Yazarlar

Beril DEDEOĞLU

Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

İran’dan ‘dost ateşi’

İran Genelkurmay Başkanı Firuzabadi, Türkiye’nin Kürtleri hedef almasını sert biçimde eleştirmiş. Firuzabadi’ye göre Kürtler alanda dünyanın en tehlikeli örgütü IŞİD ile mücadele ediyorlar, onların zayıflatılması demek IŞİD’in güçlenmesi anlamına geliyor. Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki Kürtlere yönelik operasyonlar sonucunda IŞİD’e alan açılacağını, Türkiye’nin sınırında IŞİD’in güçleneceğini ve Türkiye’nin de daha fazla tehdit altında olacağını ileri sürüyor.

Uyarıları muhakkak ki sadece Türkiye’nin iyiliğini istediği için yapıyor.

Ancak ortada bazı ufak sorunlar var. Türkiye Kürtleri hedef almıyor, PKK’yı hedef alıyor. PKK, Türkiye’ye yönelik saldırıları kadar IŞİD’e saldırmış mıdır, bu konuda büyük başarılara imza atmış mıdır, orası zaten açık değil. Ayrıca eş zamanlı olarak İran’daki siyasi kesimlerden PKK karşıtı açıklamaların geldiğini de hatırlatalım.

İran’ın örgüt ismi zikretmeden eylemleri “Kürtlere” yönelik olarak tanımlaması, Türkiye’de olası Kürt kalkışmasını epeyce teşvik edici nitelikte. Bu açıklamadan bir kaç gün önce İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin İran Kürdistan’ını ziyaret ettiği, burada Kürdoloji Enstitüsü açılacağını, Irak Kürdistan’ı ile  iyi ilişkiler istediklerini ilan ettiğini de hatırlarsak, ortaya çıkan mesaj açık. İran, Kürtlere iyi davranan, Türkiye ise kötü davranan oyuncu.

İran kime söylüyor?

Karikatürize edersek, cici çocuk İran, Türkiye’nin kötü çocuk olduğunu; kendisi Kürtlere sahip çıkarken Türkiye’nin hala IŞİD’i kolladığını kime söylüyor diye düşünmek gerekiyor.

Muhtemelen İran’ın son dönemki davranışlarının muhatabı bazı Avrupa ülkeleri. Türkiye yerine, Türkiye’yi by-pass ederek İran ile yakınlaşmalarını öneren bir yaklaşım bu. Zira Avrupa’daki Kürt hassasiyetine sahip çıkarak aynı zamanda Avrupa ülkelerinin bazılarına Irak ve Suriye konularına Kürtler üzerinden dahil olama çabalarında adres gösteriyor; benim üzerinden bu “açılımları” yapabilirsiniz diyor.

Muhtemelen karşılığında da kalkan ve kalkacak ambargoların hızlandıracağı ticaret-yatırım anlaşmaları öneriliyordur. Stratejik olarak ise, Avrupa’nın Ukrayna üzerinden kapanan Rusya kapısının İran üzerinden aralanabileceği ima ediliyordur.

Her ne kadar İran’ı tek bir İran gibi değerlendirmek doğru değilse de, en azından İran’ın bir yakasının Türkiye ile olan rekabetin derinleşmesinden yana olduğu anlaşılıyor. Doğrusu PKK eylemleri bile tek başına bu olasılığı güçlendirmeye yetiyor.

Biz ne anlayabiliriz?

İran’ın tutumu, Türkiye’yi iki eğilime zorluyor. Bunlardan biri, Türkiye’nin bölge ülkelerinden bazılarıyla ya da şu ana kadar açık işbirliği içinde olmadığı bazı Avrupa ülkeleriyle ister IŞİD ister PKK olsun terörle mücadele konusunda ittifak yapmaya zorlanması.

İran nedeniyle olmasa bile, Türkiye’nin ABD’den küçük, Lübnan’dan büyük, İran’ı dengeleyecek bir ya da bir kaç yakın müttefike ihtiyacı bulunuyor Bu yakın müttefiklerinden en az birinin de Avrupa ülkesi olması gerekiyor. Bazıları İran’a ya da İran üzerinden hareketle başka yerlere yöneliyorsa, başka bazıları da bunu Türkiye üzerinden yapabilir; dolayısıyla İran’ın güç arayışları sınırlandırılabilir.

Öte yandan Firuzabadi’nin çıkışından hareketle iki kat özen gösterilmesi gereken bir konu daha var ki,  o da Türkiye’nin mücadelesinin Kürt halkına yönelik olmadığı. Bu konuyu iç ve dış kamuoyuna anlatabilmenin yolları olduğu gibi, insan hak ve özgürlükleri ile demokrasiye olan bağlılığı gösterebilecek araçlar da mevcut. Bu iki konu eş zamanlı devreye girebilir, böylece içinde bulunduğumuz krizin yönetilebilir olmaktan çıkma ihtimali azalır.