M. Yalçın YILMAZ
M. Yalçın YILMAZ
yalcin.yilmaz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Küresel gerilimin eşiğinde

Küresel sistem, birikmiş gerilimlerin artık örtülemediği bir eşiğe dayandı. Ukrayna savaşıyla ivme kazanan bloklaşma, Gazze kriziyle Orta Doğu'ya yayıldı; Suriye ve İran dosyalarıyla daha geniş bir jeopolitik hatta taşındı. Aynı anda finansal piyasalarda görülen altın ve gümüş tırmanışı, bu gerilimin yalnızca askerî ya da diplomatik değil, yapısal bir kırılmaya işaret ettiğini gösteriyor. Güvenli liman arayışı, küresel belirsizliğin en sade ama en çarpıcı göstergesi.

Bugün tartışılan soru "nerede çatışma çıkacak" sorusundan ziyade, hangi dosyanın tetikleyici olacağı sorusunda düğümleniyor. Trump'ın İran'a yönelik sertleşen tutumu, Irak'ta yaklaşan seçimler ve ABD'nin bölgedeki Tahran etkisini sınırlandırma çabaları bu bağlamda birlikte okunmalı.

Orta Doğu'da yaşananlar, klasik "kriz yönetimi" süreçlerini çoktan aşmış durumda. Suriye'de ateşkes ilanları ve ihlaller aynı anda olsa da (SDG-YPG) kapanıyor. Ahmet Şara hem Trump'ın hem de Putin'in haritaya verdiği desteği gördü. Bu tablo, sahada kararların çoktan verildiğini, ateşkeslerin ise geçiş sürecini yönetmeye dönük araçları gösteriyor.

YPG'nin Şam yönetimine karşı silahlı refleksler göstermesi, örgütün yalnızca askerî değil, psikolojik bir çözülme yaşadığını ortaya koyuyor. Yıllarca kontrol ettiği alanlardan çekilirken ortaya çıkan tablo, iddia edilen kanton ve komünal rüyasının sahada bir karşılığı olmadığını bir kez daha gösterdi. Bu durum, devlet dışı aktörlerin askeri yenilgiden daha çok stratejik işlevlerini yitirdiklerinde tasfiye edildiklerini teyit ediyor.

Trump'ın Venezuela ve Grönland gündeminden sonra "İran'ı vurur mu?" tartışması, tek başına bir askerî senaryo olarak okunmamalı. Irak'ta yaklaşan seçimler, ABD'nin bu ülkedeki İran etkisini kırma girişimleri ve Körfez'de artan askerî hareketlilik aynı zincirin halkaları. Irak'ta KDP ve Haşdi Şabi arasında DEAŞ'a karşı kurulan ittifak Bağdat seçimlerine nasıl yansıyacak göreceğiz. Ancak Tahran'ın sınırlarının ötesinde hiçbir faaliyetine izin verilmeyecek görünüyor. İran'a müdahale konusunda farklı fikirler olsa da İran'ın dışarıdaki faaliyetlerine birçok aktör karşı.

Burada asıl mesele, İran'ın doğrudan hedef alınmasından ziyade, etki alanlarının daraltılması. Irak, bu stratejide kilit ülke konumunda. Irak seçimleri Vaşington için yalnızca bir iç siyasi gelişme değil, bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası.

TRUMP AB'Yİ SIKIŞTIRIRKEN

Trump'ın transatlantik hatta Avrupa'yı sıkıştıran hamleleri sürerken, AB'nin Hindistan'la geliştirdiği ilişkiler dikkat çekici. Bu, Avrupa'nın ABD ile yaşadığı stratejik gerilimlere karşı alternatif ekonomik ve jeopolitik açılımlar aradığını gösteriyor.

AB–Hindistan hattı, Çin'e bağımlılığı azaltma çabasının bir parçası olduğu kadar, ABD merkezli küresel ekonomik düzenin kırılganlığına verilen bir tepki olarak da okunmalı. Bu arayış, küresel sistemin tek merkezli yapısının artık sürdürülemediğini ortaya koyuyor.

ANKARA'NIN STRATEJİK ÇERÇEVESİ

28 Ocak 2026 tarihli Millî Güvenlik Kurulu açıklamasında ısrarlı vurgular var. Ancak daha ilginç ifadeler de dokuzuncu maddede karşımıza çıkıyor. Metnin bütününe bakıldığında üç temel vurgu öne çıkıyor: Önleyici güvenlik, bölgesel istikrar ve çok boyutlu dış politika.

Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne verilen destek, İran'ın istikrarının bölgesel güvenlik açısından kritik görülmesi ve "terörsüz Türkiye" hedefinin bölgesel refahla birlikte ele alınması, Ankara'nın meseleleri parçalı değil, bütüncül bir güvenlik mimarisi içinde değerlendirdiğini gösteriyor. Bu yaklaşımı iç siyasete sıkıştırarak okuyanlar var ısrarla. Şu saatten sonra anlama melekeleri değil niyetleri sorgulanmalı. Ankara'nın attığı adımlar, tehdit kapıya dayanmadan önce siyasi ve toplumsal zemini tahkim etmeye dönük önleyici bir strateji olarak şekilleniyor.

MGK metninde İran'a yapılan özel vurgu tesadüf değil. İran dosyası, yalnızca askerî ya da diplomatik değil, aynı zamanda küresel ekonomik sistemle doğrudan bağlantılı. Süleyman Seyfi Öğün Hoca'nın uzun süredir işaret ettiği gibi, dolarizasyonun tarihsel serüveni ve ABD'nin yapısal krizleri, bugün yaşanan gerilimlerin arka planını oluşturuyor.

Altın ve gümüşteki yükseliş, bu sistemin sürdürülebilirliğine dair küresel kuşkuların piyasalara yansıması. Trump'ın bir yandan Wall Street'le dans ederken diğer yandan küresel düzeni yeniden yapılandırma arayışı, ABD içindeki çelişkileri daha görünür kılıyor.

Bugün Orta Doğu'da yaşananları, yalnızca sıcak çatışmalar ya da ateşkes başlıklarıyla değil; küresel ekonomi, büyük güç rekabeti ve bölgesel istikrar arayışıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Görünen o ki, önümüzdeki dönem krizlerin değil, krizler arasındaki bağlantıların belirleyici olduğu bir dönem olacak.