Yazarlar

Beril DEDEOĞLU

Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

NATO’dan gelen açıklama

NATO adına açıklama yapan Genel Sekreter Rasmussen, ilk kez NATO’nun Suriye rejimi karşısında yer aldığını ima eden bir açıklama yaptı. NATO’nun Esad rejimi yanında yer aldığını açıklayacak hali yoktu, ama herhangi bir şekilde açık tutum sergilememeyi tercih edebilirdi.

NATO açısından sorun sadece Suriye olsaydı, Libya hatasından sonra muhtemelen açık bir pozisyon almaktan imtina edilirdi. Ancak Suriye rejiminin şiddetle kınanması ve olanların kabul edilemez olduğunun vurgulanması söz konusu ve bu da NATO’nun Suriye’yi destekleyen ülkelere yönelik bir ifadesi.

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz haftalardan itibaren Rusya Suriye konusundaki destekleyici açıklamalara muhaliflerden yana olanları suçlayıcı hatta üzeri kapalı tehdit edici açıklamalar eklemeye başladı. Bu tutum, önce İran ardından da Suriye yönetimini oldukça cesaretlendirmiş olmalı ki, bu ülkeler doğrudan tehditler savurur hale geldiler; hedefe de büyük ölçüde Türkiye’yi koydular. Üstelik Türkiye sadece siyasi bir hedef haline gelmedi, doğrudan militer mücadele alanına dönüştü.

Açıklamanın hedefi

Rusya çok açık biçimde ABD ve müttefiklerinin, ki bu müttefiklerin tümü NATO üyesi de değil,  Suriye üzerinden Ortadoğu’da daha fazla alan kaplamalarına izin vermeyeceğini beyan ediyor, Rasmussen de ABD ve müttefiklerinin bu tehditlere pabuç bırakmayacağını söylüyor. Bununla birlikte, tampon bölge, uçuşa yasak bölge, insani koridor ya da başka somut konularda NATO’nun ne tür bir tutum içinde olduğu açık değil.  Diğer bir ifadeyle laf çok, iş yok. Bu durumun Rusya’nın daha rahat davranmasını sağladığı söylenebilir.

Bununla birlikte, Rasmussen’in yaptığı açıklamada Rusya’ya laf yetiştirmekten daha dikkat çekici bir konu vardı ve o da Türkiye ile ilgiliydi.

Açıklamaya göre NATO Türkiye’yi Suriye’ye karşı korumaya ve savunmaya hazır.

Bir yanıyla Türkiye NATO üyesi olduğu için zaten savunma ortaklığı içindedir ve Rasmussen malumun ilanını yapmıştır denebilir. Ama bilindiği gibi, üyelerden birisinin saldırıya uğraması otomatik olarak ittifaka yapılmış saldırı sayılmaz. Dolayısıyla Rasmussen 5. maddeye yani saldırı olursa NATO’nun devreye girebileceğine işaret ettiği sanılmasın, anladığımız kadarıyla bu yönde bir niyet bulunmuyor.

Açıklamanın içeriği

NATO’nun hangi durumda Türkiye’yi saldırıya uğramış sayacağı, PKK’yı tam olarak nereye oturtacağı, saldırıyı tanımlasa bile nasıl koruyup kollayacağı pek açık değil. Suriye’ye müdahale yapılmayacaksa NATO askerileri gelip Türkiye’nin Suriye sınırına mı yerleşecekler? Muhtemelen kast edilen bu değil.

NATO Genel Sekreteri, esasen Türkiye’nin kollanmak ve savunulmak zorunda kalacağına dikkat çekiyor. Bu, terör yoluyla yapılan saldırıları değil doğrudan bir devletin ordusu tarafından yapılacak saldırıyı ima ediyor gibi gözüküyor. Eğer kast edilen Suriye yönetiminin sonunda Türkiye’ye saldıracağı, füze ya da bomba göndereceği ise, ya bu ihtimal giderek artıyor, ya Türkiye’de böyle bir ihtimal olduğu havası artsın isteniyor ya da ABD, NATO ve Türkiye üzerinden hasımlarını tehdit ediyor demektir.

Meselenin kollama kısmı, artan sığınmacı konusunu kapsayabilir; tabi mülteci statüsü konusu aşılmaksızın bu ne kadar ortaklık dayanışmasına konu olabilir, o ayrı. Ancak Türkiye’yi savunmaya hazır bir NATO olduğunu bilmek içimizi rahatlatmaktan çok dehşete düşmemize neden oluyor. Zira Suriye’ye müdahale etmenin yolu olarak, Türkiye’nin saldırıya uğraması ve bunu da Suriye rejiminin yaptığının düşünülmesi isteniyor olabilir.