
Bu soru gerçekten tuhaf değil mi?
Kaos çağına gireli çok oldu.
90'ların başındaki keskin liberal inanç da yıkılalı çok oldu.
Bir düşünün, ne krizler yaşadı dünya!
2008 kriziyle birlikte ekonomiler derin bir türbülansa girdi... O zamandan bu yana, finansal balonun oluşturduğu ve her geçen gün büyüyen borç krizleriyle birlikte birçok ülke ekonomisinde kıyamet senaryoları konuşuluyor.
Savaşlar, kitlesel katliamlar ve dolayısıyla göçler, uzun zamandır kaos stratejisini besliyor.
İkiz Kule saldırısının üzerindeki perde -ki bu bir aşikârlık perdesidir- hâlâ kalkmadı.
Öyle ya, medya kimin elindeyse iktidar onun!
Milyonlarca insan katledildi, milyonlarcası da yerinden yurdundan edildi.
Avrupa'daki aşırı sağ yükselişinin "görünür" sebeplerinden biri de budur.
Daha düne kadar ideal yapı olarak gösterilen Avrupa Birliği krizlerle boğuşurken, son üç yüz yıllık dünya tarihinde hem fikrî hem siyasi hem de ekonomik anlamda etkin bir role sahip olan Avrupa, tarih sahnesinin dışına itiliyor.
Sadece bunlar mı?
İklim krizi, salgınlar...
Enerji krizi, gıda krizi, tedarik krizi...
Bunların hiçbiri birbirinden kopuk başlıklar değil. Enerjiyle baskı kuruluyor, gıdayla toplumlar terbiye ediliyor, tedarik hatlarıyla devletler kilitleniyor. Bir yerde savaş çıkıyor, başka bir yerde raflar boşalıyor; bir ülkede yaptırım konuşuluyor, başka bir ülkede enflasyon patlıyor. Zincirin hangi halkasının koptuğunun önemi yok.
Dünya daha dört yıl önce büyük bir kapatılma yaşadı.
O gün derinleşen ekonomik ve toplumsal kriz aşılabildi mi?
Yok...
Sonra, kimileri "uluslararası hukuk tarihe gömüldü" diyor ya...
Bu köşeyi takip edenler iyi bilir: İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği soykırım üzerinden bizzat uluslararası hukukun bilinçli bir yıkıma tabi tutulduğunu defalarca yazdık.
Ve şu ifadeyi de tarihe not düştük:
Amerika, 1945 sonrası kendi hegemonyası altında yeniden yorumladığı Westphalia egemenlik düzenini, bugün bizzat kendisi fiilen askıya almaktadır.
"Venezuela operasyonu üzerinden kaos düzenine geçildi" cümlesini o kadar çok duyduk ki cumartesi gününden bu yana...
Oysa iş işten çoktan geçti. Venezuela arada bir durak. Bugün yaşananlar sadece Trump'ın yoğurt yiyişiyle ilgili.
Ne demişti Trump?
"Altın çağa geri döneceğiz."
Peki altın çağ nedir?
Sömürge düzenini Latin Amerika üzerinden yeniden tesis etmektir.
Adam bunu açık açık söylüyor: "Batı yarımküre benim. Arka bahçeme kimse giremez."
Çünkü dünya pahalıdır.
Ve kendi arka bahçesine kimsenin girmesini istemez.
Hoş, Çin ve Rusya'nın, Devlet Başkanı Maduro'nun ABD tarafından "tutuklanmasına" karşı ihtiyatlı açıklamalar yapmasını da örtük biçimde kendi egemenlik alanlarını tahkim etme hamlesi olarak okumak gerekir.
Dmitriy Medvedev'in dediklerine bir bakar mısınız:
"Trump'ın davranışının bariz bir şekilde yasa dışı olmasına rağmen tutarlı olduğunu inkâr edemezsiniz. O ve ekibi, ülkelerinin ulusal çıkarlarını savunmada çok katılar."
Yani herkes bu saldırıdan kendine bir içtihat çıkarma peşinde.
Dolayısıyla ortada yeni bir kaos yok; kaos artık sistemin kendisi.
Ne yaşananlar bir istisna ne de tesadüf. Uluslararası hukuk, küresel ekonomi ve devlet egemenliği aynı anda yıkılıyor. Güç, artık düzen kurmak için değil, düzensizliği yönetmek için kullanılıyor.
Bugün Venezuela, dün Gazze, yarın başka bir coğrafya...
Değişen sadece adreslerdir.
Kaos çağı sorusu anlamsızdır; çünkü dünya çoktan bu çağın içinde yaşamaktadır.