
Bize yazıklar olsun!
Yahudilerin küstah dayatmasına boyun eğmeyen kahraman bir Sultanı tahttan indirip bileklerini kestiler!
Yetmedi, hepimizi "enayi" yerine koyup "intihar etti" dediler ama "Kesik bileğiyle diğerini nasıl keser" diye hiç düşünmeden bu adi iftirayı papağan gibi tekrarladık!
Öte yandan "darbe" yiye yiye, "Batı desteksiz darbe olmaz" gerçeğini öğrendik ama yine de koca Sultanı, iki "kızgın paşa"nın devirebileceğine inandık; arkasındaki hain gerçeğe dönüp bakmadık!
"Osmanlı'dan bize ne" nankörlüğüyle üzerini örttüğümüz bu hıyanetler, bugün "İsrail tehdidi" olarak karşımıza dikildi!
O halde, ihmallerimizle yüzleşme zamanı!
Filistin'de bir "Yahudi Devleti" kurulması için 19. yüzyıl başında oluşturulan "Haçlı Siyonist İttifak" aslında "İngiliz-Rothschild İşbirliği" idi.
Bu ittifak, "Önce Osmanlı yıkılmalı" plânına yönelik ilk adımları, Mason Reşid Paşa üzerinden başlatmıştı.
"Osmanlı'yı içeriden imha-İsrail'i inşa" projesinin "Mason Reşid Paşa" bölümünü okumamış olan dostların önce bu yazıyı okuması çok önemli:
Mason Reşid Paşa'nın "Tanzimat" tahribatı ve 6 defa geldiği "sadrazamlık" makamındaki hıyanetleri sonucu Osmanlı'nın beynindeki "felç" ilerledikçe, Yahudiler de arsızlaşmış ve 26 Haziran 1861 tarihinde tahta çıkan Sultan Abdülaziz Han'dan "toprak isteme" noktasına gelmişlerdi!
ROTHSCHILD'LERİ NE KADAR TANIYORUZ?
Bugün bile her taşın altından çıkıyorlar!
"Evanjelistler-Siyonistler" olarak İsrail'e mankurt gibi hizmet eden "şer ittifakı"nı; özellikle de, hâlâ Müslümanlara ve Türklere yönelik bütün hıyanetlerin altından çıkan "Rothschild" kâbusunu tanımak çok önemli:
İslâm düşmanlığının ana sponsoru olan "Rothschildler"i kısaca, "Tapınak Şövalyeleri'nin yeni versiyonu" olarak tarif edebiliriz.
"İllimünati" sapıklığının da kurucusu olan Alman Yahudisi Mayer Amschel Rothschild, (1744-1812), uluslararası bir "finans imparatorluğu" olan "Rothschild Hanedanı"nın kurucusudur.
Frankfurt'taki "merkez"in kapısında asılı "Kızıl Kalkan" sebebiyle "Rothschild" olarak anılan bu Yahudi aile, "para"yı, "silah" gibi kullanarak Siyonizm'e hizmet etmektedir!
İmparatorluğunu "küresel" hale getirmek için harekete geçen "Baba Rothschild", 19. asrın başında "Kuşatma Operasyonu" başlatmıştı!
Kendisi Frankfurt'ta kalan "baba" Mayer Amschel Rothschild, 5 oğlundan Nathan Mayer Rothschild'i (1777-1836) en önemli merkez olan Londra'ya, James Mayer Rothschild'i (1792-1868) "Fransa Baronu" olarak Paris'e, Salomon Mayer von Rothschild'i (1774-1855) Viyana'ya ve Karl Mayer von Rothschild'i (1788-1855) Napoli'ye göndermişti.
II. Amschel Mayer Rothschild (1773-1855) ise, "Baba Baron"un 1821 yılında ölümünden sonra "Frankfurt Merkez"in başına geçmişti.
Her biri, gittikleri ülkelerde bankacılık ve tahvil işinin yanı sıra kambiyo ticareti, altın ve para nakli, sigortacılık, madencilik ve ulaştırmaya yatırım yapmıştı. Ayrıca o merkezlerdeki zengin ve etkili Yahudi aileleriyle ortaklıklar; hatta akrabalıklar kurarak hıyanet ağını genişletmişlerdi.
