
Şu ramazan mevsiminde hepiniz şahit oluyorsunuzdur, genel olarak İslam'ın, özelde de İslam çerçevesinde emredilen ibadetlerin ihya edici özelliğini. Tabiri caizse İslam'ın ibadetleri, adeta ölüden diriyi çıkaran türden bir etki gösteriyorlar. Sadece insanların taşlaşan kalplerini yumuşatmıyor, yalnızca istikametini kaybetmiş duygularını tabii mecrasında akmasını sağlamıyor, dumura uğramış aklını, boşa dönen bir değirmen taşı gibi malayani şeylerle kendi kendini yiyip bitiren beynini yeniden üretken tefekkür iklimine sokmuyor, insanın çevresinde bulunan, onun bireysel ve toplumsal hayatıyla bir şekilde ilişkisi olan eşyayı da el-Ba'su bade'l mevt misali yeniden diriltiyor. Varlığın içinde gizli bulunan, derinliklerinde örtük vaziyette bekleyen anlamlarını da gün yüzüne çıkarıyor.
Gökte gördüğümüz hilal mesela, ramazan mevsimde, her zamankinden farklı bir mahiyete, bambaşka bir işleve sahip olarak görünür gözlerimize. Hatta bu farklılığını, işlevini görmek için günler öncesinden birbirimizle yarışırız, bu muhteşem şöleni herkesten önce görmek için. O sırada varlığın gündemini rü'yet-i hilal oluşturur. Her gün yediğimiz yemeği, içtiğimiz suyu akıl almaz bir lezzet duyarak bekleriz vakti merhununa kadar. Geceler teravihe bürünür, başka zaman hissetmediğimiz bir rahatlık bahşederler bize. Bir şiirin şah beyti misali göz kırpar bize kadir gecesi, fecre kadar. Bırakın oruç tutanları ve hatta insanları, bütün bir eşya kulak kesilir akşam ezanına. Normal zamanlarda günün sonu, zamanın bitimi gibi gelen akşam, dirilişin, yeniden başlamanın vaktiymiş, fıtratla buluşmanın, iftar etmenin coşkun sabahıymış gibi gülümsetir yüzlerimizi. Hayat gibi tat verir ağzımıza. Ömrünü düzmece tanrılara saygı duruşunda bulunmakla geçirmiş nefsi, gerçek rabbin, hakiki ilahın, yegane melikin huzurunda itikafa yöneltir, erdemli, özgür bir duruş sahibi yapar. Varlığın seheri olayazmışken, sahurla kendini, dilini, gözünü, şehvetini, hırsını tutmanın, dizginlemenin yiğitliğine bürünür kul. Kısacası bir ibadi yoğunlaşma mevsimi olarak ramazan sadece nefes alıp veren insanı yeniden ihya eder. Hayatın anlamıyla, kulluğun tadıyla, en yücenin önünde toprağa alın sürmenin huzuruyla dolar ve yeniden dirilmenin heyecanıyla bayram yapar. Fitreler vererek fıtratla buluşmasını kutlar.
Düşmanlarımızın, genelde İslam'ın emrettiği bütün ibadetlerin, özelde ramazanın böyle bir etkisinin bulunduğunu bizden daha iyi bildiklerinden eminim. Çünkü on yıllardır her ramazan mevsiminde tepemizde bombalar patlatır, insanları korkunun, telaşın girdabına sokar, ibadetin, ramazanın ölü nefislerimizi yeniden diriltmesini önlemeye çalışırlar. Kur'an'ın indiği bu aya özel bir kinleri var düşmanlarımızın. Bu huzur ikliminde Kur'an anlamlarının dillerimizden ruhlarımıza akmasını engellemek için var güçleriyle gürültü koparırlar. Akıllarımız uyanmasın, beyinlerimiz değer üretmesin, zihinlerimiz aydınlanmasın diye bütün projektörlerini gözlerimize tutarak sinmemizi, ürkmemizi, İslam'ın diriltici nefhasının bize bahşettiği gücü göremeyip önlerinde el pençe teslim olmamızı sağlamak için her yandan saldırıya geçerler. Bizimle ihya membaımız Kur'an arasına aşılmaz bir set çekmeye çalışırlar. Kopardıkları onca gürültü bu yüzdendir, bundan hiçbir kuşkum yok:
"Kafirler dediler ki; "Bu Kur'an'a kulak vermeyin, okunurken gürültü çıkarın, belki bastırırsınız" (Fussilet, 26).
Birkaç yüzyıldır İslam aleminin genelinde, yaklaşık yüzyıldır Filistin'de, birkaç yıldır Gazze'de ve son zamanlarda İran'da özellikle ramazan ikliminde koparılan gürültüye bir de bu gözle bakmak gerekir. Bizi meşgul etmek istiyorlar, aklımızı, beynimizi mevhum korkularla doldurarak ülkelerimizi işgal etmek istiyorlar. Bunu yapmanın yolunun, bize güç veren kaynağımızla bağımızı koparmak olduğunu çok iyi biliyorlar. Kur'an'la bağımız koparsa, teenniyle hareket edip dosdoğru ayağa kalkamayacağımızdan emindirler. Sadece nefes alıp veren sünepeler sürüsü olalım diye gözlerimizi yapay ışıklarıyla kamaştırıyor, Kur'an'la dirilmeyelim diye beynimizi gürültü bombardımanına tutuyorlar.
"Ey iman edenler, Sizi hayat verecek (ihya edecek) şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun" (Enfal, 24).