Halime KÖKCE
Halime KÖKCE
hkokce@star.com.tr
Tüm Yazıları

İran Suriye olur mu?

Çok sevimsiz bir soru farkındayım, asla bir temenni barındırmıyor, algı amaçlı da yazılmış değil. Diyeceksiniz ki madem bu kadar çok tevile muhtaç, neden bu başlığı attın.

Attım çünkü her şeyin ihtimal dahilinde olduğu bir dönemden geçiyoruz ve İran'daki gelişmeler maalesef böylesi bir ihtimali akla getirecek boyutlarda.

Ayrıca yeni bir Suriye'ye bu bölgenin gerçekten tahammülü yok.

İran halkının yaşayacağı acılar bir yana birleşik kaplar kanunu misali, etrafımızda olan biten her şeyin ceremesini bölge olarak hep birlikte çekiyoruz. Üstelik tıpkı Suriye'nin güney komşumuz olması gibi İran da doğu komşumuz ve buradaki her türlü istikrarsızlık bizi son derece olumsuz etkileme potansiyeline sahip.

Dolayısıyla elimize çekirdek alıp komşuda olan biteni seyredecek durumda değiliz. "Rejim de zaten şöyleydi, böyleydi" diyecek halimiz de yok. Evet, rejimin meşruiyetini kaybettiği tespiti doğru ama tecrübeyle sabit "yıkılarak ortadan kaldırılan" şeylerin yerine ne kolaydan yenisi ne de daha iyisi geliyor.

Bu tür gerekçelerle yapılan dış müdahalelerin ne gidene ne yeni gelene bir faydası oluyor. Nasıl ki Trump'ın Maduro'yu devirmesinin sebebi Venezuela'daki insan hakları ihlalleri değildi, ABD ve İsrail'in İran'a husumetlerinin sebebi de halkın artık molla rejimini istememesi değil.

Bahane üretmekte üstlerine yoktur. Zaten artık bahaneye bile ihtiyaç duymadıkları bir kafa konforunda yaşıyorlar. ABD'nin yeni müdahale aparatı Trump'la her şey daha kolay!

İran'ın Türkiye'ye çoğu zaman hiç de dostane politikalar geliştirmediğini, zaman zaman son derece hasmane olduğunu da bilerek yazıyorum bunları. Suriye'deki iç savaş süresince İran resmi medyası "Deaş destekçisi" demeden Türkiye'den bahsedemez olmuştu. Rejim ihracı stratejisinden Türkiye de nasibini almıştır. Türkiye ile İran savaşsa İran'ın yanında olurum diyen Türk siyasetçi de bulabilirsiniz, gazeteci de.

Samimi fikrim şudur ki İran'ın Türkiye'ye bakışı İsrail'e bakışından daha iyi değildir. Lakin buna rağmen Türkiye İran'a aynı ile muamele edemez. Nitekim olaylar başladığından beri Türkiye istihbaratıyla ve Dışişleri diplomasisiyle İran'daki süreci selamete kavuşturmak için çabalamaktadır. Olaylar neye evrilir sorusuna henüz cevap verebilen yok. ABD'nin müdahale ihtimali ile Tahran-Washington arasında yeniden nükleer görüşmelerin başlama ihtimalinin aynı anda konuşulduğu bir vasattayız. Umarız mollaların aklı başına gelir de daha makul bir sonuç için inisiyatif alabilecek aktörler ön plana çıkar.

PKK bu fırsatı kaçırmak istemez!

Konuya bu yönüyle yaklaşan pek olmadı ama tanıdığımız PKK'nın İran'daki karışıklık fırsatını kaçırmak istemeyeceğini tahmin etmek zor değil. Özellikle taban bulmuş örgütlerin fiili istikrarsızlık ve şiddet ortamlarında kabiliyetlerini yükselttikleri ve genişleme alanı buldukları bilinen bir gerçek. Nitekim PKK'nın 2013'teki çözüm sürecini baltalamasının sebebi Suriye'deki iç savaşı fırsata çevirme stratejisiydi. YPG'nin 10 Mart mutabakatına ayak diremesi, kendine göre farklı yorumlayarak maksimalist davranması ve Halep'te bir türlü silah bırakmayıp silaha davranmasının arka planında İran'la ilgili olası gelişmeleri takip ediyor olmaları var. Sadece devletler istihbarat almıyor, bölgedeki örgütler de güvenlik ve diplomatik gelişmeleri yakından takip ediyor, buradan kendilerine ne düşeceğinin hesabını yapıyor.

İran'da PJAK silahlı şekilde kalkışmanın içindeyken PYD'nin Suriye'de işi yokuşa sürmesine şaşırmamak lazım. Demek biraz daha vadesi var bu işin.