Bu merkezler arasında "posta güvercinleri" vasıtasıyla hızlı haberleşir, krallardan bile önce edindikleri kritik bilgiler sayesinde borsaları yöneterek milyonlar kazanırlardı! "Para" gücüyle istedikleri devleti batırıyor; istediklerini ise uçuruyorlardı!
Mesela Sadrazam Reşid Paşa 1839'da Gülhane Parkı'nda Tanzimat Fermanı'nı okurken, "Paris Baronu" James Mayer Rothschild en önde oturuyordu ve yanındaki Hahambaşına "Bütün Yahudi cemaatlere, Tanzimat Fermanı'nın açtığı yolda atılması gereken adımları anlatan bir 'emirname' gönderin" diye fısıldamıştı![1]
Aslında bu fısıltı, "Tanzimat'ı, Yahudi Devleti kurmak için kullanın" talimatıydı!
DEVLETLERİ, MERKEZ BANKASI ÜZERİNDEN İŞGAL EDİYORLAR
Rothschildler, borç verdikleri ülkelerde "merkez bankası" kurarak para basma imtiyazını elde etmek için gereken her şeyi yapardı. Baba Mayer Amschel, "Bir milletin parasını basmama ve kontrol etmeme müsaade edin, oranın kanunlarını kimin yaptığı umurumda olmaz" diyerek, o ülkeleri yönettiği zannedilen "parlamento"lardan daha etkili olduğunu ima etmişti![2]
Nitekim Reşid Paşa sayesinde 1853'te zorla sokulduğu Kırım Harbi'nde hazinesi sıfırlanan Osmanlı, 1854 yılında yukarıda bahsettiğimiz Paris baronu James Mayer Rothschild'ten 5 milyon frank kredi almıştı. 1856 yılında ise Rotschild ortaklığıyla Banque Ottomane (Osmanlı Bankası) kurulmuş ve bilhassa entrikalar için kullanılmıştı!
İngilizlerle derin bir "uyum" içerisinde çalışan Rothschildler, 20. asrın başında dünyanın dörtte birini oluşturan 43 sömürge üzerinde 444 milyon nüfus ile tarihin en büyük imparatorluğunu kurmuştu.
İNGİLİZLERE DE KAZANDIRAN "KİRLİ" İŞBİRLİĞİ
Yahudilerin "devlet" hedefi, İngilizler için de son derece kârlı idi! Çünkü, Filistin'de kurulacak bir "uydu devleti" sayesinde hem sömürge yollarını garantiye alacak hem de İslâm coğrafyasının ortasına "fitne" tohumu atacaklardı!
Aralarındaki "iş bölümü"ne göre İngiltere, "kullanışlı" paşalar üzerinden Osmanlı'yı içeriden çürütürken; Rothschild Ailesi de hem bu operasyonları finanse edecek hem de Yahudileri Filistin'e yerleştirecekti!
Özellikle 1868 yılından itibaren defalarca Birleşik Krallık Başbakanlığını üstlenen radikal Yahudi Benjamin Disraeli, çok yoğun bir faaliyet içerisindeydi.
Disraeli "Filistin Plânı"nı, yakın çalışma arkadaşı Lord Edward Henry Stanley'e şöyle anlatmıştı:
"Yahudi çiftçiler götürmek ve onları korumalıyız. Toprak, Türkiye'den satın alınabilir. Para, Rothschildlerden ve ileri gelen İbrânî (Yahudi) kapitalistlerden gelecek. Türk İmparatorluğu iflâsın eşiğinde; her şeye razı olur. Vatandaşlık konusu bekleyebilir."[3]
Zaten başbakan olur olmaz, bölgedeki İngiltere konsoloslarına, "Bürokratik problemlere, Yahudiler lehine müdahale edin" talimat vermişti.
YABANCILARA TOPRAK SATIŞI, ROTHSCHILDLERE YARADI
Batı sermayesi çekmeye yönelik düzenlemeler ve "mütekabiliyet" prensibi gereği 16 Haziran 1869'da yürürlüğe giren ve yabancılara, Hicaz vilayeti dışındaki Osmanlı topraklarında mülk edinme izni veren "Ecanibe Toprak Satışı Kanunu", Filistin'i parsel parsel ele geçirmeye çalışan Rothschild Ailesi'nin işini çok kolaylaştırmıştı. Nitekim bu kanundan hemen sonra Hayfa yakınlarında 2 bin dönümlük arazide ziraat okulu açmışlardı!
