
Okullarda "Ramazan Şenliği" üzerinden koparılan yaygara, "Milli Eğitim"i birazcık "Millî"leştirmeye çalışan Sayın Yusuf Tekin'e yönelik taarruzlar, hormonsuz demokrasiden hâlâ çok uzak olduğumuzu göstermiştir.
Batı'dan, "dinsizlik" olarak ithal edilen "laiklik" üzerinden operasyon aynen devam etmektedir!
Bizim muhafazakârlar, "Eski Türkiye asla geri gelemez" ninnisiyle uyuyor ama 25 yıllık AK Parti iktidarında böyle çemkirenlerin, ileride "uygun ortam" bulunca neler yapabileceğini iyi düşünmek gerekir!
Üstelik de Türkiye düşmanları, PKK gibi çok kullanışlı maşasını kaybetmiştir. Haçlı ve Siyonist emperyalistlerin "menfaat" hesabı bitmediğine göre, ellerinde kalan bu tek "maşa"ya bundan sonra daha çok iş düşecektir!
Günümüzdeki TSK yönetiminin "normalleşmiş" olması, kimseyi rehavete sevk etmemelidir. Tabandan, bütün darbelerin şifresi olan "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" istismarıyla yetiştirilen "Kılıçlı Teğmenler" gelmeye devam etmektedir!
Netice itibariyle, aynı delikten tekrar ısırılmamak için, "Laiklik elden gidiyor" mühimmatlı "28 Şubat Operasyonu"nu iyi anlamak hâlâ çok önemlidir.
HEP "FİL"E ODAKLANDIK, ARKASINDAKİ "TİLKİ"Yİ KAÇIRDIK!
27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri; ABD'nin, güçlü rakip SSCB ile yürüttüğü emperyalizm mücadelesinin parçasıydı!
Ya, SSCB yokken gerçekleşen 28 Şubat darbesi?
Yüzeysel bir bakışla "O da ABD operasyonuydu" diyebiliriz!
Zaten bu darbenin muhatabı olan Başbakan Erbakan'ın açıkladığı belgeye göre, ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, 15 Ekim 1996 tarihinde Ankara Büyükelçisi Marc Grossman'a gönderdiği gizli belgede, "Türk hükümetinin, dış politikasını yeniden Arap dünyasına yönlendirmesi; bizim menfaatlerimize aykırıdır, düşmancadır. Türkiye, Birleşik Devletler'in stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir. TSK, bu sonucu elde etme yönünde harekete geçmeye zorlanmalıdır. Plânlarınızı bekliyorum" diyordu.
Bu uyarıdan birkaç ay sonra "darbe" süreci başlamıştı! Ancak, "taşeron" komutanların da, "patron" Amerika'nın da arkasında, birer "derin destekçi" vardı.
28 Şubat'ın asıl kazananları da bunlardı!
BÜTÜN DARBELERİN GİZLİ FAİLİ YAHUDİLERDİR!
Sultan Abdülaziz Han'a ve Sultan Abdülhamid Han'a yapılanlardan, Cumhuriyet dönemindekilere kadar bütün darbelerin "görünen" destekçisi, İngiltere veya Amerika idi. Ancak, asıl organizatör Yahudilerdi! Uzaktan kumanda ettikleri için hiç ortada görünmemişlerdi!
28 Şubat'ın da asıl "merkez"i İsrail idi.
Yukarıdaki Christopher uyarısı; İslâm ülkeleriyle yakınlaşmamıza yönelik İsrail tepkisinin, okyanus ötesinden ilânıydı!
İsrail, localar üzerinden de saldırıya geçmişti! "İsrail Yüce Konseyi", Türk locasının bağlı olduğu Fransız Büyük Mason Locası'na 9 maddelik bir "talimat mektubu" göndermişti. Başkan Paul Waiyset'in, 14 Şubat 1997 tarihinde "gereği için" Türkiye Büyük Mason Locası Üstadı Necip Arıduru'ya ilettiği mektubun üst yazısı şöyle idi:
"Türkiye'deki siyasî gelişmelerden çok rahatsız olan İsrail Yüce Konseyi, RP hükümetinin cemiyetimize tavır koyduğunu belirtti. Biz de aynı düşüncedeyiz. REFAH-YOL'un derhal yıkılması ve Masonluğa ılımlı bir hükümetin kurulması elzemdir!"[1]
GENELKURMAY BAŞKANI TEL AVİV'DE, YARDIMCISI WASHİNGTON'DA
İzleyen günlerde TSK yönetimi yoğun bir "dış temas" süreci başlatmıştı!
