Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Laiklik mi laikçilik mi yoksa hiçbiri mi?

Halime Kökçe tüm yazıları

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın önceki gün bir konferansta laiklik üzerine söylediklerinin yeni anayasa sürecini etkilemesi muhtemel. Fakat istenirse bu viraj alınabilir, siyasiler yeni anayasa sürecini bu tartışmanın gölgesinden kurtarabilir. Nitekim Mustafa Şentop’un dün yaptığı açıklama laiklik tartışmasının yeni anayasa çalışmasını zehirlemesine müsaade edilmeyeceğini gösteriyor.

Peki öyleyse burada konuşulmaya değer bir şey yok mu? Sessizce dağılalım mı?

Bilakis, konuşulması gereken önemli hususlar var. Türkiye’yi bir asırdır cendereye sokup insanlara hayatı dar eden ve nihayet seyreltmeyi başardığımız laikçi pratiklerin yeniden üretilmesine ve bunca itibar kaybetmişken meşrulaşmasına zemin oluşturulmamalı.

Dindarlığı, İslamcılığı, İmam Hatipli oluşu sapıklıkla, katillikle, hırsızlıkla, tecavüzcülükle ananların laikliği temsil ettiği, laikçiliğin şahikası olarak görüldüğü, bu adamların üstüne üstlük bir de gazeteci, ressam, yönetmen unvanlarıyla entelektüel kamunun temsilcisi sayıldığı bir Türkiye’de yaşıyoruz hala. Bu bataklığı uzaktan seyretmek keyifli olabilir ama iş o ki bataklığı ıslah etmeye çalışalım. Yapamıyorsak da oradan üstümüze çamur sıçramasına engel olalım. Alabildiğine uzak duralım o bataklıktan.

***

Yaşam tarzı laikçilerinin dine, dini eğitim veren kurumlara, o kurumlar üzerinden Müslümanlara sövmesi dışında meselenin bir başka yüzü daha var…

Anayasa’daki laiklik maddesine dayandırılarak iptal edilen yasaları, “411 el kaosa kalktı” manşetlerini, “laiklik karşıtı odak olma” gerekçesiyle az kalsın AK Parti’nin kapatılacak oluşunu, öncülü partilerin laiklik karşıtlığı gerekçesiyle kapatıldığını, Türkçe ezandan Kur’an kurslarının yasaklanmasına kadar pek çok istibdat uygulamasının yine aynı ilkeye dayandırıldığını hatırlayalım. Yani “laiklik gidiyor dindar anayasa geliyor, Ak Parti ağzındaki baklayı çıkardı” nümayişinin toplumdaki alıcısı o nümayişi yapanlarla sınırlı, çünkü toplumun kahir ekseriyeti laiklik mağduru.

Ama söz konusu kavramın tepemizde bir kılıç gibi sallandırıldığı yılların kötü hatırası sapla samanı karıştırmamıza da sebep olmamalı. Meclis Başkanı’nın haklı itirazı “İslam devleti” tartışmasına taşındığında işin rengi değişecektir.

Türkiye Müslüman bir ülkedir, bir İslam ülkesidir. İslam’ın temel prensiplerini siyasetçilerin şiar edinmesi ne kadar normalse toplumun bu yöndeki ihtiyaçlarının siyasetin konusu olması da anlaşılırdır. Ancak İslam dünyasında selefiler ve Müslüman Kardeşler arasındaki çatışma bile bize devlet dediğimiz mekanizmanın İslam’a nispetle tanımlanmasının toplumun Müslümanlığına pek de bir katkı sağlamadığını bilakis ayrıştırıcı bir etki yaptığını göstermiştir.

Dönelim başa; muhafazakar kesim laiklikçilik mağduru olduğu için laiklik karşıtıdır da. “Anayasada laikliğe atıf olmasın” dediğinizde bunun sosyolojik ve siyasi bir karşılığı vardır. Bu görüşü savunabilirsiniz, savunurken haklı gerekçelere de sahipsiniz.

Fakat konuyu “dindar anayasa”ya getirmek esası geçtik usulden de hatalıdır.

Mağduru suçlu teröristi halk kahramanı yapanlar

Bazı köşe yazarları var, özgürce fikirlerini yazamadıklarını anlatarak köşe dolduruyor. Ekmeklerini bu işten kazanıyorlar, “basın özgürlüğü yok” cümlesini ne kadar çok zikrederlerse o kadar makbul oluyorlar. “Tutuksuz yargılanabileceğim umuduyla” diye başlıyorlar cümleye. “Dava açın bana, lütfen açın” diye yalvarıyorlar adeta…

Amaç gürültü çıkarmak, “Türkiye’de basın özgürlüğü yok” dedirtecek işlere imza atmak.

Fethullah Gülen’in açtığı davalar yüzünden ifade vermeye gidenler şikayet etse ya basın özgülüğünden. Bir ara adliyeye otobüs kaldırıyordu Star, Sabah, Yeni Şafak gibi gazeteler. Ama algı oluşturmada kimse elinize su dökemez, kabul!

Mağduru suçlu, teröristi halk kahramanı yapmakta üstüne yoktur sizin. Ölümlerden beslenirsiniz siz. Karaman’daki sapık en ağır cezayı aldı diye üzülürsünüz mesela... Dava sürse, size biraz daha ekmek çıksa onu istersiniz. Çocuklar ve yakınları umurunuzda değildir.

Sayınız azdır ama sesiniz hep çok çıkar sizin.

Kararmış yüreklerinizin yüzünüze düşürdüğü meymenetsizlikten tanıyoruz sizi.

Sizin gibi olmadığımız için şükrediyoruz!