Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

Lânet olsun demokrasinize de, özgürlük anlayışınıza da...

İran'ın yeni liderlik yapısını, Trump belirleyeceğini açıklıyor...

Dünyayı anlamaya başladığım yıllardan bu yana, ABD Başkanları arasında bu kadar çılgın ve küstahına da rastlamamıştım..

1957-58'lerden, ortamektep yıllarımdan beri, dünyada olup bitenleri anlamaya çalışan birisi olarak, ilk büyük 'şok'u, Irak'ta, Hükümet'in en güvenilir generali olarak bilinen General Abdulkerim Kaasım'ın Temmuz-1958'de yaptığı çok kanlı bir askerî darbe sırasında, Kral Faisal ve Veliahd Abdulillah ve ailesi ve Osmanlı döneminde aldığı 'paşa'lık unvanıyla 1918-1958 arasında, İngiltere emperyalizminin desteğiyle tam 40 yıl başbakanlık yapan Nuri Said Paşa'nın -tam da Ankara'da resmî bir ziyaret için beklendikleri ve caddelerin Irak bayraklarıyla donatıldığı günün gecesinde- öldürülüşleri sırasında yaşamıştım.

Halbuki, öyle zâlimâne usûllerle yapılan askerî darbelerin bizim ülkemizde olacağına ihtimal vermezdim. Ama, 2 sene sonra, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi'nin sahnelenişini yaşamıştım, Ankara'da bir yatılı okulda okurken ve Eylûl-1961'de de, 3 kez yapılan genel seçimle ve halkın iradesiyle iktidara gelen 10 yıllık Başbakan Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Fatin Rüşdü Zorlu ve Maliye Vekili Hasan Polatkan'ın düzmece bir mahkeme kararıyla idâm edilişlerini..

O dönemden beri USA Başkanları olan kişilerin isimleri, siyasetleri ve ilginç beyanları da hâfıza radarımdan kaybolmamıştı. (General D. Eisenhower, J. F. Kennedy, L. Johnson, R. Nixon, G. Ford, J. Carter, R. Reagan, G. Bush (Baba), W. Clinton, G. W. Bush (oğul), B. Hussein Obama, D. Trump (1. dönem), G. Biden.. D. Trump (2. dönem..)

Bunlar arasında, her birisi birbirinden kötü olsalar bile, hiç birisinin Trump derecesinde çılgın olduğunu düşünemiyorum ve evet, bu derece çılgın, megaloman ve ruhî davranışları açısından da, psikiatri uzmanlarının ilgi ve tedavi alanına giren davranışlarından yansıyan bir USA Başkanının olabileceğini tasavvur da edemezdim.. Şimdi karşılaştığımız tablo ise, yüksek teknolojik imkânlarla donanmış, 'tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş' misali, 'Trump ve Netenyahu' isimli ve 'yapışık ikizler' durumunda olan çağdaş barbarların sergiledikleri bir tablo.. Öyle ki, geçen gün Güney İran'daki Minab şehrinde 13-14 yaşında öğrencilerin okuduğu bir kız okuluna, USA ve İsrail bombardıman uçaklarından atılan bombalarla, -son rakamlara göre- 175 kadar kız çocuklarının parçalanarak katledilmesine dair emperyal güç odaklarının çekim alanındaki medya organlarında ciddî bir itiraz yükseltildiğini gördük mü?

Ama, Amerika veya Avrupa ülkelerinde bırakalım, 175 çocuğu, 8-10 insanın ölümüyle ortaya çıkan cinayetler üzerine, o emperial güç odakları, kendi gözyaşlarına bütün dünyanın ortak olmasını sağlayacak her türlü sosyo-politik ve psikolojik taktikleri devreye sokmazlar mıydı?

Bu vesileyle, Trump'ın ve hempâsı Netenyahu'nun cinayetleri üzerine dünkü USA medyasında yer alan değerlendirmelerden bir kısmına değinmek gerekiyor.. Sözgelimi, (2000'li yılların başında ABD'nin Irak'a saldırısı sırasında savaş pilotluğu yapan) Arizona Senatörü Mark Kelly (Demokrat) dün yaptığı açıklamada, 'Sokaktaki rastgele kişilerin bile 'İran'daki savaşı Trump yönetiminden daha iyi yönetebileceğini' söylediğini' ifade ediyor ve ardından da, Trump ve hükümetine sert eleştiriler yöneltiyordu.

Bu arada, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında var olan görüş farklılıkları da, tv. ekranlarındaki tartışmalarında bile ortaya çıkıyordu.. Ezcümle, Hegseth, 'kara birliklerinin sahaya gönderilmesi'ni desteklerken; Rubio ise, ABD'yi uzun sürecek bir dış savaşa sürüklemekten çekiniyordu.

