Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Mustafa Sungur’dan‘Uhuvvet Risalesi’

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Hucurat suresinin “Mü’minler ancak kardeştir” diyen 10. ayetini düşünüyorum bir zamandır.

Tevhidi tefsir eden o ayeti. Uhuvvet, yani en geniş anlamıyla sevgi, tevhidin özüdür.

Uhuvvet Risalesi’nde üstad, üç mühim bahisten söz eder: Müslümanların birbirini sevmesi imanî davet esasıdır, Müslümanlar hırsa yenik düşmemelidir, Müslümanlar gıybetin yol açacağı tefrikaya karşı müteyakkız olmalıdır.   Üstad Bediüzzaman hazretlerinin talebelerinden, evlatlarından Mustafa Sungur Hocaefendi Hakka yürüdü. Allah’ın rahmeti, Resulullah’ın (s) şefaati üzerine olsun. Bu dünyadan bir güzel insan geçti. Bizlerse tenhaydık zaten, tenhalığımız bir daha arttı. Alimin vefatı alemin vefatı gibidir derler. Bu dünyadan bir Mustafa Sungur geçti.

Ezanların susturulup, Kuranı Kerim’in yasaklandığı kara kış günlerinin içinden hep baharın müjdelerini fısıldayan bir umut tedrisatının neferiydi Sungur Hoca. Bediüzzaman’a yazdığı bir mektuptan dolayı genç yaşında yargılandı, hapis yattı, memuriyetten atıldı, eza, cefa, sürgün hepsinin içinden geçerek yaşadı dünya hayatını. Bir taş işçisi gibiydi, mermerlerin içinden hohlayarak gül çıkartmaya azmetmişti. Kardelenlerin buzulları kıran ipeksi gücü, yağmur tanesini indiren meleklerin hayreti, okyanusları bağrında taşıyan kum tanelerinin fedakarlığı ile bir Mustafa Sungur geçti... Ferhat’ın dağları delen aşkına tutulmuştu da onlar, ah Şirin’se çok ötelerdeydi, gitti de kavuştu yarenine bir Mustafa Sungur geçti... O güzel nesil, öyleydi işte. Zincire vuruldukları yerde, nesillerin zincire vuruluşuna set çekmek için göğüslerini gerip de kendilerini feda edenlerdi. Asrımızın Ashab-ı Uhdud’u gibiydiler, ateşle sınanan. Sözlerinin eriydiler ki tutuldukları İbrahimî aşk, alevi güle denk eylemişti, nârın içinden nûr’u işaret edip de geçtiler...

***

Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Mehmet Görmez garip bir düş görmüş: Rüyasında önemli bir toplantı varmış, masadaysa heybetli bir kişi, Mehmet Bey yanına varmış, heybetli adam demiş ki; “Ben Mustafa Sungur’un babasıyım, Sungur gözlerini açtı seni bekliyor...” Uyanır uyanmaz çok etkilendiği bu rüyasının peşine düşmüş Mehmet Bey. Sungur Hoca’nın yattığı hastaneye kimselere  duyurmadan vasıl olmuş. O ana kadar derin diplerde uykuda bekleyen Sungur Hoca, Mehmet Bey’in geldiğini sanki hissedip gözlerini açıvermiş, sanki görülen bu rüyayı bilirmiş gibi, gözleriyle selam vermiş. Sonra... Sonrası Refik-i Ala...

Bir menkıbe gibi değil mi?

O son fotoğrafa çok iyi baksın genç arkadaşlarım... Orada mevki ve makam sahibi bir profesörün, vefat etmek üzere olan bir alimin önündeki mahcubiyeti, hüznü, hürmeti, birazdan veda edecek babasının ellerine sanki son kez dokunmak isteyen bir evladın masumiyeti, apaçık gözüküyor. Mehmet Görmez Hocamıza tüm kalbimle teşekkür ediyorum. O son fotoğraf, bir rüya tabiri ve aynı zamanda müthiş bir dünya nasihati gibi bizlere hakikatleri fısıldıyor... O son fotoğraf eşik üzerindedir, dünya ile ahiretin eşiğinde aralanmış o son kapıda tüm geçmiş günler fânidir. Bâki olana kavuşma anında, farkın terkidir o son nefes... Geride hoş seda bırakanlara ne mutlu!

***

Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ın en ön safta dile getirdiği tanıklıksa; “Helal Olsun!”dur. Bu fotoğrafı da çok iyi okumalı, sadece zihnimizi değil, kalbimizi de yormalıyız.Bugünlere kolay gelinmedi, hatta bugünümüz de kolay değildir. Rehavete, tefrikaya, zaman ve insan israfına hiç hakkımız yok. Biz birbirimizi “iyi biliriz”. Çünkü aynı Kıble’nin çocuklarıyız, Amin’lerimiz birdir bizim... Sungur Hocamız, son nefesinde bile Uhuvvet Risalesi’ni anlatmıştır hepimize. Son nefesinde hepimizi bir araya toplayarak. Ehli imanın muhabbeti, tevhidin icabıdır.