Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Keşke sadece cahil olsaydı... Bağışlardık!

Kitap okumuyor, tembel adam... Kitap okumamanın bir sonucu olarak karşımızda duran cehaletiyle yüzleşmiyor, “bağışlanmaya” hazır olduğunu bildiği için de desteksizce atmaya devam ediyor ama aynı “tembelliği” FETÖ tapelerinden esirgiyor.

Bir de müthiş özgüven... “Parvus Efendi” gibi çift taraflı bir ajana “Türkiye’nin değeri” dedirtiyor.

Hayır, yol kazası değil... “Cehaletin verdiği gülünçlük” diyeceğim ama bu da değil...

Cehaletiyle maruf bir siyasetçi olarak kalsaydı, yaptığı gülünçlüklerle damaklarda hoş tatlar bıraksaydı, sadece eğlendirseydi, bu yazıya gerek kalmayacaktı.

Okuduğu son kitap 1950’lerde intişar etmiş “İnce Memed”miş...

Kitap okumuyor ama çok güzel FETÖ tapesi okuyor. Bu konuda hiç tembel değil.

Kaç kez tecrübe ettik:

Meclis’te okudu...

Salı konuşmalarında okudu...

Basın toplantılarında okudu...

Mitinglerde okudu...

Madem okuyabilme ve bir konu hakkında enine boyuna fikir sahibi olabilme hünerlerine sahip, bundan sonra bize düşen bağışlanmasına kesin gözüyle baktığı “cehaletiyle” (cehaletinin kaynaklarıyla) onu yüzleştirmek olmalıdır.

Önceki gün Lozan anlaşmasının yıldönümüydü...

Ebette önemli gün ve yıldönümlerinde açıklama yapmak gerekir.

Kemal Kılıçdaroğluda öyle yaptı.

Sosyal medya hesabından (anlayacakları dille söylersek) şöyle bir paylaşımda bulundu: “Osmanlı'nın Sevr antlaşması ile kaybettiği Anadolu'yu bize yeniden kazandıran Lozan antlaşması'nın 94. yılı kutlu olsun!”

Olsun da, Sevr yürürlük kazanmış bir anlaşma değildi ki!

Hatta bir anlaşma bile değildi.

Biz Anadolu’yu (ve Trakya’nın önemlice bir bölümünü), Kemal Bey’in zannettiği ve ileri sürdüğü gibi Sevr’le değil, Mondros Mütarekesi’yle kaybettik.

Mondros Mütarekesi’nin altındaki imza sahipleri malumdur. Biri, milli mücadele döneminde “Meclis Hükümeti”nin Başbakanlığını yapmıştır. Atatürk’ün yakınlarından biridir.

Hal böyleyken (Cumhuriyeti yücelteceğim derken), Osmanlı’ya laf sokmak da ne oluyor?

Kılıçdaroğlu, fırsatçılığı ve laf sokmayı bıraksın da, önce Sevr’le Mondros Mütarekesi arasındaki farkı, sonra da “kutlu zafer” Lozan’la “kaybettiklerimizi” öğrensin.

Bilmiyorlar, desteksizce sallıyorlar, “cahil” deyince de mahkemeye koşuyorlar.

Hatırlarsanız, geçen yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir beyanı üzerine Lozan meselesi yeniden gündeme gelmiş, Kılıçdaroğlu da bu işlerden çok anlıyormuş gibi, çıkıp şöyle bir açıklama yapmıştı: “Lozan, Türkiye'nin tapu senedidir. Biz Lozan'ı savunuyoruz onlar Sevr'i savunuyorlar...”

Doğrudur...

Lozan bir tapu senedidir ama kötü bir tapu senedidir. Ali Şükrü Bey’in dediği gibi, “daha iyisi olabilirdi...”

Kemal Bey’e ek bilgi: 

Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, Lozan aleyhtarı tutumu nedeniyle öldürülmüştür. Bu cinayetle birlikte karışan ve Lozan’a sıcak bakmadığı için “problem” olarak görülen Meclis Nisan 1923’te Mustafa Kemal Paşa tarafından feshedilmiş, muhaliflerin yer almadığı yeni bir Meclis kurulmuştur. Lozan’ı onaylayan bu Meclis’tir. Ama İngilizler işi ağırdan almış, Meclis’imizin sektirmeden onayladığı anlaşmayı imzalamak için “Hilafet”in kaldırılmasını beklemişlerdir. Yani bir kazık daha atarak tapuyu daha da kötü hale getirmişlerdir.

Lozan’ın “kötü bir tapu senedi” olduğuna en büyük kanıt, Mustafa Kemal Paşa’nın sonradan Musul ve Hatay konusunda birtakım girişimlerde bunmasıdır.

Musul’a güç yetirememiştir ama Hatay’ı Fransız boyunduruğundan kurtarmasını bilmiştir. Tapuyu onarmaya çalışmıştır...

Bugün başımızdaki gailelerin (terör, sınırlarımızdaki kaotik durum, vs) temelleri, Lozan’da atılmıştır.

Dönemin yöneticileri, bugün ne tür problemlerle karşılaşacağımızı (İngilizlere fazla güvendikleri için) ne yazık ki öngörememişlerdir.

Bugün, Lozan’ın bir kazığı olarak başımıza sardırılan PKK/PYD/DEAŞ belasıyla uğraşıyoruz.

Fırat Kalkanı Operasyonuişte bu nedenle (hem sınır güvenliğini sağlamak, hem de tapuyu onarmak için) yapılmıştır.

Bu “önemli” operasyonu Kılıçdaroğlu’nun “Sevr’ci” ilan ettikleri gerçekleştirmiştir.

Kılıçdaroğlu gibi çakma Lozan’cılar da (“tapuyu onaran” bu girişime) karşı çıkmıştır.

Devamını söylemeye insanın dili varmıyor ama...

Demek ki sadece “cahil” değilmiş!