20 Şubat'ta ABD'ye giden Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in, "Laikliğin teminatıyız" açıklamasına Ankara tepki göstermişti![2]
24 Şubat'ta İsrail'e giden Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Savunma Bakanı İzak Mordehay ile görüşmüştü. 25 Şubat günü, 1967 Arap-İsrail savaşında ölen İsrail askerleri için çelenk koyan Karadayı, "Çevik Bir'in sözlerinin arkasındayım" diyerek, Ankara'ya Tel Aviv'den meydan okumuştu![3]
Karadayı, hükümetin politikaları konusunda endişelerini dile getiren İsrail yönetimine, "Devletlerarası ilişkilerde devamlılık esastır. Hükümetler gelip geçicidir" diyerek garanti vermişti![4]
Karadayı 27 Şubat akşamı Ankara'ya dönmüş ve ertesi gün de "ayağının tozu" ve "kafasının dumanı" ile meşhur "Darbeli MGK"ya katılmıştı!
İki hafta sonra (12 Mart 1977), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 7. katında toplanarak, Türkiye'deki son durumu değerlendiren ve "Doğrudan askerî darbe olmadan bu hükümet gitmeli" kararı veren heyetteki; bakan Madeleine Albright başta olmak üzere Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle, Morton Abramowitz ve Alan Makovsky isimli katılımcıların tamamının "ABD'deki derin Yahudiler" olması, Türkiye'deki entrikanın asıl kaynağını haber veriyordu![5]
Nitekim, "Demirel'den sonra cumhurbaşkanı olacaksın" sözü verilen ancak işi bitince, İsrail silah firmalarının temsilciliğiyle yetinen Çevik Bir, ABD'de yayınlanan "Middle East Quarterly" adlı derginin, 2002 Güz sayısındaki yazısında, "Erbakan, iç ve dış politikada İslâmî gündeme girişti. İsrail, 'Müslüman dünyasının kalbinde bir hançer' ilân edildi. Anlaşmaların iptali söz konusuydu. Ordu, 'Ülkenin, yüzünü İslâm'a dönmesini ve İsrail ile ilişkilerin riske girmesini izlemeyeceğiz' dedi" ifadeleriyle, Karadayı'nın Tel Aviv'de verdiği garantinin şifresini açıklamıştı!
FETULLAH GÜLEN'DEN DARBECİLERE "FETVA" DESTEĞİ
Asker için en kolayı "tanklı" darbedir.
Dayar namluyu, alır koltuğu!
Ama Washington'ın tercih ettiği "silahsız darbe", yani 28 Şubat; yaşam tarzını, davranışlarını hiç tanımadıkları bir kesime yönelikti. Bu yüzden, Müslümanları iyi tanıyan bir ispiyoncuya/işbirlikçiye çok ihtiyaçları vardı. İşte Fetullah Gülen, "bedeli" mukabilinde bu hizmeti verdi!
Nitekim, tam da ABD'den gelen bu "darbesiz darbe" kararından sonra, Fetullah Gülen devreye girmişti.
28 Şubat MGK'sından çıkan "Tevhid-i Tedrisat ve Kıyafet Kanunu uygulanmalı, okullara türban sokulmamalı" gibi "Tek Parti" zulümlerinin büyük tepki gördüğü günlerde, Kanal D'de Yalçın Doğan'a konuk olan Fetullah Gülen, REFAH-Yol Hükümetine "Beceremediniz, artık bırakın" demişti. "Başörtüsü furuattır" fetvası(!), dindarlara baskı yapmakla suçlanan 28 Şubat cuntasına "ilaç" gibi gelmişti.[6]
Bu "Gülenist Fetva", boykotları engellenmişti. "İkna odaları"nda başörtüsünü çıkarmayanlara, "Sen hocaefendiden daha mı iyi biliyorsun" denmişti![7]
Hatta Fetullah Gülen, darbeci komutanları, "mezhep imamı" müctehidlere benzetecek kadar ileri gitmiş; "İçtihatları doğrultusunda tedbir almak; sorumlulukları gereğidir ve bu içtihatları yanlış bile olsa sevap getirir" demişti![8]
BU "UYUM" NEREDEN KAYNAKLANIYOR?