Zaten, 1837 yılında Filistin'deki Yahudi sayısı sadece 1.500 kişi iken; oğul Rothschild'in "İyi değerlendirelim" dediği Tanzimat'tan sonra 1859'da Kudüs surları dışında "Jamin Mosha" mahallesini kurmuşlardı. Filistin'e taşınan Yahudi sayısı, 1860'ta da 15 bine yükselmişti![4]
Bu durumun fark edilmesi üzerine Sultan Abdülâziz Han'ın, 18 Receb 1287 (14 Ekim 1870) tarihli "İrâde-i Seniyye"siyle, Filistin topraklarının büyük kısmı "Mîrî arâzî" (Devlet arazisi) kapsamına alınmıştı.[5]
Ancak dünyayı sömüren Rothschildlerin "para" problemi olmadığı için şahsî mülkleri, değerinden çok yüksek fiyatlar vererek toplamaya çalışıyorlardı.
Yani bütün tedbirlere rağmen devam eden sinsi bir operasyon sayesinde Filistin'e göç hızla artıyordu!
SULTAN ABDÜLAZİZ HAN'DAN "VATAN" İSTEDİLER!
Disraeli, "Vatandaşlık konusu bekleyebilir" demişti ama dünyanın önemli merkezlerinde "kaymaklı" hayat süren Yahudiler, bütün bu "cazip arazi" tekliflerine rağmen "devlet" garantisi olmadığı için Filistin'e gelmek istemiyordu!
Buna bir "çözüm" bulmaları gerekiyordu!
Artık çok daha etkili konumda olan Başbakan Disraeli, "yeni bir dünya" diye bahsettiği Filistin'de Yahudi devleti kurma sürecinin ana aktörü olarak gördüğü Rothschild Ailesi'ne "Daha aktif olun" uyarısı yapmıştı!
Rothschildler, Osmanlı'nın en zayıf noktasını iyi biliyordu. Çünkü 1854 yılında Kırım Savaşı sebebiyle Osmanlı'ya verdikleri 5 milyon frank borç, 1874 yılında 127 milyon liraya yükselmiş ve Osmanlı'yı "kıpırdayamaz" hale getirmişti.
Siyonist elebaşı Teodor Herz'in, 1902'de Sultan Abdülhamid Han'a "Filistin'i bize sat" dediğini herkes biliyor ama Sultan Abdülaziz Han'ın, o tarihten tam 26 yıl önce "tahtını ve canını feda pahasına" reddettiği hain teklifi kimse bilmiyor!
37 yıl önce Reşid Paşa'ya Tanzimat'ı ilân ettiren, 1854'te ise Osmanlı'ya "ilk defa" borç veren Paris Baronu James M. Rothschild'in oğlu Alphonse Rothschild, Sultan Abdülaziz Han'a, "Bütün borçlarınızı silelim" teklifinde bulunmuştu. Karşılığında ise küçük(!) bir şey; sadece Filistin'i istiyorlardı![6]
Abdülaziz Han, bu hain teklifi derhal reddetmişti ama kısa süre sonra hesabını ödeyecekti...
BATI YANLISIYDI AMA BATILILAR HİÇ ACIMADI
Sultan Abdülaziz Han tahta çıktığında (1861), 22 yıl önce ilan edilen Tanzimat Fermanı'nın Osmanlı'yı nasıl perişan ettiğini görmüştü. İngiltere, Fransa ve Rusya, Hristiyan azınlıkları kışkırtmış; Suriye, Girit, Sırbistan, Bosna-Hersek, Eflak-Boğdan ve Karadağ'da isyanlar çıkmıştı. Anadolu'da ise fitne artmış; tebaada ahlâk zaafı başlamıştı!
Buna rağmen nazik durumu dikkate alarak "Islahat Fermanları"nı aynen devam ettireceğini açıklamıştı.
