Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Musul’u geri alamaz mıyız?!

Resul Tosun tüm yazıları

Musul ve Kerkük misak-ı milli hudutları içindeki masada kaybedilmiş şehirlerimizdendi! 

Gazi Mustafa Kemal’in Musul’u geri alma konusunda ısrarcı olduğu şartlar oluştuğunda Musul’u geri alma kararlılığı malum. Bu kararlılık sebebiyle Lozan’da Musul hakkında karar verilememiş mesele cemiyet-i akvama (birleşmiş milletler) bırakılmış, o da Musul’u İngiliz işgali altındaki Irak’a verme kararı almıştır.

1926’da Türkiye’nin kerhen kabul ettiği anlaşma ile Musul İngiliz Mandası Irak Krallığına verilmiştir.

***

Bazı araştırmacılara göre bu anlaşma Irak’taki statünün değişmemesi halinde geçerlidir. Statü değişince Musul meselesi de boyut değiştirecektir ve Musul’un geleceği hakkında kararı Musul ahalisi verecektir!

Yani Musul’un statüsünü referandum belirleyecektir.

Buna göre Irak’ta statü en az üç kez değişmiştir.

1932’de Irak’ın bağımsızlığına kavuşması, 1958’de bir darbe ile krallığın yıkılması, 2003’de ABD’nin işgali ve 2013’te Musul’u da içine alan geniş bir alanın DAİŞ tarafından işgali statü değişikliği olarak yorumlanmaktadır.

***

Irak hükümeti başta ikinci büyük şehri Musul olmak üzere Irak topraklarının büyük bir kısmına hakim değildir.

Musul DAİŞ işgalinden kurtulduktan sonra BM gözetiminde bir referandum yapılarak Musul halkına “Irak’a mı Türkiye’ye mi bağlanmak istersiniz?” sorusu sorulabilir!

Bazı araştırmacılar hem 1926 tarihli Ankara Anlaşması’nda hem de 1942 yılında yapılan bir başka anlaşma ile Türkiye’nin böyle bir hakkı bulunduğunu iddia ediyorlar.

***

Böyle bir madde olmasa bile bence Irak parçalandığında Musul hakkında hak iddia edecek ilk ülke Türkiye’dir.

Ankara Anlaşması’ndaki petrol gelirlerinin yüzde 10’nun 25 yıl süreyle Türkiye’ye verilmesi bu hakkın tescili sayılır.

Musul’u birleşik Irak’a verdiğimize göre Irak dağıldığında Musul yüzyıllardır bağlı olduğu Türkiye’ye pekâlâ geri dönebilir!

***

Nitekim merhum Özal, 1991 yılında ABD ile birlikte Irak’a girerek Musul’u geri almayı düşündüğü, baba Bush ile bu konuda mutabakata vardığı, meclisten gerekli tezkerenin çıktığı ama ordunun Özal’ı dinlemediği, genelkurmay başkanı Necip Torumtay’ın bu yüzden istifa ettiği günümüze kadar gelen rivayetler arasındadır!

***

AK Parti hükümetlerinin bu konudaki politikası farklıdır.

Komşuların toprak bütünlüğünü savunmaktadır.

Bu ilkeden hareketle Suriye’nin ve Irak’ın parçalanması istikametindeki gelişmelere muhalefet etmektedir.

Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan kantonlara da bu gerekçeyle karşı çıkmaktadır.

***

Musul yakınlarında bulunan Türk askeri birliğinin de Irak’ın bütünlüğünü korumak için DAİŞ’e karşı gönüllüleri eğitme amacıyla bulunduğunu hükümet açıkça ifade etmektedir.

Hiçbir ülkenin toprağında gözünün bulunmadığını gayet net bir şekilde ilan etmektedir.

Ayrıca AK Parti’nin felsefesinde de ülkeleri askeri güçle fethetmek diye bir esas yoktur.

Başta komşular olmak üzere bütün dünya ülkeleriyle siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerle yakınlaşma esası söz konusudur.

Vizelerin kaldırılması ve yapılan diğer anlaşmalar zaten aradaki engelleri kaldırmakta ve ülkeleri bütünleştirmektedir.

***

Bu mantıktan hareketle Bağdat, Musul, Şam, Halep birer Türkiye şehridir. İstanbul, Ankara, İzmir, Konya da birer Irak şehridir, Suriye şehridir.

AK Parti yönetiminin özellikle Müslüman ülke şehirlerine bu mantıkla yaklaştığının sayılamayacak kadar örneği vardır.

AK Parti kurucu genel başkanı Erdoğan’ın, selefi Davutoğlu’nun konuşmaları incelenirse bu gerçek çok net bir şekilde görülür. 

Bence de gönüllerin fethini önemseyen bu görüş fevkalade isabetli bir görüştür.

***

Durum böyleyken Irak yönetiminin tepkisinin bir anlamı yoktur.

Zaten son yazımda belirttiğim gibi bu tepki Irak yönetiminin değil ona bu görüşleri dikte ettirenlerin tepkisidir.

Irak yönetimi birazcık ülke çıkarlarını düşünürse AK Parti hükümetleriyle daha fazla dayanışma içine girmeyi tercih eder.

İran’ın Rusya’nın kışkırtmalarıyla hareket ederse zaten fırsat kollayan DAİŞ’in ekmeğine yağ sürmüş olur (DAİŞ’i besleyen faktörlerin biri de İran’ın dayattığı mezhepçi politikalardır), toprak bütünlüğünü bugün koruyamadığı gibi yarın da koruyamaz.

Toprak bütünlüğü kaybolursa nerenin kimin elinde kalacağı belli olmaz!