Yazarlar

Selim ATALAY

Selim ATALAY

http://www.selimatalay.com

Madende kaç kişi var ve medyayı ne yapacağız? Bir maden kazasının hikayesi (3)

Selim ATALAY tüm yazıları

ABD’de 2010 yılında yaşanan ve 29 madencinin ölümüyle sonuçlanan Upper Big Branch kazasının aşamalarını ve sonuçlarını araştırma raporlarından aktarmayı sürdürüyoruz:

Madende saat 15:00’te yaşanan patlamanın ardından çıkabilen çıkmıştı. Bazı madenciler patlamadan 1 saat sonra dışarı çıkabildi. Eyalet maden güvenlik yetkilileri de kazadan yaklaşık 1.5 -2  saat sonra madene gelip kurtarma çalışmalarına el koydular. ABD’de bir madende ciddi bir kazanın 15 dakika içinde Maden Güvenlik Dairesi’nin acil durum telefonuna bildirilmesi gerekiyor. Maden yönetimi bu bildirimi kazadan yaklaşık 30 dakika sonra yaptı ve -3 dakika önce patlama oldu- dedi. Ambulanslar için yerel acil imdat telefonuna madenden çağrı 16:20’de geldi. Bunlar hep geç zamanlardı. Patlamadan sonraki 2 saat madende şaşkınlık ve kargaşa ile geçti. Bazı yöneticiler maskesiz ve gereçsiz galerilere koşup madenci kurtarmaya çalışmışlardı.

Yerel Maden Güvenlik Dairesi yetkilisi saat 17:00 sularında madene gelip 17:20’de duruma el koyan belgeyi imzaladı. Madene dair bütün karar yetkisi o andan itibaren devlete geçti. Kurtarma çalışmalarını maden yönetimi yapacak, ancak herşey resmi yetkilinin onayına sunulacaktı. Bu noktada madenden 6 ceset çıkarıldı ve 20 kişinin kayıp olduğu yetkililere bildirildi.

Yetkililer bu arada maden ana kumanda odasında -kurtarma komuta merkezi- kurdular. Maden ve ekiplerle olan konuşmaları herkesin izlemesi için altı hatlı çoğaltıcı santral kuruldu. Rapor diyor ki: “Maden kazasından sonra kurtarma çalışmaları hayal edilemez stres ve büyük belirsizlik altında yapılır. Eldeki en iyi bilgiyle kritik kararlar verilir, ki eldeki bilgi çoğu zaman yetersiz ve yanlıştır.”

Komuta merkezi kurtarma ekiplerinin ne zaman madene gireceklerine, görevlerinin ne olduğuna, nasıl arama yapacaklarına karar verir. Yangın varsa nasıl söndürecekler, temiz hava nerede var... bütün bunlara merkez karar verir. Komuta merkezi 4 temsilciden oluşur: Şirket Temsilcisi, Maden Güvenlik Dairesi temsilcisi, eyalet yetkilisi ve madencilerin temsilcisi.

Kurtarma ekipleri, bu işte uzman, eğitilmiş elemanlardır. Madendeki temiz havanın durumu, ilk yardım, haberleşme, acil enkaz temizleme gibi konularda saatlerce eğitiminden geçerler. Ekiplerin çalışmaları harfiyen kitaba uygun olmalıdır. Yardıma gelip adrenalin ve olayın heyecanıyla delice şeyler yapan ve hem kendinin hem de kurtarma ekibinin hayatını tehlikeye atanlar olabilir. Eğitim işte bu yanlışlıkları önler.

Komuta merkezi de bu ekipleri korur ve kollar. Merkezin bilgili, strese dayanıklı, dış etkilerden bağımsız ehliyetli kişilerden oluşması gerekir.

Kazanın yaşandığı madende ise yönetim hataları diz boyuydu. Madende kaza sırasında kaç kişi olduğunu yönetim bilmiyordu. Bazı işçiler, elektronik izleme vericileriyle madene inerdi, ancak bunların çalışmadığı kendilerine söylenmemişti. Bazıları eski usul girdi-çıktı yaparak madene giriyordu. Şirket herkesi elektronik izleme yapacak sistemi kurmaya başlamıştı, ancak sistem tamamlanmamıştı, kurulan kısım da çalışmıyordu.

Olay duyulunca aileler ve yakınlar madene gelmiş, salonlara alınmıştı. Patlamadan 5 saat sonra yetkililer ailelere bilgi verdi: 7 ölü, 25 civarı kayıp... Tam kayıp sayısı bilinmiyordu, kayıpların kimlik tesbiti yapılamamıştı. Patlamadan 7 saat sonra ailelere -5 ceset daha bulundu- dendi, kimlikler yine belirlenmemişti. Patlamadan ancak 9.5 saat sonra yetkililer madende o sırada kaç kişi olduğunu bulabildiler. 10.5 saat sonra -24 ölü 4 kayıp- dendi. O sırada kurtarma ekipleri madenden çıkarıldı.

Hâlâ ölülerin kimlikleri belirsizdi. Madenci aileleri kimin öldüğünü bilmiyordu ve herkes son sayımdaki 4 kaybın hayatta olduğunu ve kendi yakını olduğunu düşünüyordu. Madenden son ceset, kazadan 8 gün sonra çıkarıldı. Toplam ölü sayısı 29’du ve net kimlikler o zaman belirlendi. Aileler günlerce acı içinde haber bekledi. Kayıp 4 kişinin cesetlerinin olduğu bölümden kurtarma ekipleri onlarca kez geçmişler, ancak cesetleri fark etmemişlerdi.

Kazanın duyulması ve büyüklüğünün fark edilmesiyle ABD medyası da madene geldi. 2006’da Sago madeninde patlama ve çökme olduğunda TV’ler madene akın etmiş, atlatma haber telaşıyla yanlış bilgiler yayılmıştı. TV’ler o zaman göçük altında kalanlar için -1 ölü var, 12 kişi göçük arkasındaki bölüme sağ bekliyor... Mucize!- diye bildirirken gerçekte ölü sayısı 12 idi ve göçük arkasında 1 kişi sağ kalmıştı. Sago madenindeki habercilik skandalı ABD gazetecilik okullarında ders olarak okutulur, ki bir daha öyle yalan yanlış haber verilmesin.

Rapor diyor ki: Maden kazasını medyanın izlemesi, kurtarma operasyonlarına ek baskı yaratmaktadır. Kurtarmada bilim ve disiplin esas olmalıyken, kurtarma ekiplerinin madene yollanması ya da geri çekilmesi biçimindeki yaşam-ölüm kararlarını medya (canlı yayında) sorgulamakta, yaymakta ve tahmine çalışmaktadır. Bu yayınların kurtarma çalışmasını etkilememesi gerekir. Kurtarma, madendeki havanın zehir durumu, yeni patlama ihtimali ve yangın ihtimali gibi somut verilere dayanarak yapılmalı ve medyanın yaratığı duygusallık gözardı edilmelidir. Madencilik sektörü, arama kurtarma sistemini, teknolojinin ve yoğun medya ilgisinin getirdiği yeni sıkıntılar ışığında gözden geçirmelidir. (Devam edecek)

 twitter.com/selimatalayny