
Ben dış politika uzmanı değilim. Savaş mühendisi hiç değilim. Ancak sosyoloji ve tarih merkezli okumalarım bana çoğu zaman bir şeyler fısıldar, ben de duymaya çalışırım. Duyduklarımı tartarak kombinasyon eşliğinde bakış açımı belirlerim.
Bilardo masasında bant hesabı yapan kişi, topu hedefe doğrudan göndermez. Önce duvara vurur, sektirilen top yan topları iterek hedef topa ulaşılır.
Jeopolitikte de böyledir. Silahla alamadığını algoritma sektirmesiyle alırsın.
Daha evvel yazmıştım: "Şiilik 17'ye vurursa kıble kayar; kazanan pusula üreticisi olur!" O gün bir uyarıydı.
Bugün ise o uyarının anatomisini çıkarmanın vaktidir.
TikTok akışında beliren aley-aley nağmeleri, Instagram'da estetize edilmiş Kerbela görselleri, YouTube'da Şii ritüellerinin sinematik sunumları...
Bunları masum bir kültürel ilgi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Yanılmamızı da istiyorlar zaten.
Gençlerin duygusal algılarına, göğüs döven sînezenlerin yas ritüellerinin estetize edilmiş videolarıyla nüfuz ediyorlar, algoritmik akışı koordineli hesaplarla yönlendiriyorlar, operasyonu teşhis etmeye kalkan her sesi "mezhepçi" damgasıyla susturuyorlar.
Bugün müşahede ettiğimiz operasyonel tezahürün atası beş asır öncesinde Safevi İmparatorluğudur. Şah İsmail, Anadolu Türkmenlerini mezhepsel bir kimlik etrafında mobilize ederek tarihin ilk sistematik "mezhepsel mühendislik" projesini hayata geçirmiştir.
Bugünkü operasyon, o beş asırlık stratejinin teknolojik güncellenmesinden ibarettir.
2022'de Mahsa Amini'nin ölümüyle patlayan "Kadın, Yaşam, Özgürlük" hareketi bir çöküşü ilan etti. Kendi halkını tutamayan rejim, Türkiye'nin genç neslini dijital platformlarla avlamaya yöneldi.
Bu tabloyu yalnızca İran rejiminin klasik yayılmacılığıyla açıklamak eksik kalır. Okumalarımdan yayılan fısıltıdan anladığım, Mücteba Hamaney–Netanyahu–Trump hattının birbirini besleyen karanlık bir çıkar kesişimi vardır.
Netenyahu için, Arz-ı Mev'ud'un önünde duran Sünni direniş omurgasını yumuşatma imkânıdır.
Mücteba için Şii hilalini derinleştirme ve mezhebi tahkim ederek alan açma fırsatıdır.
Trump için bölgesel dengeyi kendi lehine idare etmenin yeni bir aparatıdır.
Görünürde birbirine öfkeli duran bu aktörler, sonuç üretme bakımından aynı değirmene su taşıyor.
Baba Hamaney'nin, oğlu Mücteba'nın lokasyonunu vererek öldürtmüş olabileceği ihtimali kulağa çılgınca gelebilir ancak dedim ya okumalarımdan yayılan fısıltı bu ihtimali adeta haykırıyor!
Miras savaşlarında aile katli, bu coğrafyanın yabancısı olmadığı bir gerçekliktir. Safevi sarayında da vardı, Osmanlı tahtında da.
Türkiye'de kıbleyi bulandıran her mezhepsel operasyon, yalnızca Tahran'ın değil, Tel Aviv'in ve Washington'daki kirli aklın da işine yarıyorsa, burada tesadüften değil, aynı hedefe farklı bantlarda sektirilen bir projeden söz etmek gerekir.
Oded Yinon 1982'de yazdığı strateji belgesinde bunu belirtmiş, "İsrail'in varlığı, ancak bölgedeki etnik ve mezhepsel ayrışmaların derinleştirilmesine bağlıdır."
Kültür endüstrisi artık yalnızca eğlence üretmiyor, mezhepsel kimlik de üretiyor.
Bir yas videosu izleyicide teolojik bir kavrayış değil, duygusal bir sempati oluşturuyor.
İşte bu sempati, operasyonun birincil hedefidir. Yani "Şii teolojisini" anlamadan sözde "Şii estetiğine" kapılmak.
Şerif Mardin'in "mahalle baskısı" kavramını bilirsiniz. Şimdi o mahalle, dijital akış oldu. Baskı mekanizması algoritmaya dönüştü.
TikTok akışında sürekli Şii içeriklerle karşılaşan bir genç, bunu "normal" ve "yaygın" sanmaya başlıyor, kendi geleneğini "sıradan" buluyor. İşte bu, mahalle baskısının algoritmik versiyonudur.
Üstelik organize terör çetesi İsrail'in Gazze'deki vahşeti, Türk kamuoyunda haklı bir öfke oluştururken bu öfke stratejik olarak İran sempatisine kanalize ediliyor.
Böylelikle "Düşmanımın düşmanı dostumdur" reaksiyonu, hakikatin düşünce süzgecini devre dışı bırakıyor.
Neil Postman'ın "Technopoly" kavramı artık derin etkidedir; "Kültürün Teknolojiye Teslimiyeti". Yani, dijital çağda bilgi bolluğu, -siz dezenformasyon da diyebilirsiniz- paradoksal olarak anlam yoksunluğuna yol açıyor.
Kıble, yalnızca bir yön değildir. Bir ümmetin birlik sembolüdür.
Kıblesini koruyan toplumun pusulaya da banttan sekene de ihtiyacı yoktur.
Ama kıblesini yitiren toplum, kendisine sunulan her pusulaya muhtaç kalır!
Bant hâlâ kullanılıyor.
Top hâlâ sektiriliyor.
Hedef ise hâlâ aynı yerde duruyor.