Zaten Batı'yı ve teknolojiyi yakından takip eden bir sultan olan Abdülaziz Han, modernleşme adımları sebebiyle Avrupalıların övgüsünü kazanmıştı. Hatta "dostluk ziyareti" için Avrupa'ya giden ilk Osmanlı Padişahı olup, III. Napolyon'un daveti üzerine 1867'de başlayan 46 günlük gezisinde önce Paris'teki Uluslararası Sanayi Fuarı'nı gezmiş; sonrasında Londra, Brüksel ve Viyana'ya giderek modernleşme hamlelerini incelemişti.
Ayrıca, darbecilerin "Meşrutiyet'e izin vermedi" iddiasının aksine Abdülaziz Han, reform ve yenilik yanlısıydı. 10 Mayıs 1868 günü yaptığı konuşmada, yürütme ve yargıyı birbirinden ayırdıklarını söylemişti.[7]
İstanbul'da ilk tramvayı 1875 yılında hizmete sokan, bugün hâlâ kullandığımız Galata Tüneli'ni açan da Abdülaziz Han idi.
Ancak bu Abdülaziz Han, Yahudilerin alçak teklifini kabul etmediği için bir anda Haçlı Siyonist ittifakın can düşmanı oluvermişti.
İçimizdeki "uzaktan kumandalı" işbirlikçilere, "Arkanızdayız, devirin" sinyali gelmişti!
"ÖFKELİ PAŞA"LAR "EN KULLANIŞLI" MAŞALAR!
Isparta'nın Gelendost ilçesine bağlı Yakaavşar beldesinden Eşekçi Ahmed'in oğlu olan Hüseyin Avni Paşa, "dünya malı"na doymuyor; mevki ve yetkisini bunun için kullanıyordu. Ayrıca, nisa taifesine olan zaafını kontrol edemiyor; Saray kadınlarına bile sarkıntılık yapıyordu!
7 Eylül 1871'de Sadrazam olan Nedim Paşa, Avni Paşa'yı Seraskerlikten azlederek Isparta'ya sürmüştü. Rütbeleri sökülmüş ve İstanbul'daki yalısına el konmuştu. Ucuz kişiliğini, "Kinim dinimdir" şeklinde tarif eden Avni Paşa, intikam almak için fırsat kolluyordu![8]
Daha sonra Seraskerliği "iade" edilmiş ve 14 Şubat 1874'te Sadrazamlığa getirilmişti. Ancak Avrupa'dan ithal edilen silahlardan "yüklü komisyon" (rüşvet) aldığı ortaya çıkınca, 25 Nisan 1875'te tekrar azledilmişti. Zaten "intikam" peşinde olan Avni Paşa, hakkındaki rüşvet soruşturmasını engellemenin yollarını arıyordu![9]
Öte yandan Sultan Abdülaziz Han'ın, 31 Temmuz 1872 tarihinde Sadrazam tayin ettiği Ahmed Şefik Midhat Paşa da, Avrupalı "dostları" sayesinde ölünceye kadar Sadrazam kalacağına inanıyor ve çok rahat davranıyordu. Ancak başarısızlığına ilaveten; açık veren bütçeyi fazla vermiş gibi gösterince üç ayı bile dolduramadan, 19 Ekim 1872'de azledilmişti. O da, "gadre uğradığını" düşünüyor ve "intikam" plânları yapıyordu!
İngilizlerin yakından takip ettiği bu iki paşa, kişisel hırslarının peşine düşmüş ve çok "kullanışlı" hale gelmişti!
SONRAKİLERİN UNUTAMAYACAĞI BİR DERS VERECEKLERDİ!
İngiliz Yahudi ittifakı, Filistin'i vermeyen Sultan Abdülaziz Han'a, sonra gelenlere de ders olacak ve akıllardan çıkmayacak bir "ceza" kesmek istiyordu! Sadece tahttan indirmek "hafif" kalırdı!
Gerçekten Sultan Abdülhamid Han'ın kızı Ayşe Sultan, bu "korku"yu şöyle anlatıyor:
"Sarayın eskilerinden yıllardır dinlediğimiz Sultan Aziz'in hal'i ve katli, dimağlarımızda yer etmişti. Bu müthiş felâketin bizim başımıza da gelmesi ihtimali vardı!"[10]
Aynı Haçlı Siyonist ittifak, Cumhuriyet döneminde de, kendileriyle işbirliği yapmayan Adnan Menderes'i asarak, Müslümanlara "gözdağı" vermişti. Nitekim sonraki dindar liderler, "Kefenimizi giyerek siyasete başladık" demişti!
