Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Kürtler dinin güvencesidir

Halime Kökçe tüm yazıları

DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, Öcalan’ın mektubundaki İslam ve kardeşlik vurgusuyla ilgili bir soruya “Bölgede tarikatlar, radikal dinci gruplar oluşmamışsa, PKK ve Öcalan sayesindedir. PKK laikliğin güvencesidir” şeklinde cevap verdi. Tuğluk’tan bu minvalde şeyler duymaya alışığız; hatırlayacaksınız 2007’de Cumhuriyet mitingleri döneminde, o “Kemalist-sol-beyaz Türklere” barış çubuğu uzattığı yazısında, “Sevr travmasını” hatırlatarak “ülkeyi emperyalistlere açan AKP’ye” karşı Kemalist sol aydınlarla Kürt halkını ittifaka çağırıyordu.

“Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür...” sözleri ise Refik Halit Karay’ı kıskandıracak düzeyde şiirseldi ve “yüksek ulusal bilinç” taşıyordu.

“Türk halkının korku ve kaygılarını” yürekten hisseden Tuğluk, Irak’ın işgaliyle birlikte emperyalistlerin Kürtlere odaklı politikalarının derinleştiğini, bunun haklı olarak “Sevr endişesini” tetiklediğini söyleyerek en yüksek perdeden empati kuruyordu “Kemalist aydınlarla” ve onlara büyük görevler düştüğünü söylüyordu: “Kemalistleri ve Kürtleri yeni bir birliktelik için değişime zorlamalıyız” diyordu.

İslamofobik haller...

“Tuğluk’un nutku” o dönemin konjonktüründe çok rahat Çağlayan ya da Tandoğan meydanında okunabilecek cihetteydi. AK Parti’yi kapatma davasının google’lanmış gerekçeleri arasına da iliştirilebilirdi, 27 Nisan e-muhtırasına lojistik destek bile olabilirdi.

AK Parti’nin Güneydoğu’daki güçlü varlığı pekişmeye başlamış, AB uyum yasaları çerçevesinde demokratikleşme hız almış, Başbakan Erdoğan Kürt halkına açık ve net bir biçimde “sizin sorununuz benim sorunumdur” demiş, Kürtlerin demokratik hakları ilk kez bir politika olarak yürürlüğe girmişken, bir taraftan da siyasetin yolunu daraltan derin yapılanmalarla ilgili hukuki süreç yürütülürken Aysel Tuğluk AK Parti’nin politikalarını “çözümsüzlüğü derinleştirme ve kopuşa itme politikaları” olarak tarif ediyordu ve “devletin içerisinde bir kesimin çözüm istediğini biliyoruz” demeyi de ihmal etmiyordu.

Hoş o dönem “önderliksel” makam da pek Kemalist bir tutum içerisindeydi. Ve muhtemelen, “Kürt açılımı” start aldığından bu yana tam tersi olması gerekirken PKK terörünün artması, “devletin içinde çözüm isteyen o kesim” ile yapılan görünmez ittifakın da bir sonucuydu.

Aysel Tuğluk’un Diyarbakır’da barış haberini duymak için toplanan o kalabalığa söyleyemeyeceği sözleri, kendisi gibi “Kürtlerle Türklerin ilk Cihangir’de karşılaştığını” düşünenlerin duyabileceği bir mesafede etmesi, Kemalist-sol-beyaz Türk-Kürt aydınları birleştiren İslamofobinin bir tezahürüdür.

Tehlikenin farkında mısınız?

Tek parti ideolojisini çoktan geride bırakmış, tepeden inmeci aydın modelinin “Aydınlık çevrelerin” karanlığına hapsolduğu, CHP’nin o “karanlıktan” kurtulmak için durmadan yalpaladığı bir Türkiye’de Öcalan’ın ifadesiyle söylersek Tuğluk’un durumu en iyimser yorumla “zamanın ruhunu yakalayamamaktır”.

PKK’nın “önderliksel” yapısı Kürt halkını laikleştirmeyi, İslamsızlaştırmayı hedeflemiş olabilir. AK Parti’nin bölgedeki gücü karşısında Türk-Kürt ulusalcılarını laikçilik ortak paydasında buluşturmaya gönül verebilir. Kürtlerin bir ulusa dönüşmesini dindarlıklarının zayıflatılmasında da görebilir. Fakat Cumhuriyet dönemi Kürt siyasallaşması daha en başında İslami bir öz taşıyor. Laikçi Kürt siyasetçi-aydınlarının pek zikretmekten hazzetmediği Şeyh Said isyanının temel motivasyonu hilafetin kaldırılmasıdır.

Hülasa “Kemalist sol”un Türkiye hayalini Kürt halkı için kuranların sonu da bir “Aydınlık” cürmü kadar yer yakmak olacaktır.

Tuğluk’un sözleri “PKK, Kürt halkının özgürleşmesi için mi dinsizleştirilmesi için mi ortaya çıkarılmıştır” sorusunu akla getiriyor.

Eğer PKK laikliğin güvencesi ise Kürt halkı da dinin güvencesidir.