne set çekmek için "İslâmiyet"i kullanmıştı. Fetullah Gülen'in de dahil edildiği meşhur "Yeşil Kuşak Projesi" bu şeytanlığın eseriydi.
Bu entrikayı anlayabilmek için, 12 Eylül darbesinin de başrol oyuncusu olan Paul Henze'i iyi tanımak gerekir. 1974-77 yıllarında CIA Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yaptıktan sonra "merkez"e çekilen Henze, National Security Council (Ulusal Güvenlik Konseyi) Üyesi olarak ABD'nin, bölgemize yönelik stratejilerini belirleyen isimdir.
Yahudi işadamı Jak Kamhi'nin hatıralarındaki, "Paul Henze'nin 'Dine Dönüş' Projesi" başlıklı bölüm, tam da arz etmeye çalıştığımız entrikayı doğrulamaktadır:
"1978 yılında TÜSİAD heyeti olarak ziyaret ettiğimiz ABD Başkanı Carter, Sovyet Rusya'nın bölgemizdeki 'Komünist baskıları'ndan çok endişelendiklerini belirterek, 'Bunu önlemenin tek yolu, insanları inanca yönlendirmektir' dedi. Ulusal Güvenlik Konseyi Üyesi Paul Henze de, 'İslâm dini, Komünizmi yasaklıyor. Bu nedenle biz o bölgede, dine dönüş konusunda çalışmalar yapacağız' diye ekledi. Hepimiz donup kaldık! Çünkü ABD, Atatürk ilkelerini yok etmeyi hedeflemişti! Bu endişemizi Henze'ye ilettik, o da 'Merak etmeyin Türkiye bunun dışında kalacak' diye cevap verdi!"[2]
Bakmayın Henze'nin "Türkiye hariç" dediğine... En önemli "piyon" olan Türkiye için özel proje üretmişlerdi. CIA, ilk "Komünizmle Mücadele Derneği"ni 1963'te kurmuş ve birkaç yıl içerisinde şube sayısı 110'a çıkmıştı. Fetullah Gülen de, Erzurum'daki "KMD" üzerinden hizmete alınmıştı.
Sonrası malum! Biz, konumuz olan İran'a dönelim.
İRAN, "İSLÂM" DEĞİL; "ŞİÎ DEVLETİ"DİR!
İran Şahı M. Rıza Pehlevi tarafından 4 Kasım 1964'te Türkiye'ye sürülen Humeyni, bir süre Bursa'da kaldıktan sonra, Şiîlerin "kutsal kent"i Necef'e yerleşmiş; ancak, "devrim"in selameti için 6 Ekim 1978'de Paris'e gitmişti.
Fransa Dış İstihbarat Teşkilatı "Direction Générale de la Sécurité Extérieure" tarafından korunan evde kalan Humeyni; Haçlı Seferleri öncüsü Fransa'nın kucağında "İslam Cumhuriyeti" inşa etmişti!
Asıl ilginç ayrıntı ise 1 Şubat 1979 tarihindeki Tahran dönüşünde gerçekleşti. General Amir Hüseyin Rabii'nin hazırladığı 3 ayrı suikastı MOSSAD, İran askerî ataşesi Yitzhak Segev aracılığıyla haber vererek Humeyni'yi kurtarmıştı![3]

Sonrasında ise tıpkı, PKK'yı kurma çalışmalarını yürüten "Apocular" dedikleri 14 kişiden, Öcalan dışındakilerin yok edildiği gibi; Humeyni ile aynı uçakta dönen "mesai arkadaşları" da, çok şey bildikleri için ortadan kaldırılmışlardı!
Yani 11 Şubat'ta gerçekleşen darbenin adı "İslâm Devrimi" olmuştu ama aslında "Dine Dönüş Projesi"nin "kilit taşı" konmuştu! Zaten 4 Kasım 1979 günü İranlı öğrenciler ABD Tahran Büyükelçiliği'ni bastığında dağılan belgelerle, CIA'nın Humeyni'ye desteği de ortalığa saçılmıştı!
Ayrıca İsrail/ABD düşmanı(!) Humeyni rejimine ambargo uygulanıyordu ama Irak'a karşı kullanılan silahların ABD'den geldiği de, 1986'da patlayan "İrangate Skandalı" ile anlaşılmıştı!
"EN BÜYÜK DÜŞMAN"A EN BÜYÜK DESTEK!
