Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Mal mal bakma Selo, asmayacağız... Adil yargılayacağız!

Başlığa çıkardığım söz bana ait değil... 

Hükümete yakın bir kişiye, bir odağa, bir kliğe de ait değil... 

Hele, kendilerinde “yargılama hakkı” gören çevrelere hiç ait değil...

Patentinin kimde olduğunu birazdan açıklayacağım.

HDP milletvekillerinin ifadeye çağrılması ve bazılarının tutuklanması, iç ve dış çevrelerde büyük yankı buldu.

İlk tepki, “alesta” bekleyen Avrupa Birliği ülkelerinden geldi. 

Mesela, Martin Schulz diye biri çıktı, son derece terbiyesiz bir üslupla, “son kırmızı çizginin de aşıldığını” söyledi. Türkiye’deki demokrasinin gidişatından kaygı duyuyorlarmış! Milletvekili tutuklamak da ne oluyormuş! Seçimle gelen seçimle gitmeliymiş!

Bu sözü, hakkındaki gözaltı kararından sonra HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş da sarf etmişti: “Bizi tutuklayacaklarını söylüyorlar. Seçimle gelen, seçimle gider...”

Demirtaş ve Schulz işareti çakar da, Kemal Kılıçdaroğlu geri kalır mı?

Hemen “temenni” sadedinde bir “seçimle gelen, seçimle gider” açıklaması yapıştırdı.

İnsan bu temennileri okuyunca, “Seçim mekanizmasına ne kadar da saygılıymışlar. ‘Seçilmişlerin’ hakkını ne kadar da gözetiyorlarmış!” diye düşünüyor.

Bakalım öyle miymiş?

Bir önceki genel seçim, üç muhalefet partisinin ittifakına sahne olmuştu.

Bunu hepimiz hatırlıyoruz...

Muhalefet partisi sözcülerinin, olası bir iktidar değişikliğinde, mütemadiyen bize reva gördükleri “güzellikleri” tekrarlayıp durduklarını da hatırlıyoruz.

Mesela Muharrem İnce“Yüce Divan’a otobüs seferleri düzenleyeceklerini” söylüyordu. (Bunu, Ergenekon yargılamaları döneminde de söylemişti.)

İktidar partisi yöneticilerini ve milletvekillerini (yani seçilmişleri), araya yandaş basını da “kaynak” yaparak, kapıda hazır bekletilen otobüslere dolduracak, yargılanmaları için Yüce Divan’ın önüne atacaktı. Yani, seçimle gitmelerine müsaade etmeyecekti.

Muharrem İnce’den daha naif bir görüntü veren Gürsel Tekin, niyeyse, daha şeditti... 

Tekin, doğrudan “yandaş basın”a dalacaklarını söylüyordu. 8 Haziran sabahı, hükümete yakın bütün gazete ve televizyonlara el koyacaklarmış... AK Parti milletvekillerini de, hiç tereddütsüz,  Yüce Divan’a yollayacaklarmış. (Gürsel Tekin de, seçimle gitmelerine müsaade etmiyor.)

Kemal Kılıdaroğlu, “Fitil fitil burunlarından getireceğiz” diyordu. Ve terbiyesizlik dozunu daha da artırarak, “Saray’da oturan zatı yakasından tutup alaşağı edecekleri, o Sarayı da birilerinin başına yıkacakları” vaadinde bulunuyordu. (Seçmen iradesine saygı bekleyen Kılıçdaroğlu, yüzde 52 oy almış “en meşru” Cumhurbaşkanı’nı yakasından tutup alaşağı etme hakkını görebiliyor kendisinde... Hem halka saygısızlık, hem halkın iradesine saygısızlık, hem demokrasiye saygısızlık, hem de “insanlığa” saygısızlık!)

Peki, Selahattin Demirtaş ne diyordu?

Hakkındaki gözaltı kararından sonra “seçim mekanizması”nı hatırlayan Selahattin Demirtaş?

Elinin kanıyla CNN Türk stüdyolarına kurulup bağlamanın teline dokunan ve (utanmadan) “dostluk ve sevda türküleri” çığıran Selahattin Demirtaş?

Demirtaş, seçimle gitmesi gerekenlere “ölmeme” garantisi veriyordu, “Korkmayın, asmayacağız. Adil yargılayacağız” diyordu.

Bu cümleden olarak, Selo ve arkadaşları da korkmasın; asılmayacaklar, adil yargılanacaklar!

Hem korkmasınlar, hem de (hazır konu açılmışken) Avrupalı refiklerine, “Üyeleri arasında bizim gibi seçilmişlerin de bulunduğu parlamento 15 Temmuz’da bombalandı. Mal mal baktınız!” diye ufak yollu bir sitem yollasınlar!