ELLIOT: BİZ DESTEKLEMESEYDİK YAPAMAZLARDI!
30 yıl önce İngiltere Büyükelçisi Lord Canning ile Mustafa Reşid Paşa üzerinden "entrika" çeviren Londra, bu operasyonu da dönemin İngiltere Büyükelçisi Sir Henry Elliot ile Midhat Paşa üzerinden gerçekleştiriyordu.
Zaten, "En büyük hayalim Filistin'de Yahudi devleti kurulmasıdır" diyen ultra Siyonist Elliot, İstanbul'a bu dönemde (1867-1877) özellikle gönderilmişti![11]
Bu desteğini övünerek anlatan Sir Elliot, İngiltere'de yayınlanan "Nineteenth Century" dergisinin Şubat 1888 (23/132) sayısındaki "The Death of Abdul Aziz and of Turkish Reform" başlıklı makalesinde, "Midhat Paşa'ya bilâ-tereddüt (tereddütsüz) teminat verdim. Desteğimiz olmasaydı 'paşa'lar darbe yapmaya teşebbüs edemez ve başarılı olamazdı" demişti.
Darbeden bir hafta önce Londra'ya gönderdiği "özel rapor"da ise, "Payitahtta herkes 'değişikliği' konuşuyor" demişti. Daha da ilginci, darbeyi millet nezdinde "meşrulaştırmak" için Kur'an-ı Kerim'deki bazı uygun(!) ayetlerin elden ele dolaştırıldığını yazmıştı![12]
KENDİ KURDUĞU DONANMA, SARAYI KUŞATTI!
Hareketi 30 Mayıs 1876 gecesi başlatmışlardı. Sultan Abdülaziz Han, özel itinayla temin ettiği zırhlı gemilerin Dolmabahçe Sarayı'nı kuşattığını ve namluların da kendisine baktığını görünce yıkılmıştı!
Avni Paşa'nın gönderdiği Darüssaade Ağası Cevher Ağa, "Sultan ve Halife"ye hal' edildiğini; yani tahttan indirildiğini söylemişti.
Kim, kimi, hangi hak ve yetkiyle tahttan indiriyordu?
Oysa halk kendisini çok seviyor; "ikinci Yavuz" olarak görüyordu!
Sultan'ı, haremiyle birlikte aşağılayıcı tavırlarla saraydan çıkaran darbeciler, bir kayığa bindirerek 20 yıldır terkedilmiş durumda olan Topkapı Sarayı'na götürmüştü.
"Mücevher kaçırmasınlar" diye hanımların elbisesini zorla çıkarmışlardı. İngiliz uşağı subaylardan biri, Kolağası Çerkes Hasan Bey'in ablası Neşerek Kadınefendinin şalını çekip almıştı! Bu haydutlukları, "eşkıya" bile yapmazdı.
Netice itibariyle, 15 sene milletine hizmet eden Abdülaziz Han devrilmiş, Murad Efendi, "V. Murad Han" olarak tahta çıkarılmıştı. Bu "uzaktan kumandalı darbe" hastalığı, sık sık ortaya çıkacak ve Osmanlı'nın sonu olacaktı.
Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Başkanı Prof. Dr. Paul Dumont'un "Farmasonlar bu olayda aktif rol oynadı, V. Murad tahta geçince de 'gölge Mason hükümeti' kurdu" tespiti, darbedeki ecnebi parmağının tescilidir.[13]
ÜÇ GÜN ÖNCEDEN, "ÖLECEKSİN" MESAJI VERDİLER
Topkapı Sarayı, nem deryası gibiydi. Mayıs sonu olmasına rağmen hüküm süren şiddetli yağmur ve soğuk, durumu daha da zorlaştırmıştı. Özellikle Sultan III. Selim'in öldürüldüğü daireye hapsederek "Sen de öldürüleceksin" mesajı vermişlerdi. Yağmurdan ıslanan elbisesini değiştirmek istemişti ama "İrade yok" demişlerdi. Abdest terliği bile vermemişlerdi. Üç gün nemli ve soğuk bir odada, tahta üzerinde bekletmişlerdi.[14]
Bütün bunların, Sultan Murad'ın emri ile yapıldığını söylüyorlardı ama onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Abdülaziz Han'ın gönderdiği mektupların da Sultan'a verilmediği, 1959 tarihli "Askerî Tarih" mecmuasında zikrediliyordu.
