Faik Tanrıkulu
Faik Tanrıkulu
Tüm Yazıları

İran krizi: Harita ne söylüyor?

İran'ı bugün "sadece İran" diye okumak, bölgenin gerçekliğini ıskalamak olur. Çünkü bu dosya bir anda üç ayrı düzlemde açılıyor: Birincisi içeride ekonomik yıpranma ve toplumsal gerilim; ikincisi dışarıda enerji yolları ve deniz ticareti; üçüncüsü ise Washington–Tel Aviv hattının güvenlik mimarisi.

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve petrol ürünleri 2024 ve 2025'in ilk çeyreğinde, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin %25'inden fazlasını ve dünya petrol/petrol ürünü tüketiminin yaklaşık beşte birini oluşturuyor; ayrıca küresel LNG ticaretinin de yaklaşık beşte biri aynı boğazdan geçiyor. Bu, "vur" ya da "vurmadın" tartışmasının ötesinde bir gerçek: Körfez'de tansiyon yükseldiği anda dünyada fiyat oynar; fiyat oynadığı anda Türkiye'de enflasyon, kur ve enerji faturası oynar.

İran, OPEC içinde 2023'te dördüncü en büyük ham petrol üreticisi, 2022'de ise dünyada üçüncü en büyük kuru doğal gaz üreticisi konumunda. Ayrıca ülkenin doğal gaz rezervleri zaten "dünyanın en büyüklerinden" sayılıyor; yakın dönemde duyurulan yeni keşifler de bu tabloyu güçlendiriyor. Yani İran'a yönelik bir askeri baskı, "bir ülkeye baskı" değil; enerji piyasasına, deniz ticaretine ve Asya'ya giden arz hatlarına baskıdır. Nitekim Hürmüz'den geçen ham petrol ve kondensatın %80+'sının Asya pazarlarına gittiği hesaplanıyor; en büyük pay Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'de toplanıyor. Bu, Washington'ın İran dosyasını aynı zamanda Pekin'e uzanan büyük güç rekabeti bağlamında gördüğünü de anlatır: İran'ı sıkıştırmak, belirli ölçüde Asya arz güvenliğini ve Çin'in enerji tedarikini de sıkıştırmaktır.

İran'daki protesto dalgasının arka planına "enflasyon ve paranın değer kaybı da önemli etmenlerden... Nitekim İran'da yüksek enflasyonun yıllardır kronikleştiğine ve riyalin dolar karşısında aşırı değer kaybettiğine dair çok sayıda gösterge var; Serbest piyasada riyalin dolar karşısında 1.150.000 seviyelerine kadar gerilediğini ve uzun süreli yüksek enflasyonun bunu beslediği görülüyor.

Benzer şekilde, kuraklık ve su yönetimi İran'daki toplumsal hareketliliği artırıyor. Öyle ki, Urmiye Gölü havzasının giderek kuraklaşması. Bu sorun yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda yer değiştirme ve demografik basınç üreten bir güvenlik meselesi. Bir ülkenin suyu çekildiğinde, sadece gölü değil, düzeni de çekilir. Kırsal çözülür, kent şişer, iş piyasası gerilir, siyaset sertleşir. İran'da görülen gerilim, bu zincirin parçalarını taşıyor.

Peki İsrail burada nereye oturuyor? Bölgenin "sert güvenlik" mantığında İsrail'in güvenliği, ABD'nin Körfez ve Levant politikasının en değişmeyen sütunlarından biri. İran'ın nükleer kapasitesi, füze programı ve bölgesel vekil ağları Tel Aviv için doğrudan tehdit algısı üretirken; Washington açısından bu tehdit hem müttefik güvenliği hem de caydırıcılık mimarisi başlığına bağlanıyor. Bu yüzden İran dosyası, enerji boğazı (Hürmüz) ile güvenlik doktrini (İsrail'in caydırıcılık ihtiyaçları) arasında gidip gelen çift kilitli bir kapı gibi: Kapı zorlandığında, dalga sadece İran kıyılarına değil Doğu Akdeniz'e, Kızıldeniz'e ve Türkiye'nin doğu sınır hattına da vuruyor.

Burada geçmiş bize ne söylüyor? Irak'ta "rejim değişikliği" ile açılan boşluğun nasıl uzun süreli istikrarsızlığa dönüştüğünü, Suriye'de iç savaşın nasıl kitlesel göçe ve sınır aşan güvenlik tehditlerine kapı araladığını Türkiye bizzat tecrübe etti. "Dış müdahale" genellikle hedef ülkede "kısa vadeli askeri sonuç" üretir; ama komşular için "uzun vadeli sosyal ve güvenlik maliyeti" üretir. Bu maliyetin adı çoğu zaman göç dalgası, kaçakçılık hatlarının genişlemesi, radikalleşme ve sınır güvenliğinin aşınmasıdır.

Türkiye açısından en kritik risk, İran'a yönelik bir darbenin ya da hava harekâtının "operasyonel başarısı" değildir; o operasyonun içeride doğuracağı çözülmenin sınır boyunca yaratacağı boşluktur. Çünkü büyük devletler, İran gibi geniş coğrafyayı "işgal ederek" yönetmek yerine, çoğu zaman "zayıflatma–izolasyon–iç parçalanmayı hızlandırma" gibi daha dolaylı yöntemlerle sonuç almaya çalışır. Bu yöntemlerin yan etkisi ise komşulara taşan kontrolsüzlüktür. İran gibi nüfusu büyük, etnik ve mezhepsel fay hatları olan, ekonomik yaptırımlarla yorulmuş bir ülkede kontrolsüzlük ihtimali büyüdükçe; Türkiye için üç başlık aynı anda kırmızıya döner: Göç baskısı, sınır sızmaları (uyuşturucu/kaçak ağlar ve silahlı yapılanmalar) ve enerji fiyat şoku.