
21 Mart Cumartesi akşamı Amerikan emperyalizminin krallığına, başkanlığına geçen sene, seçimle ikinci kez getirilen Trump, İran'ın, Hind Okyanusu ve Umman Denizi'nin uzantısı olan Hürmüz Boğazı'nı düşman gemilerine kapattığını açıklaması üzerine; 'Hürmüz Boğazı'nın 48 saat içinde " açılmaması halinde İran'ın bütün enerji santrallerini "yok edeceğini" söylemişken; ABD ve İran arasında gerçekleşen 'verimli görüşmeler'in ardından, İran'daki enerji santrallerine yönelik saldırı tehdidini beş gün erteleyince.. Dünyanın rahat bir nefes aldığı söyleniyor. Dünya ekonomi çevrelerinde, Trump'ın kendisini Amerikan halkına, işbilir ve kahraman birisi olarak göstermek için böyle bir tehdit savurduğu ve Amerikan borsalarında ve piyasalarında doların güçlendiği konuşuluyor.
Halbuki, zorba zorbalığında berdevam olduktan sonra, 'zorbalık düzeni'nin başına bir belâ gelmesin' diye veya seçilmek için halkına devamlı barış türküleri söyleyerek ve hattâ, 'O -Uykucu- Biden değil de, ben Başkan olsaydım, Rusya- Ukrayna Savaşı da olmazdı!..' nutukları çekerek tarafdar kazanan kişi, bir 'korku kaynağı' olarak gösterdiği saldırganlığını bir-kaç gün ertelemekle, aklınca, mâsumiyet sergilemiş oluyor..
*
Beşer tarihi boyunca Firavun ve benzerleri; kendi nefsanîyet ve şeytanî özelliklerine teslim olmayanları yok etmek veya kendilerine kul-köle yapmak' istediklerinde, kendilerinden olmayanlara, 'Birkaç gün rahat uyumaları garantisi verdiler' diye, alkış tutulduğuna çok örnek gösterilemez herhalde.. Ki, o gibi zorbalar, firavunlar insanlık tarihinde her zaman olagelmiştir ve onların idrakinde hak, adâlet ve hürriyet kavramından ve insanın insan olarak bütün yaratıkların en şereflisi olarak halk edilişindeki yüksek mevkiini anlaması muhal olsa gerek.. Çünkü, zorbalar, firavunlar sadece kendi nefislerine ve güçlerine tapınan materyalist kimselerdirler.
Zamâne Amerikan Kralı Trump'ın barışçılığı da bu kabilden, sözdedir.
Müslümanlar ise, hele de inançlarına uygun bir dünya kurmak uğrunda mücadele vermek ve savunmak söz konusu olunca..
'Allah'a kul olduk, Qalûbelâ'da..
Bu yolda verilmiş ikrarımız var..
Üç günlük ömür için fâni dünyada..
Kula kul olmamak kararımız var..'
*
Bu dörtlükteki yüksek mânayı Trump'lar ve 'Trumpgil'ler anlamazlar. Anlasalardı, mazlum kanı içmekten utanç duyarlardı.. Müslüman coğrafyalarında halklarımız nice kan içiciler gördüler.. Onlardan geriye ne kaldı?
*
Bugün, kan tepesine fırlayınca, ikide bir, 'İran'ın teslim olmaktan başka çıkış yolu yoktur..' diyen Trump ve 'Trumpgiller' familyasının azgınlıklarına bakılacak olursa, haritada İran diye bir yer kalmaz, imiş..
*
850 yıl öncelerdeki Moğol İstilâsı'ndan hep bahsedilir de, Moğol İstilası'nı değil, Moğolistan'ın dünya haritasındaki yerini bile bugün bir çırpıda gösterecek kişiler, hele de yeni nesiller arasında her halde fazla değildir.
Evet, Moğol Orduları bir sel gibi Orta Asya'lardan İran ve Anadolu'ya ve oradan da, Suriye'ye, Şâm ve Haleb'e ve oradan da Bağdad'a varmışlar ve orada, tarihçilerin rivayetlerine göre, 750 bin kadar Müslümanı katletmişlerdi.
