
Terörsüz Türkiye Komisyonu artık rapor aşamasında. Herkesin merakı aynı: Raporda ne var, ne yok? Bu konuda 10 Şubat Salı günü TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un yaptığı açıklamalar mühim.
11 Şubat Çarşamba günü yaşanan "yemin krizi" ise ayrı bir durum.
İki mesele de Meclis'in nasıl çalıştığı, siyasetin nerede bitip hukukun nerede başladığı ile ilgili.
İşte bugün bu iki konuya değineceğim.
ZORLU BİR SÜREÇTEN GELİNDİ
Numan Kurtulmuş'un başkanlığını yaptığı komisyon, süreç boyunca ciddi sınavlar verdi: Bunlardan en büyükleri; İmralı ziyareti tartışmaları, bayrak indirme meselesi idi.
Bu başlıkların her biri, süreci kilitleyebilecek nitelikteydi. Ama görünen o ki, Sayın Kurtulmuş bu noktalarda uzlaşmayı zorlayan, tarafları masada tutmaya çalışan bir rol üstlendi.
Bugün gelinen aşama, raporun tamamlanmış olması.
Yani işin en kritik eşiği de geçildi.
SATIR ARALARINDA NE VAR?
10 Şubat'taki açıklamalara bakınca şunları görüyoruz:
- Komisyon, Başkanın ifadesiyle, "fevkalade verimli ve disiplinli" çalışmış.
- 20 toplantıda 137 kişi dinlenmiş. Meclis'te temsil edilmeyen siyasi partiler de dahil, neredeyse dokunulmayan kesim kalmamış.
- Rapor tamamlanmış, taslak komisyon üyesi partilere gönderilmiş.
İçerik konusunda ise bilinçli bir ketumluk var. Hatta Sayın Kurtulmuş bu tavrı çok net bir cümleyle özetliyor: "İçerikle ilgili bir kelime bile ağzımdan alamazsınız."
Bu da şunu gösteriyor: Metin hazır ama siyasal müzakere bitmeden kamuoyuna açıklanmak istenmiyor.
BU RAPOR NE ANLAMA GELECEK?
Altını çizmekte fayda var: Bu komisyon yasa yapmıyor, anayasa yazmıyor. Ama ortaya çıkacak metin, ileride yapılacak düzenlemeler için siyasi bir referans belgesi olacak.
Hukuken bağlayıcı değil belki ama siyaseten "verilmiş söz" gibi okunacak.
Birçok konuşmada, birçok tartışmada bu rapora atıf yapılacağını şimdiden söylemek mümkün. Bu titizlik ve gizliliğin sebebi de bu...
YEMİN KRİZİ VE İŞİN HUKUKİ TARAFI
Gelelim 11 Şubat'ta yaşanan yemin tartışmasına...
Soruyu açık soralım: Bakanların yemin etmesini engellemek mümkün mü?
Cevap: Hayır.
Anayasa ve TBMM İçtüzüğü bu konuda çok net. Cumhurbaşkanı tarafından atanan bakanlar, atandıkları tarihten sonra yapılan ilk birleşimde yemin ederler. Bu bir tercih değil, anayasal bir zorunluluk.
Bu noktada, Meclis'i yöneten TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ'ın yaptığı paylaşım, tartışmanın hukuki çerçevesini berraklaştırdı. Sayın Bozdağ özetle şunları söylüyor:
–Yemin işlemi Anayasa ve İçtüzüğe uygundur.
–Genel Kurul yönetimi yerleşik Meclis teamüllerine göre yapılmıştır.
–Divandaki kâtip üye değişikliği de Meclis pratiğinde olağan bir uygulamadır.
–Başkanvekilliği görevinin üstlenilmesi geçici ve atamalar olmadan planlanmış bir durumdur.
Bozdağ'ın görevi üstlenmesi noktasında Sayın Pervin Buldan da aynı ifadeleri kullandı hatırlarsanız. Bu açıklamalar, "usule aykırılık" iddialarının hukuki bir zemini olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
CHP MESELEYİ ŞAHSİLEŞTİRİYOR MU?
Burada bir siyasi boyut var ve bunu yok saymak mümkün değil.
Yeni Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile CHP arasında kişiselleşmiş bir gerilim olduğu izlenimi oluşmuş durumda.
Ama kürsüyü kapatmanın, yemini fiilen engellemeye çalışmanın hukuki bir izahı yok.
Üstelik bunu tüm milletvekillerini Genel Kurula çağırarak yapmak, CHP'nin sıkça dile getirdiği "normalleşme" söylemiyle de örtüşmüyor.
Günün sonunda o yemin zaten edilecek. Herkes de bunu biliyor.
MECLİS'E YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER
Sebep ne olursa olsun, ortaya çıkan tablo TBMM'ye yakışmadı.
Kavga, havada uçuşan kitapçıklar, hakaretler, yumruklaşmalar...
Demokratik itiraz elbette haktır. Ama bu itirazın, Meclis'in saygınlığını zedelemeyecek bir yolu da mutlaka vardır.
İktidar da bu tip kışkırtmalara karşı daha farklı yöntemler bulmak zorunda. Netice de İktidar, bu "taşkın" muhalefetin de iktidarı. Ona yol göstermek de dahil görevine...
İÇERDE KAVGA, DIŞARDA TOKALAŞMA...
Hukuken tablo net.
Anayasa ve İçtüzük uygulanmış...
Geriye kalan ise hukuk değil, siyasetin alanıdır:
Pozisyon alma, mesaj verme, kamuoyu oluşturma.