Gerçekten Abdülaziz Han, padişah olan yeğenini tebrik etmiş ve "yaşanabilecek" bir mekâna nakledilmesini istemişti ama hiçbir cevap gelmemişti.
Bu mektuplardan biri matbuata sızınca, Abdülaziz Han 2 Haziran sabahı Feriye Sarayı'na getirilmişti ama kendisini burada da iyi şeyler beklemiyordu. Daha kapıdan girerken süngülü bir asker "Yavaş ol" diyerek küstahça itmişti.
KUR'AN-I KERİM OKURKEN BİLEKLERİNİ KESTİLER
Sultanı korumakla görevli Serasker (Genelkurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa'nın emriyle Mabeynci Fahri Bey'in 4 Haziran'da sabaha karşı Saraya'a soktuğu Pehlivan Mustafa, Hacı Mehmed ve Cezayirli Mustafa adındaki katiller sessizce odaya girmiş ve Kur'an-ı Kerim okumakta olan Sultan'ın üzerine çullanmıştı! Pehlivan olduğu için uzun süre direnen Abdülaziz Han, zaman zaman kurtulmayı başarmıştı ama katiller; bileklerini keserek pencereden kaçmıştı. 100'er altın maaş bağlanan bu katiller yıllar sonra itiraf etmişti. Tam o sırada gelen Serasker Avni Paşa, henüz ölmemiş olan Sultan'ı, hastaneye değil Feriye Karakolu'na naklettirmişti!"[15]
Binbaşı Necib ve diğer hainler de, "Aslanım şehid oldu, beni de öldürün" diye feryat eden Pertevniyâl Valide Sultan'ın küpe ve yüzüklerini almış ve "Malların yerini bildir" diye tartaklamıştı. Bütün mağdurların şahsî mal varlığına el koymuşlardı. Tefeci Hristaki'ye "darbe borcu" ödemiş; kalan parayı da Osmanlı Bankası'na yatırmışlardı![16]
Sultan Vahideddin Han, amcasının kanlı mushafının Yıldız Kütüphanesi'nde olduğunu söylemiş; Başkâtibi Ali Fuad Bey de hatıralarında yazmıştı.
"BİZİ AZLET" DİYE ALAY ETTİLER!
Karakolda can çekişmekte olan Sultan'dan, "Hadi bizi azlet" diyerek intikam alan Midhat ve Avni Paşalar, hemen "cinayete kılıf" aşamasına geçmişti!
Ucuz senaryo gereği, doktorlardan "Tahttan indirilmesi gururuna ağır geldi ve bıyık makasıyla bileklerini kesti" şeklinde rapor yazmalarını istiyorlardı.
Avni Paşa, henüz canlı olduğu için ölüm raporu yazmak istemeyen iki askerî doktordan birinin apoletlerini sökmüş diğerini de Trablusgarp'a sürmüştü.
Vefat ettikten sonra ise 17 doktor, mevtayı muayene etmek istemiş ancak Avni Paşa "Bu, Padişahtır, açtırmam" demiş; bileklerinden başka hiçbir yerini göstermemişti![17]
İlk üç raporu da, "intihar" kelimesi geçmediği için yırtmıştı. Doktorlar ise, "Bıyık makası ile iki bileğini keserek intihar etti" diye yazmayı "saçma" buluyor; meslektaşlarının alay etmesinden korkuyordu!
"Muayenesiz rapor" ısrarının sebebini, cenazeyi yıkayan imamın yıllar sonra Yıldız Mahkemesi'nde verdiği "İki dişi kırıktı, sakalının sol tarafı yoluktu, sol göğsü çürüktü" şeklindeki ifade açıklıyordu.[18]
Sultan Abdülaziz Han'ın bu vahim akıbetini, oğlu Yusuf İzzeddin Efendi de yaşamıştı. İttihatçıları ve Enver Paşa'yı hiç sevmeyen İzzeddin Efendi'yi 1 Şubat 1916 gecesi hunharca öldürmüş ve "Babası gibi bileklerini keserek intihar etti" yalanı uydurmuşlardı![19]
KÜÇÜK MAKASLA İNTİHAR OLUR MU?