Trump yönetiminin bu en üst seviyedeki yetkilileri, Amerikan askerlerinin İran'a konuşlandırılması ihtimalini de; ancak, Trump'ın bu ihtimali göze alamayacağı, uzaktan bombardımanlarla İran rejimini ve halkını diz çökmeye zorlayacağını gerçekleştirmek düşünüyorlardı. Kezâ, Savunma Bakanı Hegseth, Pazartesi günü Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında, 'Sonsuz savaşlar' diye bağıranlara; 'Burası Irak değil.. Bu sonsuz bir savaş değil.." diyordu.

Çatışmalar son bir haftadır şiddetlenirken, bizdeki tv. yorumcularının pek çoğunun görmezlikten geldiği bir nokta da, 'İsrail ve Amerika saldırırsa, İran'ın da bölgedeki Amerikan üslerini vuracağını' önceden açıklaması idi.. İran, o açıklamalarına göre de hareket etti.. Çünkü, Amerikan emperyalizmi, İran'a yönelik saldırılarını bu ülkeciklerdeki noktalardan yapıyordu.

Biz bu konuya 2 Mart Pazartesi günkü yazıda da değinmiştik..

Dahası, Trump, dün yaptığı son açıklamada da, İran'ın en üst makamında bulunan Khameneî'nin katledilmesi üzerine, 'O beni alt etmek istiyordu, ben onu alt ettim ..' diyecek kadar seviyesizleşiyordu.

*

ABD Yönetimi'nden ise farklı açıklamalar geliyor ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 'saldırıların İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemeyi amaçladığını' söylerken; Rubio ise 'ABD'nin İsrail'in saldırı planından haberdar olduktan sonra harekete geçtiğini' belirtiyordu.

Trump'ın da üyesi olduğu Cumhuriyetçi Parti'den birçok parlamenter, kamuoyu önünde Trump'ı desteklese de, bazıları, İran'a yönelik saldırıları, ABD'nin Vietnam'ı işgaline benzetenler de oluyor. Bu arada, Amerikan Kongresi'nde, -Kongre'nin izni olmadan-, Başkan'ın ülkeyi savaşa sokmak yetkisinin olmadığı tartışmaları da devam ediyordu ki, Trump, 3 Mart Salı günü, Kongre'ye bir karar tasarısı sunarak, 'diplomatik çözüm bulma çabalarına rağmen İran'dan gelen tehdidin "dayanılmaz" olduğu ve 'Biz saldırmazsak, o bize aldıracaktı..' iddiasında bulundu... Yapılan oylamada, 'Başkomutan sıfatıyla bir cumhurbaşkanı, resmî bir savaş ilanı yapmadan belirli askerî operasyonları yürütebilir' görüşü kabul ve Trump'ın İran'da savaş yürütme yetkisini sınırlamayı amaçlayan bir karar tasarısı ise, 3 Mart Çarşamba günü ABD Senatosu'nda 53'e 47 oyla reddediliyordu.

ABD Dışbakanı Marco Rubio da, 2 Mart'ta yaptığı açıklamada, 'hedeflerinin İran'ın balistik füze ve deniz gücü yeteneklerini yok etmek olduğunu' söylüyordu; ABD'nin Orta Doğu'da yaklaşık 13 askerî üssü bulunduğunu ve bu üslerde normalde 30.000 ilâ 40.000 asker konuşlandırıldığını da belirterek..

28 Şubat'ta, İran lideri Seyyid Ali Khameneî'nin öldürülmesiyle sonuçlanan Tahran'daki saldırıların ardından kısa süre sonra, Trump, sosyal medyada, İran'ı, "Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef alan bitmek bilmeyen bir kan dökme ve toplu katliâm kampanyası yürütmekle" suçlayıp, 'İran'ın nükleer programından vazgeçmek için her fırsatı reddettiğini ve Avrupa'yı, denizaşırı ABD birliklerini ve hatta "yakında Amerikan topraklarına ulaşabilecek" uzun menzilli füzeler geliştirdiğini; ayrıca, 1979'da Tahran'daki ABD büyükelçiliğinin şiddet kullanılarak ele geçirilmesini ve bunun sonucunda düzinelerce Amerikalının 444 gün boyunca rehin tutulmasını, bunun yanı sıra İran'ın vekillerinin 1983'te Beyrut'taki bir ABD Deniz Piyadeleri kışlasını bombalamasını ve 241 kişinin ölümünü' örnek gösteriyordu.

*

Trump, bir başka ülkede daha askerî operasyonu daha devreye oktu. ABD, Orta Doğu'da savaşa başlamasından sadece üç gün sonra Ekvador'da "terör örgütü olarak tanımlanan" kişilere karşı askerî operasyonlar başlattı.

Dünyanın gözü İran'dayken ve dış ilişkilerdeki karışıklıkları çelişkili söz ve kararları sebebiyle, (Trump tarafdarları olarak bilinen) MAGA dünyasından bile eleştiriler alan Trump, bir dizi ABD askerî saldırısına daha onay verdi.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı: "3 Mart'ta Ekvador ve ABD askerî güçleri, Ekvador'da terör örgütü olarak tanımlanan gruplara karşı operasyonlar başlattı. Bu operasyonlar, Latin Amerika ve 'Karaibler'deki ortakların uyuşturucu terörizmi belâsıyla mücadele konusundaki kararlılığının güçlü bir örneğidir. Hep birlikte, uzun zamandır tüm yarımkürede vatandaşlara terör, şiddet ve yolsuzluk uygulayan uyuşturucu teröristleriyle mücadele etmek için kararlı adımlar atıyoruz." deniliyordu..

