Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

Mümtaz’er’in tıyneti

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları

Mütefekkir Mümtaz’er Türköne “sayın muhbir vatandaşlığa” devam ediyor. 

Dün bir ihbar yazısı daha yazdı.

Cumhuriyet savcıları derhal harekete geçmeliymiş, Sayın Cumhurbaşkanı’na alenî hakaretleri köşesine taşıyan Ahmet Kekeç’i tutuklamalıymış. 

Buradaki “Sayın” ifadesi elbette Mümtaz’er’e ait değil. Onlar başka hitap biçimleriyle sesleniyorlar Erdoğan’a... Ve ilginçtir, hapse girmiyorlar. Kendilerine “hapis cezası” olarak dönmeyen/dönmeyecek, dönmesi durumunda rezalet çıkaracakları bir tutumdan dolayı Ahmet Kekeç’in hapsedilmesini istiyorlar. (“Uzun adam ölsün”den sonra, “yandaş kalem hapsedilsin” temennisi... “Tilki” olmayan delikanlı Mümtaz’er’e bakın!)

Bir bilim adamı ve mütefekkir için “kurnazlık” belirleyici vasıf mıdır, bilmiyorum ama Mümtaz’er’imiz çok kurnaz bir adam.

Milletvekili listesinde kendine yer bulabilseydi, kuşkunuz olmasın, ihtiramla yaklaşırdı “Sayın” Cumhurbaşkanı’na... “Havuz arkadaşlığı” yaptığı dönemlerde saygısını esirgemediğini hatırlıyoruz. (Bkz. Bilumum Mümtaz’er Türköne yazıları ve söylevleri...)

Buradan da şu sonucu çıkarıyoruz: Mümtaz’er’imiz kime, nasıl, ne şekilde, hangi “ihtiram” sözcükleriyle sesleneceğini bilen bir mütefekkirdir. Davranışları zamana, yere ve konjonktüre göre değişiklik arz edebilmektedir.

Hadi değişiklik arz etsin de, insan kendisini bu kadar düşürür mü yahu?

Bu süreçte her şey oldular...

Kemalist oldular, ulusalcı oldular, CHP’li oldular, Kürtçü oldular, darbeci oldular...

Öyle ki, “Türk Solu” dergisine kadar düştüler.

Şimdi de “Birleşik Haziran Hareketi”nin sözcülüğünü yapıyorlar.

Bu iş Mümtaz’er’e ihale edilmiş durumda...

Efendim, Cumhurbaşkanı’na hakaret eden Birleşik Haziran Hareketi sözcüleri tutuklanıyormuş... Bu hakaretleri köşesine taşıyıp Cumhurbaşkanı’na hakaret edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Kekeç neden muaf tutuluyormuş bundan?

İkidir bunları yazıyor...

Peşi sıra (rezillik çıtasını daha da yukarı çıkarmak pahasına) birtakım yasa maddelerini hatırlatıyor...

Ben de diyorum ki, bırak sen bu işleri Mümtaz’er...

Kurnazsın, anladık...

İçinde bir “sayın muhbir vatandaş” gizliymiş, anladık

Devlet için kurşun atanı da, kurşun yiyeni de yüceltecek “fetiş devlet” telakkisinden geliyorsun ve arada sırada (hiç yüzün kızarmadan) “sivil” rolü oynuyorsun, anladık.

Birleşik Haziran’cıların “çapul programını” sahiplenecek kadar kendini düşürdün...

Hepsini anladık da... Sen şu “Şubat ayının ortası” muhabbetini anlat bize!

Buyurmuştun ki, “Bu hükümetin akıbeti Şubat aynın ortasında belli olacak...” (İlginçtir, tape ortağın Umut Oran da, “Erdoğan 30 Mart seçimini göremeyecek” diyordu ve iddialı öngörülerde bulunuyordu.)

Ortada, hükümetin akıbetini sınayacağımız bir durum olmadığına göre neyi ima ediyordun Mümtaz’er?

Ne olacaktı Şubat ayının ortasında?

Bir darbeyi mi haber veriyordun?

Bir toplumsal altüst oluşa mı işaret ediyordun?

Bir “kaset müjdesi” mi veriyordun?

Sivil rolü oynadığın dönemlerde senin de defaatle belirttiğin gibi, hükümetler sandıkla gelir, sandıkla gider. Demokrasilerde böyle olması gerekir... “Şubat ayının ortasında” sandık kurulmadığına/kurulmayacağına göre, seni hükümete akıbet biçmeye iten “bilgi”nin kaynağı neydi?

Her an heybeden çıkacağı söylenen “büyük turp”u mu işaret ediyordun?

Ne olacaktı Şubat ayının ortasında Mümtaz’er?

İki gün önce de aynı teklifte bulunmuştum.

Tekrarlıyorum: Kurnazca ihbar yazılarına gerekçe yapsan da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaretleri “dert etmiş” görünüyorsun... İhbar alanını genişletmek ve “çeşitlendirmek” ister misin? Erdoğan’a “Yezit, Firavun, Karun, Haramzade, Başçalan, Sufyan” diye saydıran “mülaane”ci dostların için de bir iyilik düşünür müsün?

Düşün bence!

Senin muhbir tıynetine uygun bir iştir!