İster inanın, ister inanmayın! Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi vesellem) Halifesi, "büyük günah" olduğunu bildiği halde kendi canına kastetmişti! Bunu ise küçücük bir makasla önce sol bileğini, sonra da bileği kesilmiş sol eliyle sağ bileğini keserek başarmıştı!
Hâlbuki takva ehli bir "Halife" olarak hiçbir şartta intiharı aklından bile geçirmeyeceği gibi; kısa zamanda Murad Han ile olmayacağını görünce kendisinin aranacağını düşünüyor, yaşamak istiyordu.
Katiller "muktedir" olduğu için konu kapanmıştı! "Suç ortağı" İngilizler, "Encyclopaedia Britannica"ya darbecilerin ağzıyla "İntihar etti" diye yazmıştı ama 1940 tarihli Larousse Illustre'de bile "1876'da katledildi" şeklinde yer almıştı.
Sultan Abdülaziz Han'ın naaşını muayene eden Doktor Dickson da, "İntihar süsü verilmiş bir cinayet" demişti.[20]
"Robert Kolej"i kuran Misyoner Cyrus Hamlin'in damadı George Washburn, İstanbul'da geçen 38 yıllık hatıratında son noktayı koymaktadır:
"İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Elliot, entrikalar çevirmekle meşguldü. Nitekim 30 Mayıs 1876 günü patlayan topların gümbürtüsü eşliğinde, yeni padişah Murad'ın tahta oturduğu haberiyle uyandık. Birkaç gün sonra ise, Abdülaziz'in intihar ettiği haberi geldi. Ancak kimse inanmadı. Delilleri görünce bende de, öldürüldüğü inancı oluştu."[21]
YARGI, "CİNAYET"İ TESCİL ETTİ!
Nitekim yıllar sonra, II. Abdülhamid Han tarafından kurulan "özel" Yıldız Mahkemesi'nde ifade veren Pehlivan Mustafa, Sultan Aziz'i nasıl öldürdüklerini şöyle anlatmıştı:
"Mabeynci Fahri Bey, ben ve diğer pehlivanlar üzerine atladık. Mukavemet etmeye çalışmışsa da mindere yatırdık. Fahri Bey, omuzlarına binerek hareketini engelledi. Cezayirli Mustafa ile Hacı Mehmed dahi Padişah'ın birer bacağını tuttu. Ben ise iki bileğindeki damarlarını kestim!"[22]
Yıldız Mahkemesi "cinayet"i tescil etmişti. Bu kararla birlikte, zaten kimsenin inanmadığı "intihar" iftirası da bitmişti. Ancak, 1908'de Meşrutiyet'in ilânıyla inisiyatifi ele geçiren İttihatçılar, Mason üstatlarını temize çıkarmak için "Bileklerini keserek intihar etti" yalanını tekrar hortlatmıştı!
Cumhuriyet'in resmî tarihi de bu yalan üzerine kurulmuştu! Hatta Millî Eğitim Bakanlığı yıllarca, Sultan Abdülaziz Han'ı, "Horoz dövüştüren bir meczup", darbeci Midhat Paşa'yı ise "Hürriyet kahramanı" olarak tanıtmıştı!
Yani sırf Yahudilere Filistin'i vermedi diye tezgâhlanan vahşet, "Bıyık makasıyla intihar etti" şeklindeki adi bir yalanla örtülmüştü!
İLÂHÎ ADALET, ÇERKES HASAN'LA GELDİ!
Anadolu Hisarı 604 Ada; yani FSM Köprüsü ayağındaki 114 bin m2 araziden Üsküdar'daki Hüseyin Avni Paşa Korusu ve Köşkü'ne kadar yüzlerce taşınmazın sahibi olan Avni Paşa, Diyanet'in İslâm Ansiklopedisi'nde şöyle anlatılıyor:
"Çok varlıklı idi. Ailesine yüklü miktarda mal ve para bırakmıştı. Tereke kayıtlarında, Süleymaniye Camii'ne 200 m. mesafede bulunan konağında çok değerli eşyaların yer alması, hakkındaki rüşvet iddiaları bakımından dikkat çekicidir."[23]
Asıl "hasılat"ı, bu darbeden sonra kaldıracaktı!
