
Cuma gününe Pakistan ve Afganistan arasında başlayan çatışma haberleriyle başladık. Cumartesi günü ise İran'a karşı beklenen ABD-İsrail saldırısı gerçekleşti.
ABD'nin bölgeye taşıdığı savaş uçakları ve yaptığı yığınak zaten "savaş eli kulağında" dedirten cinstendi; ancak devam eden müzakereler ve Trump'ın aslında yeni bir savaş istemediğine dair güçlü varsayım, tüm bu hazırlığın caydırıcılık maksatlı olduğunu da akla getiriyordu.
Son 10 gündür neredeyse her yerde bu konuşuldu: ABD saldıracak mı, saldırmayacak mı?
Kimse bunun uluslararası hukuka uygun olup olmadığını bile konuşmadı. İsrail ve ABD'nin böyle bir müdahaleye hakkı var mı sorusu sorulmadı; sadece böyle bir saldırının Trump'ın işine gelip gelmeyeceği, küresel ekonominin enerji fiyatlarında ciddi dalgalanmaya yol açabilecek böyle bir müdahaleyi kaldıramayacağı, bunun ABD'nin mi İsrail'in mi savaşı olduğu ve İran rejiminin direnme kapasitesi falan tartışıldı.
Yani artık kimsenin haktan, hukuktan bahsetmediği; yalandan da olsa ikna edici argümanlar ileri sürmeye ihtiyaç duymadığı yepyeni bir dönemi yaşıyoruz. İsrail'in keyfinin kahyası olmuş bir Trumpistan'da yaşıyoruz.
ABD ve İran arasında arabuluculuk yapan Umman'ın Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, İran'a saldırılar başlamadan neredeyse saatler önce "Barış ulaşabileceğimiz mesafede" açıklaması yapmıştı. "İran, bomba üretmek için nükleer materyale sahip olmayacağını net olarak kabul etti. Bu, Obama döneminde müzakere edilenin de ilerisinde; tamamen yeni bir şey." diyordu.
Bu açıklamaların hemen ardından gelen saldırılardan tek bir şey anlaşılıyor: Müzakere masası bile suikast aracına dönüştürülmüş.
Silahlar İran'a doğrultulmuşken Hamaney'in her zaman kullandığı ofisinde bulunması; burada bombalanarak öldürülmesi de aynı şeyi anlatmıyor mu? Müzakere masası değil, suikast düzeneği...
Artık sadece İran değil, tüm bölge ateş topu. Bu, 2025 Haziran'ındaki "12 Gün Savaşı" gibi de değil. Muhtelif senaryolardan hiçbiri diğerinden daha iç açıcı görünmüyor. Ortaya çıkan manzara, nereden baksan İslam dünyasının içine düştüğü zilleti de resmediyor. Petrol zengini Körfez ülkelerinin tamamının aynı zamanda birer ABD üssü olduğunu da bu vesileyle bir kez daha anlamış olduk.
Allah zelil etmez; ancak insan kendi kendini rüsva eder.
Yeni analiz seviyemiz, bu savaşın ne kadar süreceği üzerine. Okulda İsrail bombalarıyla katledilen sabileri konuşmuyoruz bile. Bu iş Trump'ın dediği gibi sekiz günde biterse, Hürmüz Boğazı'nın ve tüm Körfez hava sahasının kapalı olmasının yol açtığı ekonomik kayıplar yönetilebilir seviyede kalabilir. Mesela bu, "iyi bir senaryo" olarak değerlendiriliyor!
Çünkü Trump'ın bu başarıya ihtiyacı var; Kasım seçimlerine İran rejimini yıkmış biri olarak girerse, bunu bir başarı olarak kullanabilir!
Nobel Barış Ödülü alamamış olsa da Maduro'yu yatağından alan Trump, "İran rejimini de ben devirdim" diyerek ego tatmininde dünya rekoru kırabilir.
"Kötü senaryo" dediğimiz ise İran rejiminin "madem yıkılıyorum, benden sonra tufan" diyerek hedef gözetmeden her yere saldırması; ayakta kalamayacağını anlayınca intihar saldırısı modunu açması... Hamaney'in öldürülmesi rejimin devrilmesi anlamına gelmiyor. ABD ve İsrail için bir başarı olabilir ama Şii tabanda bunun yaratacağı kaos etkisini bilmiyoruz.
İmamet inancına sıkı sıkıya bağlı milyonlarca Şii'nin varlığı, devrilmiş bir rejimin bile tahrip gücü olduğu anlamına geliyor.