Nerede şimdi o hunhar (kan içici) Moğol güçleri..
Sanki, hiç olmamışlar gibi.. 'Bir varmış, bir yokmuş'a döndüler..
*
Ve ilginç bir not..
Sadece İran edebiyatının değil, dünya edebiyatının dev isimlerinden olan Firdevsî'nin, 'Şehnâme' ismiyle ünlü eserinde, 'İran topraklarının yabancıların ayakları altında ezilmeyeceği'ne dair güçlü mısraları vardır.. Aradan asırlar geçtikten sonra, Timur, (Timurleng / Topal Timur), Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid'le kozlarını paylaşmak üzere, Semerqand taraflarından kalkıp, önüne çıkan her gücü ezerek, miladî-1402'de Ankara civarına gelir, Yıldırım'ı ağır şekilde mağlûb eder ve 'esir' alır..
Emir Timur, o uzuun seferden Semerqand'a dönüşü esnâsında, Firdevsî'nin Tûs şehrindeki mezarına rastlar ve onun, 'İran topraklarının, yabancıların ayakları altında asla çiğnenmeyeceği'nden söz eden mısralarına 'nazîre' bâbında, 'Başını topraktan kaldır da, İran topraklarının nasıl çiğnendiğini bir gör..' diye farsça bir beyt okur.
Timur, sonra da, Firdevsî'nin orada bulunan 'Şehnâme' eserini, -eskilerin tefe'ul dedikleri usûle göre- açar; karşısına çıkan ilk beyti kendine hitab sayacağını söyleyerek..
Karşısına çıkan beytte, Topal Timur'a, Firdevsî, 'Şehnâme'sinde şöyle demektedir: 'Aslanlar bu çemenzârı terkeyledikte, buralarda topal tilkilerin avlandığını görürsün!'
Şehnâme'den, Timur-leng'in (Topal Timur'un) karşısına çıkan bu beyt', onun tarafından, 'Firdevsî'den bir sille yedik..' şeklinde değerlendirildiği söylenir, bazı eski yazmalarda..
Bu sahne, gerçek midir, yakıştırma mıdır; kesin bir şey söylenemez.. Ama, ibret verici ve güzel bir yakıştırma denilebilir..Öyle değerlendirilmiş olması da mümkündür..
*
(Geçen ay, İstanbul m.vekili ve Meclis İdare Âmiri Hasan Turan bey'le Şam'dan Haleb'e ve oradan da Anteb'e doğru gelirken, ilk dönemin büyük İslâm kahramanlarından Hâlid bin Velid'in Humus şehrindeki türbesini ziyaret ettiğimizde, o büyük sahabeden nakledilen 'kor parçası' gibi bir söz hâfızamda yeniden canlanıverdi..
O söz meâlen ve özet olarak şöyleydi: 'Korkaklara müjdeler olsun!. Ömrüm boyunca vücudumda kılıç ve hançer darbesi yememiş yer kalmamışken, ben bugün dünyaya yine de rahat yatağımda vedâ ediyorum..')
Evet, Allah'a inanan her insanın, hassaten her Müslüman'ın, dünyaya bakışında mihenk teşkil edecek bir yaklaşım tarzı..
*
Müslümanlardaki bu tevekkül anlayışı, (yani, şer'an ve aklen alınması gereken bütün tedbirlere başvurulduktan sonra, olması -gerçekleşmesi istenen) işin gerisini hayırlar umarak Allah'a havale etmek haletini, Mr. Trump'a da anlatmak isterim. Ama, onun gücetaparlığı, materyalistliği böyle şeyleri dinlemeye izin vermez..
Bugün Amerikan emperyalizminin ve müttefiklerinin Müslüman coğrafyalarına bakışı, 850 yıl öncelerdeki Moğol İstilâsı'nın 'Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayacağız..' şeklindeki şiarlarından farklı değil ve işbu modern Haçlılar 'İran'ı teslim olmaya çağırıyor.'