Ama... Hesapların üstünde bir "hesap" vardı!
"Ağlayan"ın iktidarı, "gülen"e yâr olmayacaktı!
Mal-mevki zaafı üzerinden kullanılan Avni Paşa, tam da yeni plânlar yaparken, "bal tabağına düşen sinek"in akıbetine uğramıştı!
Merhum Sultan Abdülaziz Han'ın kayınbiraderi (darbecilerin şalını açtığı Neşerek Kadınefendinin kardeşi) Kolağası Çerkes Hasan Bey, 15 Haziran akşamı Midhat Paşa'nın Bayezid'deki konağını basmış ve Avni Paşa'yı öldürmüştü. Midhat Paşa ise, mutfak dolabına saklanarak kurtulmuştu!
Zaptiyeler gelince, "Askere silah atmam" diyerek teslim olan Çerkes Hasan, Bayezid Meydanı'nda asılmıştı.[24]
II. Abdülhamid Han tahta çıkar çıkmaz Çerkes Hasan'ın asıldığı dut ağacını kestirmiş ve Edirnekapı'daki kabrini yaptırmıştı.
Osmanlı Sultanlarını çok seven bir "Albay"ın tamir ettirdiği kabrin uzun kitabesi şöyle bitiyordu:
"...genç yaşında (26) veliyy-ün nimeti uğrunda, fedâ-yı can eden merhûm ve mağfirûn leh Çerkes Hasan Bey' in ruhu için Fatiha..."
[1] Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş, IQ Yayıncılık, İstanbul 2018, s. 68.
[2] Ekrem Buğra Ekinci, Rothschild'ler Osmanlı'nın sonunu getirdi, Türkiye, 20 Ekim 2025.
[3] Hüseyin Özdemir, Abdülhamid'in Filistin Çığlığı, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul 2010, s. 101.
[4] Özdemir, Abdülhamid'in Filistin Çığlığı, s. 86.
[5] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrâde Meclis-i Vâlâ, No: 20714.
[6] Bulut, İngiliz Derviş, s. 65.
[7] Cevdet Küçük, Abdülaziz, TDV, İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1988, C. 1, s. 182.
[8] Alperen Demir, Çerkes Hasan Vakası, Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul 2018, s. 33.
[9] Süleyman Kocabaş, Sultan Abdülaziz ve I. Meşrutiyet, Vatan Yayınları, İstanbul 2001, s. 118.
[10] Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Timaş Yayınları, İstanbul 2013, s. 146.
[11] FAD-Filistin Araştırmaları Dergisi, Sayı: 4, Kış 2018, s. 45.
[12] Henry Elliot, İntihar mı, Katl mi? Yahud Vaka-i Sultan Aziz, Kitapçı İlyas, İstanbul, s. 14.
[13] Grant Orient de France Arşivlerinde Osmanlı Mason Locaları, Yenilik Basımevi, İstanbul 1985, s. 54.
[14] Abdülaziz Han, Yeni Rehber Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 1994, c. 1, s. 41.
[15] Meydan Larousse, "Abdülaziz", c. I, s. 26.
[16] Demir, Çerkes Hasan Vakası, s. 47.
[17] Yeni Rehber Ansiklopedisi, c. 1, s. 41.
[18] Halid Ziyade, "Osmanlı Sultanı Abdülaziz'in Ölümündeki Gizem", El Hayat Gazetesi, 11 Kasım 1991.
[19] Necmeddin Erim, "Yusuf İzzeddin'e Dair Yeni Vesikalar", Tarih Dünyası 1/3, İstanbul 1950, s. 125.
[20] Mehmet Hasan Bulut, Siyah Papa'nın Casusu, IQ Yayıncılık, İstanbul 2018, s. 172
[21] George Washburn, İstanbul'da Elli Yıl, Meydan Yayıncılık, İstanbul 2011, s. 130-143.
[22] Tevfik Nureddin, Sultan Abdülaziz'in Katilleri, Karabet Matbaası, İstanbul 1324, s. 7.
[23] Ali İhsan Gencer, Hüseyin Avni Paşa, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1998, c. 18, s. 527.
[24] Demir, Çerkes Hasan Vakası, s. 67-76; 99.