"Ortak dostları" olan İsrail'in ne kadar etkisi var bilinmez ama İslâm düşmanı komutanlar, Fetullahçılarla çok iyi anlaşıyordu! Cami cemaatini bile fişleyen TSK yönetimi, "Biz cemaatiz" diye tellal çağıran Fetullahçılara nedense çok "sıcak" davranıyordu!
1995 yılında Nurettin Veren başkanlığındaki heyet, AYM Başkanı Yekta Güngör Özden'in aracılığıyla Genelkurmay Karargâhında ağırlanmıştı! Hem de ne ağırlama! Dindarlara savaş açan Karadayı, "Fetullah Gülen ile gurur duyduğunu" söylemiş; "Genelkurmay Karargâhına kolay kolay girilemez. 2 ay, 3 ay randevu bekleyenler var" diyerek, Fetullahçıları aynı günde kabul etmenin "anlamına" dikkat çekmişti.[9]
SONUÇLARI KİME YARAMIŞSA O YAPMIŞTIR!
Mahir Kaynak'ın; "Gerçek faili bulmak istiyorsanız, eylemin kime yaradığına bakın" kuralı da, yine İsrail ve FETÖ'yü işaret etmektedir!
REFAH-YOL'un; İslâm ülkeleriyle ilişkileri geliştirmesi, asıl İsrail'in hain hedeflerini "tehdit" ediyordu! TSK üzerinden gerçekleştirdiği anlaşmalar ve "modern darbe", İsrail'in hıyanet plânlarını kesintiye uğramaktan kurtarmıştı![10]
Türkiye, "Millî Tank" için önemli adımlar atmıştı ama bu anlaşmalar yüzünden rafa kalkmıştı. Adeta, uçak ve silah üretiminin durdurulduğu "Millî Şef" dönemi hortlamıştı. Heronlar, bize değil PKK'ya çalışmıştı!
Ya Fetullahçılar?
TSK başta olmak üzere bütün devlet kademelerindeki Müslümanları ayıklayan, "Yeşil Sermaye" saçmalığıyla muhafazakâr firmaların önünü tıkayan askerler, aslında FETÖ'nün önünü açmıştı!
15 Temmuz hıyanetinin temelleri de bu dönemde atılmıştı. 15 Temmuz darbecilerinin çoğu 1997-2000 yılları arasında Harp Akademisi'ne alınmıştı![11]
Ayrıca yargıdaki FETÖ mankurtları, 28 Şubat'ın yargılanmasını yıllarca sallamıştı!
SONUÇ: TEHLİKE PUSUDA BEKLEMEKTEDİR!
İsrail'in Türkiye düşmanlığı daha da artmıştır. Çünkü, bölgedeki asırlık hesapları Türkiye'ye toslamıştır! Üstelik PKK maşası da elinden alınmıştır!
Öte yandan, Türkiye'yi içten çökertmek; bugüne kadar hiç olmadığı kadar önemlidir. İçimizdeki Kemalist maskeli Haçlı Siyonist uşakları da, çeyrek asırlık eziklikle daha kullanışlı hale gelmiştir.
O halde tehlike pusuda beklemektedir!
[1] İlhan Toprak, 'Birader'den "RP'yi bitirin" talimatı, Yeni Şafak, 7 Şubat 2013.
[2] Çevik Bir Divan-ı Harp'te yargılanmalıdır, Milliyet, 24 Şubat 1997.
[3] Ali Kuş, 28 Şubat taşlarını İsrail ile döşediler, Yeni Şafak, 17 Nisan 2012.
[4] Murat Çelik, 27 Şubat 1997'de İsrail'deydik, Vatan, 25 Nisan 2012.
[5] Cengiz Çandar, 28 Şubat'taki Washington ve İsrail, Hürriyet, 25 Nisan 2012.
[6] Yalçın Doğan'la Güncel Programı, Kanal D TV, 17 Nisan 1997.
[7] Bizi füruatla vurdu, Star, 2 Mart 2014.
[8] Kanal D TV, 17 Nisan 1997.
[9] O gün Karargâha gelen Cemaatçileri karşılayan Hulusi Akar mıydı, OdaTV, 2 Eylül 2016.
[10] Yeni Şafak, 17 Nisan 2012.
[11] https://www.aa.com.tr/tr/28-subat/avukat-husnu-tuna-28-subatin-en-onemli-aktorlerinden-biri-fetodur/1066514