Kuyudaki taş

Amerika kasım ayında öyle bir seçime gidiyor ki inanılmaz.

Bu kritik seçimi en iyi özetleyen cümle şu olmalı;

Olmak ya da olmamak.

Neden bu derece keskin bir cümle?

Çünkü bu seçim öylesine bir seçim ki yıkılan bir daha ayağa kalkamaz.

Bu seçim öylesine bir seçim ki kaybeden bir daha belini doğrultamaz.

Bu hayati ikilem hem küreselciler hem de ulusalcılar için geçerli.

Bu seçim gerçekten de yıkılanın ayağa kalkamayacağı, kaybedenin bir daha asla kazanamayacağı, kısacası kaybedenin tarih olacağı bir seçim olacak.

Söylemiştim...

Geçmiş yıllarda katıldığım bir televizyon programında sordular;

"Hocam önümüzdeki yıllarda dünyayı neler bekliyor, dünya siyaseti nasıl şekil alacak."

Hiç düşünmeden bugünleri anlatan bir cevap verdim;

"Önümüzdeki yıllarda hem ülkemizin hem de dünyanın kaderini belirleyecek üç kritik seçim var.

Kıbrıs, Türkiye ve Amerika...

Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yapılacak seçim sonucunda Kıbrıs'ın selameti için Cumhurbaşkanı Akıncı denilen kişi mutlaka gitmeli, yerine vatan sevdalısı Tatar gelmeli. Batı yanlısı Akıncı gitmediği takdirde Türkiye Kıbrıs ilişkilerinde zor günler bizleri bekliyor olacak. Tatar geldiği takdirde ise iki ülke ilişkileri inanılmaz olumlu bir noktaya gelir.

Bir diğer kritik seçim ise 2020 Amerikan seçimleri olacak. Bu seçimde küresel çete adına Biden kazanırsa Irak Suriye ve Ortadoğu başta tüm dünyaya vah ki vahhh... Eğer Trump seçimi kazanırsa işte o zaman başta Suriye ve Irak tüm dünya nefes alır. Ancak küresel çete her ne pahasına olursa olsun bu seçimleri kazanmak için her yolu deneyecek ve bir şekilde Trump'ı devre dışı bırakacaktır. Eğer bir şekilde Trump kazanmayı başarırsa Amerika ikinci Kennedy vakası yaşar.

Son kritik seçim 2023 Türkiye genel seçimleri olacak. Bu seçimi devletin bekası için cumhur ittifakı mutlaka kazanmalı. Kazandığı takdirde millet olarak davulu zurnayı ele alırız, eğer muhalefet kanadı kazanırsa davul ve zurnayı bu kez Amerika ele alır.

Öyle de oldu...

Kıbrıs ve Türkiye seçimleri istediğimiz gibi oldu.

Ersin Tatar cumhurbaşkanı oldu, cumhur ittifakı da seçimi kazandı.

Ancak Amerika'da işler iyi gitmedi.

Tahmin ettiğim gibi hileyle seçimler Trump'ın elinden alındı ve Filistin, Irak, Suriye kan gölüne döndü.

Ya Sonra...

Trump tasfiye edilmesine edildi ama yarıştan vazgeçmedi.

Küresel çetenin her türlü tehdidine, hakkında onca kumpas dava açmasına rağmen Trump hala başkalığın en büyük adayı benim diyor.

İşte bu durumda geriye bir tek seçenek kalıyor

SUİKAST...

Bu nedenle küresel Çete Trump'a bir suikast planladı.

Suikast ile ilgili üç senaryo çok tartışıldı.

Birinci senaryoda Trump'ın suikastı kendi planladığı tartışıldı.

İkinci senaryoda suikast Trump'a gözdağı vermek maksadıyla yapıldı.

Üçüncü senaryoda ise suikast Trump'ı öldürmek maksadıyla yapıldı.

Senaryolardan ilkini doğrudan eleyelim zira Trump'ın böyle bir suikasta ihtiyacı yok zira seçimi açık ara önde götürüyor.

Senaryolardan üçüncüsünü de eleyelim zira küresel Çete denilen şeytan istediği taktirde Trump'ı rahatlıkla tek kurşunla öldürebilir.

Peki neden öldürmek istemediler?

Küresel çete şunu çok iyi biliyor ki Trump eceliyle dahi ölse iş üstüne kalır ve ülke iç savaşın eşiğine gelir, yanan yangında kendi de yanar.

Burada en ağır basan ikinci senaryo.

Yani suikast Trump'a göz dağı vermek maksadıyla yapıldı, Bu gözdağı ile yarıştan çekilmesi hedeflendi.

Sonuç...

Trump'ı biraz tanıyan böylesi saldırılarla geri adım atmayacağını, tam tersi daha da hırslanacağını bilir.

Peki küresel çete bunu görmedi mİ?

Evet görmedi, düşünemedi.

Zira küresel çete şu an inanılmaz bir kargaşa yaşıyor, ne yapacağını şaşırmış durumda.

Bu saldırıdan istifade eden Trump da her geçen gün yerini, seçimi, başkanlığı daha da garantiler durumda.