"ABD ve İsrail, İran'a saldırı hazırlığı yapıyor; sen ittifaktan bahsediyorsun" diye düşünenler olabilir. Unutmayınız ki, Yahudilerin ve Acemlerin en büyük gücü "algı" oluşturmak; yani "göz boyamak"tır.
İran, İsrail ve ABD'ye düşman olmuş da ne zarar vermiş?
"Sözde" kalan bu düşmanlık, iki tarafın da işine yaramaktadır. İran, İsrail düşmanlığı sayesinde bir "Yeşil emperyalizm" denemiştir. Bugün halk isyanı için kullanılan ekonomik krizin asıl sebebi de ambargolar değil; İran'ın bu emperyalizm merakıdır. İsrail ise, İran tehdidi(!) sayesinde, "nükleer"e kadar uzanan silahlanmayla işgallerini sürdürmüştür.
İran, 1 Nisan 2024 günü Şam'daki İran Büyükelçiliği'ni vurarak 7 askerini öldüren İsrail'e, 13 Nisan akşamı 300 füze fırlatmıştı. Bunların çoğunu ABD imha etmiş; İsrail'e ulaşanlar ise "Demir Kubbe"ye takılmıştı.
Oysa, Gazze'de 190 gündür vahşi bir katliam sürdüren İsrail, bu etkisiz misilleme sayesinde "mazlum ve mağdur" oluverdi! Batı, saldırgan(!) İran'a odaklandı; İsrail ise, yeni katliamlar için "kredi" kazandı.
İsrail'in, yıllardır öldürmeyi başaramadığı HAMAS lideri İsmail Haniye, 31 Temmuz 2024 gecesi Tahran'daki en güvenli mekânda, nokta atışla öldürüldü.
Bu bile başlı başına İsrail'e büyük bir hizmettir!
13 Haziran 2025 günü İran'a saldıran İsrail, 70'ten fazla askerî yetkiliyi ve nükleer bilim adamını, bir gecede eliyle koymuş gibi bulup öldürdü!
"İran da İsrail'i füze yağmuruna tuttu" diyebilirsiniz.
Evet, birkaç bina yıkıldı, 29 İsrailli öldü! Ama medya günlerce canlı yayın yaptı, Gazze'deki vahşeti perdelemek için pazarlandı! Büyük kazanımlar için bir miktar Yahudi'yi feda etmek Siyonistlerin klasik stratejisidir.
Kaldı ki, Gazze'nin bu hale gelmesine sebep olan İran'dır.
Kimse konuşmuyor ama 7 Ekim'deki HAMAS saldırısı, İran'ın tahrik ve desteğiyle yapılmıştı, destek devam edecekti! Ne yaptı peki?
NETANYAHU BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMA PEŞİNDE!
Bakmayın Trump'ın esip gürlediğine! Onu konuşturan Netanyahu'dur? Çok hain bir plânla; "Büyük İsrail" karşısındaki son iki engel olan İran ve Türkiye'yi birlikte halletme peşindedir!
Gerçekten İran'ı Suriye'ye benzetebilirlerse, bu hedefe çok yaklaşmışlar demektir. Çünkü İran'daki iç çatışma, istikrarı "Kaf Dağı"nın arkasına gönderir.
Buna ilaveten, Türkiye'ye yönelecek bir mülteci akını, İsrail'in kesin zaferidir! Çünkü gelecek olanların çoğu "enfeksiyonlu"dur! Bırakın yeni bir ekonomik ve sosyal kamburu; iç barış da, Terörsüz Türkiye de yerle bir olabilir.
Ayrıca İsrail, İran'daki operasyonlarını dışarıdan gönderdiği MOSSAD üyeleriyle değil, içeride oluşturduğu "FETÖ" tipi yerli maşalarla yürütmektedir. Bunlar, "İranlı Mülteci" olarak Türkiye'ye gelecektir.
Bu yüzden İran'ın toprak bütünlüğü, Türkiye için hayatî öneme haizdir. İsrail, Suriye ve İran sınırımız boyunca Türkiye'ye "komşu" olmaya; daha doğrusu Türkiye'yi kuşatmaya çalışmaktadır. O zaman içten dıştan entrikalarla yıkmak çok kolay olacaktır.
[1] Abdullah bin Sebe, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 1, Ethem Ruhi Fığlalı, İstanbul 1988, s. 133.
[2] Jak Kamhi, Gördüklerim Yaşadıklarım, Remzi Kitabevi, İstanbul 2013, s. 239.
[3] Mike Evans, Jimmy Carter, Crossstaff Publishers, 2009, s. 251.