Cüneyd Altıparmak
Cüneyd Altıparmak
Tüm Yazıları

Mevzuata göre ne kadar laik olabilir aydınımız?

Dönüp dolaşıp aynı noktaya gelinen meseleler için "fâsit dâire" der eskiler.

Güncel ifadesi ile "kısır döngü".

Laiklik meselesi de ülke için böyle.

Yine 28 Şubat. Yine laikliğin elden gittiğine dair açıklamalar.

Peki ne var ortada?

Bir "Ramazan Genelgesi".

"LAİKLİĞİ BİRLİKTE SAVUNUYORUZ"

168 kıymetli ve tamamen bu toplumun bağrından çıkmış buram buram Anadolu kokan bu isimlerin (!) karşı çıktığı çağrı bu!

Neye karşı çıkıyorlar? Gönüllülük esasına dayanan Milli Eğitim Bakanlığının şu Genelgesine: "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde tanımlanan öğrenci profili; ahlaklı, bilge, cesaretli, estetik duyarlılığa sahip, iradeli, merhametli, sorgulayıcı, üretken ve vatansever bireylerden oluşmaktadır....Bu doğrultuda ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanması büyük önem arz etmektedir."

MESELENİN ÖTEKİ YÜZÜ...

Bu aslında yeni Modele duyulan öfkenin artçıları...

Başka bir şey değil...

Burada edinilmesi istenen değerlerin kime ne zararı olabilir?

Konunun gözden kaçan bir başka yönü var. Esas onun üzerinde durmak istiyorum.

Genelge'den rahatsız olanların ve buna destek verenlerin düştüğü bir çelişki var.

Ramazan ifadesinden ve onun vesilesiyle bir şeyler yapılmasından madem rahatsız olunuyor, listenin başında şunlar da olmalı ki bu itiraza "tutarlı bir yaklaşım" diyelim:

-2429 sayılı Kanun (m.2) dini bayramları düzenliyor. Ramazan ve Kurban Bayramlarını okullar değil tüm ülke kutlasın diye tatil ediliyor. Bu aydınlarımız da dahil herkes bundan istifade ediyorlar.

-Neredeyse tüm belediyelerin Ramazan ayında iftar çadırı herkesin malumu. Onu geçelim bu aya özgü çocuk programlarını halka açık olarak icra ediyorlar. Bünyelerindeki yuva ve benzeri kurumlarda bu temayla etkinlik düzenliyorlar. Sayıştay bunları "yasal" olarak denetliyor.

-5510 sayılı Kanun (Ek m.18) emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramında ikramiye ödenmesini düzenliyor. Emekli aydınlarımıza da bu ödeniyordur sanırım!

Bunun örnekleri arasına Cuma Namazı konusunda hassasiyet getiren Genelgeyi katmak mümkün (07.01.2016).

Hatta Milli Eğitim Bakanlığının geçmiş yıllardaki benzer uygulamalarının olduğunu da görmek gerekiyor.

Aydın diye açıklama yapanların mevzuattan, uygulamadan pek haberleri yok.

Benzerini yapan belediyelere de söyleyecek bir şeyleri olmuyor.

Bakış ilkesel değil! Duruşta tutarlılık yok.

AYM'NİN BİR KARARI

Laiklik konusunda yargının ne işle uğraştığını da hatırlamak lazım.

Toplumda kriz alanları üretmek yerine, daha toparlayıcı olmak gerekiyor.

Esas aydın sorumluluğu bu bence.

Toplumda "tuhaf" tipler yeteri kadar var zaten!

Bu konuda en ilginç karar AYM'nin verdiği karardır*.

SEBATA BAK!

Olay şöyle: İzmir'de bir yurttaş, evinin çevresindeki cami ve mescitlerden sabah erken saatlerde hoparlörle okunan ezanın yüksek sesinden şikâyet ediyor. Uykusunun bölündüğünü, mensubu olmadığı bir inancın ritüeline maruz kaldığını ve manevi zarar gördüğünü ileri sürüyor. İdareye başvuruyor. Ret yanıtı alıyor. İptal ve tam yargı davası açıyor. Kaybediyor. Dosyayı, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne taşıyor.

Bu konudaki sebat dikkatinizi çekiyor mu?

Bu en azından iki yıllık bir takip demek...

Ve sonrasında AYM'ye geliyor mesele. Burada iki yıl bekliyor...

KARAR VE NİTELEME ÖNEMLİ

Mahkeme, meseleyi "din özgürlüğü" polemiği olarak değil, esasen bir çevresel rahatsızlık/gürültü iddiası olarak görüyor.

Çerçeve, Anayasa'nın 17. maddesindeki "maddi ve manevi varlığın korunması" ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesindeki "özel hayata ve konuta saygı" ekseninde ele alınıyor.

Sabah ezanının sesi, bireyin konut huzurunu ve ruhsal bütünlüğünü asgari ağırlık eşiğini aşacak ölçüde etkiliyor mu? Mahkeme bunu inceliyor.

Anayasa Mahkemesi, çevresel soyut rahatsızlığın yetmeyeceğini; yoğunluk, süre, mesafe, teknik ölçüm gibi somut verilerle etkinin ortaya konulması gerektiğini vurguluyor.

İdare, Diyanet mevzuatı ve genelgeler çerçevesinde denetim yaptığını, şikâyet üzerine inceleme başlattığını ve ses düzenine ilişkin kuralları uygulandığını tespit ettiğini belirtiyor.

Mahkeme, somut olayda kamusal yarar (ibadete çağrı) ile bireysel huzur arasındaki dengenin gözetildiğini, yargısal denetimin iki dereceli olarak yapıldığını ve idarenin ağır hizmet kusurunun ortaya konulamadığını tespit ediyor...

Eşitlik ve laiklik iddiaları ise somutlaştırılamadığı için ayrıca değerlendirmiyor.

Talebi reddediyor. Başvurucu konuyu AİHM'e götüreceğini söylemiş o tarihlerde...

Bu konuyu yargıya taşıyan kişinin çabası ne kadar anlamsızsa,

168 kişinin açıklaması da o kadar yersiz ve çelişik.

* Başvuru Numarası: 2014/3977 | Karar Tarihi: 30/6/2016