Sibel ERASLAN
Sibel ERASLAN
sibeleraslan@star.com.tr
Tüm Yazıları

İran'a bölgesel sağduyu ile bakabilmek…

Biz bu yazıyı kaleme alırken, ABD, tarihte görülmemiş büyüklükte bir askeri yığınağı İran'ı kuşatmak maksadıyla bölgeye yığmıştı zaten. ABD güçleri, yazımız yayımlanmadan belki de 'İran'ın nükleer silahlanmaktan vazgeçmesi' amacına matuf saldırılarına başlayacaktır. Gerçi görünürdeki Perşembe günü Cenevre'de yapılacak İran-ABD müzakeresi iptal edilmiş değil. Fakat özellikle ABD büyükelçiliği çalışanlarının ve ABD vatandaşlarının Lübnan'ı toplu olarak terk ettiklerine dair haberler, işin her an müzakere dışına kayacağına dair yorumlara sebep olmakta...

İran-ABD kapışmasında İran'ın içeride yaşadığı rejim sıkıntılarını ve halk ayaklanmalarını pek çok yorumcu, bu savaşın önemli ayaklarından sayıyor. Günümüzdeki ifadesiyle hibrit savaşlarda, hedef ülkenin toplumsal fay hatları ve kırılganlıkları güçlü birer savaş aracına dönüşebiliyor. İran'da uzundur devam eden geçim sıkıntısı ve gençlerin hürriyet tempolu arayışları, bir kartopu gibi yuvarlanarak hızla hükümet karşıtı ciddi bir harekete dönüştü. İran'da çarşı yani esnaf, yani 'humus'u ödeyenler, siyasetin belirleyici profili olarak, İran'a karşı sert hatta ölümcül ifadelerle askeri yığınaklarını artıran ABD kuşatması karşısında, hükümet aleyhtarı görünümden uzaklaşacaktır. Ama gençler için ABD tehdidi aynı çimento etkisini büyük ihtimalle göstermeyecektir.

Mr. Trump'ı basın önünde de sıkıştıran sorular çerçevesinde düşünüldüğünde, sanki İran'a olan baskının MAGA'dan değil de İsrail'den kaynaklandığı fikrini kuvvetlendiriyor. Bize göre bunların arasında bir fark yoktur ve MAGA yani Büyük Amerika ideali değil de asıl olan Büyük İsrail hedefidir ve MAGA sadece bir laf örüntüsüdür. Lakin yine de Mr. Trump'ın MAGA gibi bir ideal düşünüldüğünde İsrail'i ve Siyonizm'i bir büyük baskılayıcı güç olarak gördüğü fikri de yabana atılır cinsten değil... Zira ABD, İsrail yüzünden büyük bedeller ödüyor. Dünya çapında ciddi bir itibarsızlaşmaya ve yalnızlaşmaya mahkum edilen Siyonizm'le aynı başlık altında anılmak, aynı ideolojik gömleğe sokulmak, ABD'ye ne sağlayabilir? Sadece yeni düşmanlıklar, yeni reddiyeler..

Ne olursa olsun İran, Orta Doğu'nun özgül ağırlığı büyük olan bir ülkesi ve denge unsurlarının başında geliyor. Yani bugün İran'ın ateşe atılması ve çökertilmesi, bölgede ciddi yeni gerilimlere, girdaplara yol açabilecek seviyededir. Böyle bir şey olursa Türkiye dahil bundan tüm bölge ülkeleri ciddi şekilde etkilenecektir. İnşallah müzakereler olumlu neticelenir ve savaş çıkmadan yapılacak bir anlaşmayla birlikte bölge bu beladan sıyrılır...

Dış politikada artık sadece kendi ülkeniz için iç barıştan söz etmenin pek bir anlamı kalmadı. İçeride istikrar ve barış arayanların, dışarıda ve öncelikle bölgelerinde de istikrar ve barış arayışları tesadüf olmasa gerek. Dolayısıyla Türkiye için de iç barış, ancak bölgesel barış ile tahkim edilebilecek fonksiyonel bir denkleme dönüştü.

TV'leri açtığımda ve yorumları okuduğumda ABD holiganlığıyla İran'ın sürekli hedef tahtasına oturtuluyor oluşunu da bu bağlamda makul karşılayamıyorum. Hatta akıl dışıdır. ABD'nin İran'ı vurması Türkiye'ye ne kazandıracaktır, bu arkadaşlarımız kimin hülyasını görmekteler anlayabilmek kolay değil. Öte yandan bunu yazabilmek de kolay değil, çünkü hemen ''İrancı'' yakıştırması size yapıştırılmak üzere köşede tutuluyor...

Sosyal medyada; sinema filmlerini, şarkılarını, yönetmenlerini, şairlerini, filozoflarını defalarca alıntıladığımız İran, nasıl da bu şekilde düşmanımız oluverdi. Anlayabilmiş değilim. Anlayabildiğim kısmıysa mezhep farklılığıdır. Prof. Fethi Yeken (Sünni'dir) İslam kardeşliği vurgusuyla, tevhid inancı çerçevesinde bu bağlamda çok uğraşmıştı. Mezhep farklılığına rağmen Müslümanların 'kelime-i şehadet'te birleşebileceğine inanıyordu, bunun için canı gönülden uğraşan bir ilim adamıydı... Böyle bir tevhidin olabileceğini benim neslim de hep hayal etti.

Lakin özellikle son olarak Suriye'de yaşananlar, İran'ın Suriye'de öncülüğünü yaptığı Şia'cılık, tüm bu tevhid ümitlerini soldurdu, çok kötü şeyler yaşandı. Keza Irak ve Lübnan'da da İran siyasi ve dini açılardan çok etkinleşmişti. Lakin Suriye, Irak, Lübnan derken, İran içerideki muvazenesini yitirdi, dışarıyı mezhebi şekilde fethetmeye kalkarken bugün kendi evinde ölümcül yaralar aldı... Keşke mezhepçiliği ve devrim ihracını böylesine bir hedef haline getirmemiş olsaydı. Kendisini soyutlamak yerine, bölgesinde bütünleşebilmeyi başarabilmiş olsaydı...

İran için siyasal kadroları derhal feshedip hatta yenileyerek, bir erken seçimle toplumsal güveni kazanmak öncelikli şart gibi gözüküyor. Ülkeyi çepeçevre kuşatmış düşman çemberinden çok daha ölümcül olabilecek darbeleri, içeriden alabilir, keza Mossad benzeri casus yuvalarının İran'ı nasıl içten içe delik deşik ettiği de ortadadır...

Neticeten şunu söylüyoruz: Barış ve selamet kazansın, bölgemizde yeni ve sonuçları ağır olacak bir savaş daha istemiyoruz... Savaş kışkırtıcılığı yapmanın kimseye faydası yok.