Betül Soysal Bozdoğan
Betül Soysal Bozdoğan
betul.bozdogan@star.com.tr
Tüm Yazıları

İran toplumunun dünyaya verdiği ders; Dezenformasyonla mücadele ‘vatan savunmasıdır'!

Post truth çağda verilen en büyük mücadele; hakikati ortaya çıkartma meselesidir.

Hakikat sonrası dönem olarak tarif edilen içinde yaşadığımız dünyada, nesnel gerçeklikler dikkate alınmazken oluşturulan algılar realiteyi oluşturuyor.

Böyle bir dönemde hegemonik güçler, kendi çıkarlarına ulaşmak için toplumları manipüle ediyor ve dezenformasyonu yayıyorlar.

Dijital medya ile birlikte yalanı yaymak daha kolay oldu. Toplumsal yeni hareketler, dijital ağlar üzerinden organize edilmekte.

Üstelik dezenformasyonun kaynağı sadece troller ve bot hesaplardan oluşmuyor.

Dezenformasyon denilen yalan haberin kaynağı kimi zaman konvansiyonel medya dediğimiz bilindik gazete ve TV kanalları olabilir.

60 Darbesi öncesi, Adnan Menderes'e itibar suikastı medya üzerinden gerçekleştirilmiş ve "Vatan Caddesi'nde gösteri yapan gençlerin tutuklanıp, öldürüldükten sonra kıyma makinesinden geçirildiği" yalanı, gazetelerin manşetinden paylaşılmıştı.

28 Şubat'ta Postmodern Darbe'nin zeminini yine geleneksel medya, kurgu gazete manşetleri ve akşam haberlerindeki dezenformasyon üzerinden hazırlamıştı.

Dış dünyaya baktığımızda Körfez Savaşları'nda dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'i "istenmeyen adam" olarak göstermek için Amerikan medyası, Fransa kıyılarında çekilmiş bir fotoğrafı, körfezden bir kare olarak yansıtmış ve "Saddam'ın zulmü" olarak pazarlamıştı. Tüm dünya Saddam'ın körfezde bir çevre felaketine neden olduğunu, karabatakların petrole bulanmış acı fotoğraflarıyla öğrendi. Ve fakat fotoğraf da ve hikayesi de tamamen kurgu ve dezenformasyondu.

Yıl 2003 olduğunda ABD, Irak'ı işgal etmek istedi. Chomsky'nin 'rızanın imalatı' kavramından yola çıkarsak ABD'nin toplumsal bir rıza üretmesi ve dünya kamuoyunu buna ikna etmesi gerekiyordu. Evet, bir yalan bulundu; Irak'ta kimyasal ve nükleer silah olduğu öne sürüldü ve sonrasında Irak tarumar edildi. Kütüphanelerinden tarihi saraylarına kadar tüm kadim binalar yakıldı. Katledilen halk içinse bölge halkı hala gözyaşı döküyor.

Bugüne gelelim...

Trump, İran'ı işgal girişiminde bulunmak için yalan dahi olsa bir neden üretme gayretine girmedi. Oldukça fütursuz ve nobran davrandı.

Süreç içinde İran rejimini yıktığını ilan etti ve fakat ortada yıkılan bir rejim yoktu. İran da hala İran İslam Cumhuriyeti olarak anılıyor. Değişen şey sadece yönetim kademesindeki isimlerdi.

Peki bu örnekleri neden verdim?

Günümüzde dezenformasyonun kaynağı; kimi zaman bir medya kurumu kimi zaman ise bir devlet başkanı olabiliyor.

İran ile savaş sürecinde İran toplumunu bölmek, rejime karşı isyana sürüklemek için Trump, defalarca sokağa çağrı yaptı. Dezenformasyon odakları, İran halkını ABD ve İsrail'i desteklemeye sevk etmek için içerideki sorunları gündeme taşıdılar. CIA ve Mossad ile çalışan İranlılar, İran içinde harekete geçirildi.

Peki İran halkı dezenformasyon karşısında sürece kapılıp giden bir seyir mi izledi, agah ve uyanık mı davrandı?

İran halkı kendi devletleri ve medeniyet mirası hususunda tamamen milli bir duruş sergilemeyi başardı. "Sorunlarımız var. Daha fazla özgürlük ve ekonomik refah istiyoruz ama biz sorunlarımızı kendi içimizde çözeriz. ABD işgal girişimindeyken biz bir ve bütünüz. ABD'ye karşı omuz omuzayız" demeyi başardılar.

ABD medyadan siyasete, beşinci kol faaliyetlerinden istihbarat çalışmalarına kadar dezenformasyona yüklendi ve fakat psikolojik harekatta da başarılı olamadı.

İran halkı duruşuyla dünya milletlerine mesaj verdi.

Dezenformasyonla mücadele, vatan savunmasıdır!

Dezenformasyonla mücadele milli güvenlik meselesidir.

Ülke sınırlarını korumak kadar, dijital çerçevede sınırlarımızın içini de korumamız elzem görevdir.

Bu bağlamda her okuduğunuz habere inanmayın. Her duyduğunuz söyleme kanmayın. Resmi ve teyitli kaynaklara bakın.

Algı oyunlarının yaygınlaştığı fasık bir dönemin içindeyiz.

Önce kendimizin algı dünyası, sonra da ailemiz ve çevremiz için dikkatli olmak zorundayız!