*
Trump'a şunu da hatırlatmak gerekiyor herhalde..
Fransa'nın eski başbakan ve C.başkanlarından Jacque Chirac (Jak Şirak), 1980 Eylûlü'nde Bağdad'a resmî bir ziyaret yapar.
İran'da milyonlarca Müslümanın bütün şehirlerde, 100 binden fazla kurban vererek ve 'Allah'u Ekber' sadâlarıyla gerçekleştirdikleri İslam İnkılabı Hareketi', (son) Şah M. Rıza Pehlevî ve ailesinin ve Saray erkanının, maiyetinin Ocak-1979 başında İran'dan kaçmak zorunda kalışlarıyla İran halklarını kuşatan heyecanı ve inkılab ateşi zirve yapmış; Şahlık rejiminin Ordusu ve bütün idareler, Mahkemeler, hepsi çökmüştür.. O sırada, Saddam, Chirac'a, İran'a saldıracağını söyler.. Çünkü, 1975'de Şah, Irak lideri Saddam'ı ezercesine, ona, '1975- Cezayir Andlaşması'nı imzalatmıştı..
Chirac ise, Saddam'a, temkinli olmasını tavsiye etmişti; 'Savaşı başlatmak ile bitirmek çok farklı şeylerdir..' diye.. Saddam ise, muhatabına, 'Savaş, sadece 7 gün sürecek ve İran'ın işi bitecek..' demişti..
Saddam, 22 Eylûl 1980 günü, televizyonda gözüküp (İran-Irak arasındaki ihtilafları gidermek için imzalanan) '1975 – Cezayir Andlaşması'nı, en elverişsiz şartlarda imzalamıştım' diye yırtıp atmış ve bir 'yıldırım savaşı' başlatmıştı. İlk aylarda İran mahvoluyor diyenler de haksız değillerdi zâhiren.. İlk 5- 6 saatte, İran'ın ünlü petrol rafinerileri bombardımanla, yangınlara teslim edilmişti. Hava alanları, demir yolları, limanlar, köprüler, barajlar, saatlerce bombardımanlarla her türlü hizmetten safdışı edilmişti.. Dahası, Şahlık rejiminin nice ünlü generalleri ve pilotları ya idâm olunmuşlar, hapse atılmışlar, ya da yurt dışına kaçmışlardı..
Dönemin dünya çapındaki iki süper gücü sayılan Amerika ve Sovyet Rusya, ikisi de, bu yeni rejime düşman idi.. Hattâ Rusya lideri Leonid Brejnev, Şah'ın o kadar Amerikancı olmasını bile sineye çekmiş ve 'İran'ın çapulculara terkedilemeyeceğini' dünya medyasının muhabirlerine net olarak ifade etmişti..
Saddam'ın 7 günde biteceğini zannettiği savaş, tam 8 sene sürdü ve her iki taraftan, 1 milyondan fazla insan can verdi. Ve 1987 yılında Chirac, 'Bu gün ,İran-Irak Savaşı'nın 7'nci yılındayız ve Saddam bana 'sadece 7 gün sürecek, demişti' diye bir ilginç açıklama yapmıştı..
Sonrasını, ve Saddam'ın sonunu da dikkatli okuyucular biliyorlar zâten.. 8 yıl süren kanlı savaştan sonra, Saddam, 'savaştan eli boş çıkmadığını Irak halkına göstermek için, 'Kuveyt Emirliği'ni işgal ve ilhak ile, Irak'a 19. eyalet olarak eklediğini' açıklaması, kendi sonunu hazırlamış ve yazık ki Irak halkı tarafından değil, Amerikan emperyalizminin Irak Genel Genel Valisi tarafından idam ettirilmişti..
*
Şimdi, yarınların ne getireceğini Allah biliyor..
Bize de Allah'u Teâlâ'dan hayırlar niyaz etmek düşüyor.
*