Nuh ALBAYRAK
Nuh ALBAYRAK
nuhalbayrak@star.com.tr
Tüm Yazıları

Müslümanları birbirine öldürttüler

Hem ülkemizin hem de İslam dünyasının birlik ve beraberliğe çok ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Birinci Dünya Savaşı'nda yaşananlardan hareketle ne demek istediğimizi biraz daha açalım.

I. Dünya Savaşı'nın en acı hadiselerinden biri de, Osmanlı ordusunun, bütün cephelerde İngiliz ve Fransızların sömürgelerinden topladıkları Müslüman askerlerle çarpışmış olmasıdır. İngilizlerin Uzakdoğu'dan ve Hindistan'dan getirdikleri askerlerin çoğu Müslümandı. Keza, Fransız birliklerinde de Cezayirli, Tunuslu ve Faslı binlerce Müslüman asker bulunuyordu.

Özellikle İngiltere saflarındaki Müslümanlar, karşılarında Müslümanlar olduğunu bilmeden savaşmıştı. Haçlı-Siyonist zekâsı, Müslümanları birbirleriyle savaştırarak hedefine zayiatsız ulaşmayı plânlamıştı. Çanakkale'de de durum aynıdır. Rekor zayiatı, "Ama karşı taraf da bize yakın kayıp verdi" şeklinde açıklamaya kalkan İttihatçılar ve onların zihniyetindekiler bir hususu unutmuştu. Karşı cephede ne kadar asker öldüğünün, İtilaf devletleri açısından hiçbir önemi yoktu. Çünkü ölen İngiliz ve Fransız asker oranı çok düşüktü. Geriye kalan askerler Müslümanlardan oluşuyordu. O bakımdan düşmanın fazla asker kaybetmesi pek de önemli değildi! Hatta bu kitabın konusu olan Haçlı ittifakı çirkinliği, burada da ortaya çıkmaktadır. Her iki taraftan da yüzbinlerce asker zayiatının büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturduğundan, kendi cephelerindeki kendi üniformalarını taşıyan Müslüman askerlerin ölmesini de "Haçlı zaferi" olarak telakki ediyorlardı.

İngiltere'nin, Hindistan vb. Müslüman nüfusun bulunduğu sömürgelerinden topladığı askerler, Çanakkale'de ve Osmanlı mülkünün (Kut'ül Amare başta olmak üzere) diğer cephelerinde Müslümanlarla savaştırılmıştır. "İslâm adına cihada gidiyorsunuz" şeklinde kandırılan Müslümanlar, karşıdakilerin de Müslüman olduğunu fark edince başkaldırmışlardı.

Çanakkale'de de durum aynı idi. Gelen Hindli ve Anzak askerler içinde Müslüman askerler de vardı ve halifeye karşı savaştıklarını bilmiyor, tam aksine tehdit altındaki halife-i Müslimin'i savunmaya geldiklerini zannediyorlardı.

Bu durum, tarih boyunca hep böyle olmuştur. Bunları, içinde bulunduğumuz iletişim çağının şartlarına göre değerlendirmemek gerekir. İngilizler ve Fransızlar, sömürgelerinden getirdikleri Müslüman askerleri, "Almanların esir ettiği İslâm halifesini kurtarmak için savaşıyoruz" diyerek kandırmışlardı. Osmanlı ordusundaki bazı tecrübeli alay kumandanları, cephede ezan okutarak İngilizlerin alçak oyununu ortaya çıkarmıştı.