Sözkonusu Komutanlık , İran'a yönelik saldırıları haklı çıkarmak için Trump'ın 'İsa tarafından ('İyilerle kötülerin nihaî kapışması olacak ve iyilerin galibiyetiyle sonuçlanacağı'na inanılan 'Armageddon'u getirmek üzere vazifelendirildiğini' iddia etti. Bir dinî özgürlük izleme kuruluşuna yapılan şikayete göre, bir askerî komutan, astsubaylara Trump'ın "İran'da kıyameti başlatmak ve İsa'nın dünyaya dönüşünü işaretlemek için İsa tarafından görevlendirildiğini" iddia etti.

Bir astsubay 'Askerî Din Özgürlüğü Vakfı'na iletilen açıklamasında söz konusu komutanın, "Bize askerlerimize bunun, 'Tanrı'nın ilâhî planının bir parçası' olduğunu söylememizi ısrarla tavsiye etti ve özellikle Armageddon'a ve 'İsa Mesih'in yaklaşan dönüşüne atıfta bulunan Vahiy Kitabı'ndan çok sayıda alıntı yaptı." dediği medyaya yansıdı..

Savunma Bakanı Pete Hegseth'in 'Hristiyan milliyetçi din adamlarıyla bağlantısı olduğu ve Pentagon'da aylık dua seansları başlattığı' da biliniyor..

Trump ise, konuşmalarını, "God Bless the USA" (Tanrı ABD'yi Kutsasın) diye noktalıyor..

*

Bu arada, ilk Amerikalı Papa olarak bilinen 'Papa Leo XIV, İran'la tırmanan savaş karşısında, 'diplomasi ve itidal' çağrısında bulundu, ancak bu çağrıdan bazıları memnun kalmadı.

Papa, 1 Mart 2026'da X adlı platformda yaptığı bir paylaşımda da, 'liderleri 'şiddet sarmalı'nı durdurmaya ve dialog yoluyla barışı aramaya' çağırdı. Ancak birçok MAGA destekçisi ve Trump yanlısı yorumcular öfkeyle tepki göstererek Papa'yı siyasete karışmakla suçladı ve ona "kendi işine bak" (stay in your lane) diyerek, onu siyasete karışmakla suçladı. Bazı yorumcular da, 'Bu savaşı, kilise otoritesinin dışında bir durum' olarak nitelendirdi. Bazıları da, savaşın, "seküler bir mesele" olduğunu ve Papa'nın bu konuda konuşmak için "papalık tahtını" kullanmaya hakkı olmadığını' tweetledi.

Papa, Twitter'daki mesajında, "Bu çalkantılı dönemde Orta Doğu'da ve İran'da yaşananları derin bir endişeyle takip ediyorum. Bombalamalar ve başkalarının acı çekmesi yerine, barışın "mâkul, samimî ve sorumlu diyalog yoluyla" sağlanması gerektiği'ni belirterek, " adalete dayalı barışçı bir varoluş özlemi çeken halkların refahı korunsun. Ve barış için dua etmeye devam edelim." diyordu.

Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman ise, 'İran savaşının kırılgan ABD ekonomisi için "deveyi deviren son saman çöpü" olabileceğini söylüyor.

*

Trump ise, İran'ı daha şimdiden, mağlub etmiş olduğunun havasını vererek, 'İran'ın gelecekteki liderini ben belirleyeceğim..' diyebiliyor ve bunun adı da, bir toplumun özgürlük ve demokrasiye kavuşması oluyormuş..

Bu arada bazı şeytanî entrikalar sergileniyor elbette.. Evvelki gün, Suûdî rejimi, kendisi hâkimiyet alanına atılan füzelerin, iddia olunduğu gibi İran'dan değil, İsrail tarafından atıldığını resmen açıkladı..

Ayrıca, İran'ın, Azerbaycan Cumhuriyetinin Nahcivan bölgesine füze attığı iddiaları da ileri sürüldü.. İran bunu da yalanladı.. Keza, İran'dan Irak ve Suriye üzerinden İsrail üzerine fırlatılan bir füzenün sonradan hedefinden başka odaklarca uzaklaştırılarak Türkiye'ye yönlendirilmesi üzerine vurulması da, İran tarafından reddolundu.. Oyun içinde oyunlar olabilir..

*

'Mekerû ve mekerallah.. Vallahu khayr'ul-mâkirîn..'

'Onlar bir tuzak kuruyorlar, Allah da bir tuzak kuruyor.. Allah tuzak kuranların en hayırlıdır.'

*