Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Muhafazakarlık hastalığına laik şifalar!

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de öğrencilerin nerede ve kimlerle kalacakları tartışılırken Paris’te de Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Programı kapsamında Cinsiyet Eşitliği Sempozyumu yapılıyordu. Türkiye’de yasalar düzeyinde halledilmiş fakat fiili olarak devam eden kadın ve erkek arasındaki fırsat eşitsizliğinin nasıl giderilebileceği, kadına yönelik şiddetin nasıl ortadan kaldırılacağı konuşuluyordu.

Fransa’nın blokajı kaldırmasıyla 22. fasılın açıldığı ve son AB İlerleme Raporu’nun memnuniyet verici içeriğiyle dikkat çektiği bir ortamda gerçekleşiyordu toplantı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan ve 24. Dönem AB Uyum Komisyonu Başkanı Mehmet Tekelioğlu cinsiyet eşitliği konusunda yapılan sosyal projelerden ve CHP başta olmak üzere Meclis’teki bütün partilerin en sorunsuz oydaştıkları cinsiyet eşitliğini sağlayacak yasal düzenlemelere kadar her kalemi ve eksik kalan ne varsa onları da ortaya koyan birer sunum yaptılar.

Fransa’dan ilerideyiz

Yasal düzenlemeler konusunda Türkiye pek çok AB ülkesinden bile daha eşitlikçi bir yerde duruyor.

Fransız katılımcılar ülkelerinde kadın ve erkek arasında eşit ücret politikasına hala geçilmediğini kadınların erkeklerden yüzde 10 daha düşük ücret altıklarını ifade ettiler.

Avukat Canan Arın’ın “burada AK Parti propagandası yapıyorsunuz, yalan söylüyorsunuz” sözleriyle başlayan ve hazirunu terörize etmeyi amaçlayan ipe sapa gelmez konuşmasından sonra adeta Paris toplantısının içine Gezi ruhu kaçtı. O dakikadan sonra iki günlük toplantının her oturumunda CHP’li vekil, eski vekil ve bazı akademisyenler, AB temsilcileri önünde AK Parti’nin cinsiyet politikalarını eleştirirken, her şeyin faturasını AK Parti’nin muhafazakar bir parti olmasına çıkardılar.

Hastalık muhafazakarlık olunca reçetenin laiklik olacağını tahmin etmişsinizdir!

Prof. Yıldız Ecevit teşhisinde, kadına yönelik cinsiyetçi politikaları ve fiili durumu “değerler” konusuyla ilişkilendiriliyordu. Bu “değerlerin” muhafazakarlığımızın sebebi olan Müslümanlığımızla ilişkisini kurmak ise bize düşüyordu.

Eski bir CHP milletvekili olan Prof. Gaye Erbatur ise her şeyi yaptık ama töre cinayetine namus cinayeti diyemedik, kadın ölümlerinin önüne geçemedik, kız çocuklarının okullaşmasında ilk öğretim üstü seviyede ilerleme değil gerilemeye yol açtık diyordu. Sözlerinin kanaat değil gerçek olduğunu ifade etmek için verdiği istatistiklerde orta ve lisede kız çocuklarının okullaşma oranı yüzde 17’ydi.

Yine CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan kız çocuklarının okullaşma oranındaki düşüşten bahsedip sebeb olarak da 4+4+4 sisteminde ikinci dörtten itibaren okulda devam mecburiyetinin olmamasını gösterdi.

Ayak bağı ‘değerler’

Geçelim tashihlere...

Sondan başlayalım, Oğuz Oyan’ı yine CHP milletvekili olan Binnaz Toprak düzeltti.

Yasa tasarısının ilk halinde ikinci dörtten itibaren eğitim mecburi ama dışarıdan da mümkün olabiliyorken CHP’nin ısrarıyla bundan geri dönüldü dedi. CHP milletvekili kendisinin de oylaması sırasında hazır bulunması gereken yasanın son halinden habersizdi.

Erbatur’u tashih eden ise Bakan Yardımcısı Asan oldu. TÜİK verilerine göre ilkokulda kız çocuklarının okullaşmasında yüzde 100’e ulaşılmış, orta ve lise de ise yüzde 72’den yüzde 94’e çıkılmıştı. Aşkın hanımın söylediğine göre TÜİK verileri eski yeni bütün vekillerin maillerine gönderiliyormuş.

Gaye Hanım sunumunu hazırlamadan önce bir maillerine baksaymış kendi metninde yer alan oranla TÜİK’in açıkladığı arasındaki uçurumu görebilecekmiş.

Her şeyi yapıyoruz, buna rağmen neden kadınları erkek şiddetinden koruyamıyoruz, kadın cinayetlerinin önünü alamıyoruz?

Soruya cevap değil ama cevabı ararken “feodal yapımız”, “değerlerimiz” vs. gibi ezber adreslerin dışına çıkmamıza yardımcı olacak bir açıklama Fransız parlamenterden geldi. Kadın parlamenter “Fransa’da her 2.5 günde bir kadın bir erkek tarafından öldürülüyor” dedi.

Benzer bir veriyi yaklaşık bir yıl önce İspanyol siyasetçi kadınlardan da işitmiştim.

Ez cümle; ne mesele muhafazakarlığımız ne de şifa laiklik.

Bizi olumlu neticelere götürecek bir cevap arıyorsak bunu kolaya kaçmadan, değerler sistemini dışlamadan yapmalıyız. Hatta değerler sisteminden yardım almalıyız.