Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Lanet seansları

Resul Tosun tüm yazıları

İnsan ancak bu kadar savrulur. O lanet sahnelerini seyretmek bile insanı geriyor. İlim sahibi bir zat nasıl trans halinde lanet okur akıl alır gibi değil. 

Ya o lanete ‘âmin’ diyenler!

***

Son lanet seansında kendi insanlarına da lanet okuyor. Eğer samimi değillerse lanet ediyor evlerine ateş salınması için beddua ediyor dinleyenler de ‘âmin’ diyor!

Hadi hasım gördüklerine lanet ediyor onun kendince bir mantığı var.

Ya samimi değilse kendi çalışanlarına lanet okumak da ne oluyor?!

***

Olur ya senin kurumunda rızkını temin için iş tutuyordur bir ihtiyaç sahibi. Onun samimi olup olmayacağı neden lanet konusu olsun ki?!

Hangi ölçü hangi kural hangi ilke böylesi durumlarda lanet etmeyi gerektirir ki?!

***

İslam âlimi geçinip de sağa sola lanet yağdıran bir şahsiyetin ilminden de şüphe edilir. Çünkü orta yol olan ehl-i sünnet itikadında insanlara lanet etmek gibi bir görev yoktur. İnsanlara lanet değil hayır dua teşvik edilir.

***

Önderimiz ve numune-i imtisalimiz Efendimiz aleyhisselam kendisini taşlayan müşrikler hakkında bile “Allahım onları bağışla, onlar bilmiyorlar!” diyerek dua ederken, Müslüman ama işinde samimi değilse lanet olsun evlerine ateşler salsın demek cahillerin bile akıl edemeyeceği bir bedduadır.

***

Bu zat onlarca dini cemaat liderleri içinde gündemle ilgili sık sık açıklamalar yaparak siyaset yapan tek dini önderdi!

Siyasetle öylesine meşgul idi ki kaset olayında bile anında Baykal’ı arama ihtiyacı hissetmişti!

Çok kötü bir siyasetçiydi!

Dini bir cemaat lideri olarak alnı secdeye varan Erbakan’la anlaşamıyor ama başörtülü bir hanıma, sırf başörtülü olduğu için “Bu kadına haddini bildirin!” diyerek saldıran siyasi liderle can ciğer kuzu sarması oluyordu!

***

Hadi hepsini geçelim, Cumhuriyet tarihinin en dindar ve en başarılı kabinesine karşı 2011’den itibaren tavır almak, 7 Şubat ve  17/25 Aralık hamleleriyle yine Cumhuriyet tarihinin en dindar başbakanlarından birine karşı darbe girişiminde bulunmak, dini motifli bir cemaatin asla takip etmeyeceği bir siyasettir.

Tabii bu siyasi hamlesine karşı gereken cevabı alınca oturup tevbe etmesi gerekirken lanet okumaya başladı!

Çok çirkin bir siyaset!

***

Masum insanlara kumpas kurmak, sahte delillerle suçsuz insanları kodeslere tıkmak, soru hırsızlığı ile kul hakkı gasp etmek gibi değil dindar birine sıradan insana bile yakışmayacak icraatların arkasından zuhur etti. Yetmedi, dış politikada Türkiye düşmanlarını memnun edecek bir siyaset takip etti. Yetmedi seçimlerde CHP ile HDP ile ittifak kuracak kadar şirazeden çıktı! Yetmedi PKK ile birlikte Cumhurbaşkanını protesto edecek kadar gözleri döndü! Tabii ki hükümet de tedbirini aldı, gereken cevabı verdi.

***

Bu durumda aklı başında olan sıranda insanlar bile pişmanlık duyarken dindar geçinen din alimi geçinen zat lanet seanslarına başladı! Hükümetlerin kusuru bulunabilir, kadrolar ve bürokrasi bazı hatalar yapmış olabilir. Hatta hatasında ısrar da edebilir. Bu durumda irşat ehli bir din âlimine düşen o kadroları lisanı münasip ile ikaz etmektir!

***

Bu bağlamda din âliminin yapacağı şey lanet okumak değil Efendimizin emrettiği nasihat müessesesini harekete geçirmek ve hata edenleri uyarmaktır.

İmam-ı Rabbani onu yapmıştır!

Mektubat  sapkın yöneticileri ikaz için kaleme alınmış ve bilahere semeresi devşirilmiş bir metot olarak nasihat müessesesinin güzel örneklerinden biridir!

İmam-ı Rabbani, ilahlığın ilan etmiş Ekberşah gibi sapık bir hükümdarın yanından bile ayrılmamış ama ikaz görevini de aralıksız sürdürmüştür!

***

Siyasi hırsın gözünü görmez hale getirdiği bu zat ise sadece hasımlarına değil samimi değilse kendi adamlarına bile lanet okuyacak kadar istikametten ayrılmıştır.

Sadece o ayrılsa, “Allah selamet versin” der geçeriz. Ancak kendisine bağlı binlerce insanı da arkasından sürüklemekte ve Müslüman toplum içine ayrılık tohumları saçmakta maalesef.

Ben lanet etmiyorum aksine ‘Allah ıslah etsin, Allah kimseyi istikametten ayırmasın!’ diye dua ediyorum. Biz dua ile emrolunduk, beddua ile değil!