
Körfez'deki gelişmeler, yalnızca güvenlik politikaları üzerinden değil enerji ve ekonomi politikaları üzerinden de okumayı gerektiriyor. Petrol ve doğal gaz, artık küresel siyasetin yönünü tayin eden stratejik araçlardır. Dünyada giderek artan ham madde ihtiyacı, lojistik ve güzergah kavramlarını daha belirgin hale getirmiştir.
Enerji güvenliğini ekonomik gerçeklerden koparmak büyük bir hata olur. Körfez'deki istikrar, dünya refahını etkiliyor. Bu yüzden gelişmeleri enerji ve ekonomi odaklı bir süzgeçten geçirmek, küresel siyasetin yönünü tayin edebilmek adına bir zorunluluktur.
"Savaş yıkımdır" ana fikri korunmalı ve bölgede giderek artan gerilim sadece bir güvenlik krizi olarak görülmemeli çünkü burada yaşanan her sarsıntı doğrudan enerji maliyetlerini, küresel ticaret rotalarını ve ülkelerin ekonomik istikrarını hedef almaktadır.
Hürmüz Boğazı, küresel enerji arzının en kırılgan noktası olarak 28 Şubat 2026'da başlayan çatışma süreciyle birlikte dünya gündeminin merkezine oturdu. İran, kendisine yönelik askeri operasyonlara bir misilleme ve bir "caydırıcı koz" olarak boğazı trafiğe kapatma kararı aldı.
Dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık %20'sinin ve küresel LNG ticaretinin beşte birinin geçtiği bu 33 kilometrelik dar geçidin kapatılması, modern ekonomi tarihinde eşine az rastlanır bir lojistik tıkanıklığa yol açtı.
Krizin başladığı günden bu yana geçen yaklaşık 45 günlük sürede, yalnızca Körfez ülkelerinin enerji gelirlerindeki kaybın 50 milyar doları aştığı hesaplanıyor. Brent petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine yerleşmesiyle tetiklenen maliyet artışları, başta Çin ve Hindistan gibi bölge petrolünün %44'ünü ithal eden Asya devleri olmak üzere tüm küresel tedarik zincirinde büyük bir baskı oluşturdu. Bugün itibarıyla boğazın girişinde 230'dan fazla petrol yüklü geminin bekliyor oluşu, krizin boyutunu gözler önüne seriyor.
Türkiye'nin potansiyeli, coğrafi konumu, diplomatik kapasitesi, çok boyutlu dış politikası ve denge kurucu rolü, değişen dengeleri doğru okuyarak strateji geliştirebilme imkanı sunuyor. Biz bu vizyonla hareket ederek, sadece bölgesel bir aktör olmanın ötesine geçiyor, "Güçlü Liderlik" ilkesiyle küresel krizlerin çözümünde en büyük sorumluluğu üstleniyoruz.
Barış merkezli dünya görüşümüz, "Daha adil bir dünya mümkündür" idealimiz, ticari yolların çeşitlendirilmesi konusundaki kararlılığımız, bölgedeki gücümüzü tahkim ediyor.
Küresel ticaretin ağırlık merkezi doğuya doğru kayarken, lojistik artık sadece bir taşıma faaliyeti olmaktan çıkıyor. Bugün lojistik; devletlerin egemenlik haklarını ve ekonomik bağımsızlıklarını takviye eden unsurlardan biri haline gelmiştir.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan tıkanıklık, bize "alternatif güzergah" geliştirmenin bir tercihten öte bir beka meselesi olduğunu açıkça göstermiştir. Bugün bir malın üretim maliyetinden ziyade, o malın hangi rotadan, ne kadar sürede ve hangi güvenli limanlar üzerinden pazara ulaştığı mühimdir.
Güzergah kavramının kazandığı bu yeni anlam, Türkiye gibi kavşak noktasında bulunan ülkeler için devasa fırsatları da beraberinde getiriyor. Mevcut rotalardaki krizler arttıkça, alternatif ulaşım koridorlarının önemi daha da belirginleşiyor. Akıllı lojistik sistemlerin, demir yolu ağlarının ve liman kapasitelerinin bir bütün olarak yönetilmesi, küresel siyasetin yönünü tayin etmektedir.
Bu yeni dönemde lojistik kabiliyetlerimizi küresel ekonominin yeni rotasını belirleyen kritik bir hamle olarak görüyor ve adımlarımızı bu büyük vizyon doğrultusunda atıyoruz.