
Yıl 1991 Aralık ayının son günleri.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yıkılmış.
Dehşet dengesinin taraflarındaki aktör değişimi ilginç bir süreci başlatıyor.
Sovyet bakiyesi topraklarında 5.000 civarı 'nükleer başlıklı silah' barındırması ve 10 termonükleer savaş başlığı taşıyan 'uzun menzilli füzelerle dehşet dengesinin iki tarafını da geçerek Hiroşima'dakinden daha da yıkıcılığa sahip olması, Soğuk Savaş sonrası düzenin yeni dengelerini asimetrik şekilde etki etme kapasitesine bir anda sahip bir aktör çıkıveriyor ortaya.
Sonra ne mi oluyor?
Bir tartışma başlıyor:
Bu mühimmatı topraklarından çıkarmalı mı yoksa 'herhangi bir saldırgana karşı caydırıcı olmak' için en azından bir kısmını tutmak mı menşeli bir tartışma başlıyor.
'Tek koz' olduğu hatta 'barışı korumak' için bu ölümcül mühimmatı tutmasının 'zorunlu' olduğu da ifade ediliyor.
Soğuk Savaş'ın tarafları müzakere süreci sonrasında bir memoranduma imza atıyorlar: Budapeşte Memorandumu.
Ve bu ölümcül, caydırıcı, son koz da veriliyor.
Karşılığında 'herhangi bir saldırgana karşı 'ülkenin toprak bütünlüğünün' sağlanması için garantör devletler tarafından 'güvenlik garantileri' verilerek.
Aradan yıllar geçiyor.
'Saldırgan' olarak o dönem tanımlanmış aktör, 'nükleerden arındırılmış', elinden o dönemki tabiriyle 'son kozu' alınmış, 'caydırıcılığı' kalmamış ülkenin 'toprak bütünlüğünü' ihlal ediyor.
Ee garantör ülkeler var diyeceksiniz.
İşte o 'garantör ülkeler' artık her zaman aynı yöne bakmadıkları için 'garanti' kâğıt üstünde kalıveriyor.
Hikaye tanıdık geliyor sanki diye düşünüyor insan.
Bugünlerde bir müzakere masası konuşuluyor.
Mevzu nükleer ve füzeler.
Aktörler de şaşırtıyor.
İşin en ilginç tarafı ise sonuç kısmında gelip düğümleniveriyor.
Sormadan edemiyor insan.
Taleplerin kabul edilmesi sonrasında daha önce ne olmuştu?
6 Şubat 2026 müzakere masasından nükleer mevzusunda çıkacak sonuç kısmı nihai 'asıl amaç gerçekte ne?' dedirtiyor.
'Koz' giderse ne olur sorusu ile birlikte...