Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

‘Koruyucu aile’m olur musunuz?

Sibel ERASLAN tüm yazıları

20 yıl önce: Vedat Yıldız ve eşi, Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı yurdun bahçesindeki bankta oturuyorlar... Derken görevli; bahçedeki çocukların isimlerini yüksek sesle çağırmaya başlıyor: Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin...

Vedat Bey, içi titreyerek farkında olmadan ayağa kalkıyor, çocukluğuna gitmiştir ve ismi çağrılan o anasız babasız çocuklardan birisi gibidir adeta. “Onlarla aramda ipincecik bir kıl kadar fark olduğunu o anda fark ettim; o çocuklardan birisi de olabilirdim...” diye anlatıyor. Çocukları olmamış, onlar da eşi ile birlikte ailesiz çocuklardan birisine “koruyucu aile” olmaya karar vermişler. Bugün bakıp büyüttükleri ve “evladım” dedikleri çocukları 20 yaşında ve toplumun gurur duyacağı bir evlat...

Vedat Yıldız ile “Korunmaya Muhtaç Çocukların Yaşadıkları Sorunların Tespiti ve Çözümü Projesi” konulu çalıştayda tanıştık. Proje, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığınca yürütülüyor. Sn. Güldal Akşit’in başkanlığında, üniversitelerdeki bilim insanları, konuyla ilgili hukukçular, psikologlar, sivil toplum örgütleri ve koruyucu ailelerle birlikte yapıldı odak toplantısı...

Çocuk Hizmetleri Genel Müdürü Abdülkadir Kaya’nın titizlikle verdiği bilgiler ışığında, son günlerde medyada da sıkça yer alan çocuk istismarı gündemine de çözümler içeren çok önemli bir toplantıya şahit olduk. Kanunen “çocuk” hükmündeki 0-18 yaş arası nüfusu, 23.9 milyon olan bir toplumda çocuklarımızın her meselesi aynı zamanda ciddi toplumsal bir mesele anlamındadır. 23.9 milyonluk bir nüfusun içinde 14 bin çocuğumuz sosyal politikalar eşliğinde acilen korunması gerekenler hükmündedir... Bugüne kadar “koruyucu aile projesi”nden yararlanmış 5 bin 287 çocuğumuz var. 2014 yılı sonuna kadar 14 bin çocuğumuzu “aileleşme” hareketine dahil etme azmindeler... Kimsesiz veya değişik sebeplerle ailelerinin bakamadığı bu çocuklarımızı klasik yurt ve koğuş sisteminden çıkararak hayatın içinde ve aile yaşantısı bağlamında topluma kazandırmak kuşkusuz büyük bir ideal... “Koğuş bakımından ev bakımına, kurum bakımından aile yanında bakıma geçmek hedefimizdir” dedi Kaya. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu konuda TÜBİTAK ve üniversitelerimizle ortak yeni bir sisteme geçmektedir.

Yurt statüsü, kimsesiz çocuklarımıza kurum çerçevesinde ne kadar iyi ve başarılı hizmetler verse de aile sıcaklığını ve hayata dair sorumluluk bilgisini veremiyor maalesef. Bu bağlamda hayata geçirilen “çocuk evleri”, “sevgi evleri” gibi deneyimlerin kısa sürede çok olumlu neticeler vermesi bile hepimiz için yeni ve teşvik edici bir tercih... Proje, STK’lara açık, koruyucu aile platformu kurularak hizmete erişim, bilgi, deneyim ve haberleşme ağı aktif halde işleyecek.

Koruyucu aile, evlat edinme kurumu değil. Evlat edinme ile ilgili uzun yasal prosedürler var. Ve çoğu kez toplumsal veya dini zannettiğimiz öngörülerle evlat edinme kurumuna da mesafeliyiz. Ne ki, Adana milletvekili Necdet Ünüvar’ın da ifade ettiği gibi; “ailesiz kalmış çocuklar meselesi gün geçtikçe biriken istatistiklerle önümüze yığılırken, bizim bu konuyu sosyal bir sorumluluk ve devlet politikası olarak güncellememiz gerekiyor.”

“Koruyucu Aile” müessesi, hem kimsesiz çocuğu koruyor hem de aileye artı yük getirmiyor, çocuk yasal mirasçı değil, bakılan her çocuk için devlet desteği var, geçici veya kısa süreli bakım seçenekleri de mevcut...

Proje; bir devlet politikası olarak devamlılık ve sosyal adalet prensibi çerçevesinde, hukuki denetime açık, şeffaf anlamda işleyebilmelidir. Çalıştaya en hazırlıklı şekilde katıldığına şahit olduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığına da büyük vazifeler düşüyor elbette, ama Diyanet’in vicdanı çağrısından ibaret kalmamalı kuşkusuz bu büyük atılım. Hepimize tek tek düşen görevler var bu bağlamda. Hz. Asiye, sulardan çıkardığı çocuğun koruyucu annesiydi, ve o çocuk Hz. Musa oldu...