‘Nazi’ deyince bozulan ‘Batılı’ kafalar!

Daha açık yazayım; Kendine “BATI” diyen “SÖMÜRGECİLER”!

Bir daha yazayım; Kendilerini “medeniyet” olarak tanımlayan, geçmişi “kirli” suç ortaklıkları!

Sevgili dostlarım, Seçilmiş Cumhurbaşkanımız ve Siyasilerimize “diktatör” başta olmak üzere her türlü “yakıştırmayı” zorlayanlar, kendileri ile ilgili gerçekler ortaya dökülünce adeta çıldırıyorlar. Nedeni de çok açık; bu arkadaşlar, yine coğrafyamızı PAYLAŞMA hayalleri görüyor... İçeride ve dışarıda bu hayale kapılanlar ve peşlerinden gidenler var! Daha da açık yazayım; SÖMÜRGECİLER, 1900’lerin başında paylaşmaya başladıkları-çalıştıkları coğrafyamız’ı 2000’lerin başında yeniden paylaşma hevesi içindeler!

Aynı hevesi 1900’lerin başında hatta 1839’dan itibaren de yaşamışlardı! KALDIRAMIYORLAR, İSTANBUL’DA EZAN SESİNİ KALDIRAMIYORLAR!

Bu noktada Müslüman kanından beslenmeyi “medeniyet” sayan, Osmanlı’yı ve Türkiye’yi sömürmeye alışmış, KENDİNE “BATI” diyen YAPI’nın bu topraklardaki KİRLİ geçmişine bakalım birlikte...

1- Avrupa’nın, Osmanlı topraklarına ilk ilgisi 1834 yılında, Hindistan’a ulaşım gayesiyle ortaya çıkar.

2- İngiliz hükümeti Yarbay Rawdon’u Fırat Nehri havzasına Hindistan yolları hakkında inceleme yapmak için gönderir. Rawdon, ulaşımdan çok, zengin yeraltı kaynaklarıyla ilgilenir ve raporunda bahseder. Bunun üzerine İngiliz hükümetinin girişimleri sonucu 29 Aralık 1834 tarihli ferman ile Dicle ve Fırat üzerinde gemi taşımacılığı yapma hakkı İngiliz şirketine verilir...

3- BATILILAŞMA-DEMOKRATİKLEŞME-ÇAŞDAŞLAŞMA yalanı altında üretilen balonlar, Osmanlı coğrafya’sında pazarlanır ve 1839’da Osmanlı’ya binbir yalan ve oyun ile Baltalimanı anlaşması imzalatılır... Bu ekonomik çöküşün ilk adımıdır!

4- 1871 yılında Almanlar, Osmanlı topraklarındaki petrol potansiyeliyle ilgili bir rapor hazırlar... Almanya-İngiltere arasındaki “kirli denklem” tam olarak hayata geçmeye başlar.

5- Kerkük petrollerinin işletme hakkını alan Neftçi Ailesi, 1870 yılından itibaren çalışmalara başlarken, Rotschild Ailesi Bakü-Batum demiryolunu inşa ederek bölge petrollerini Avrupa pazarlarına ucuza sevk etmeye başlar... Osmanlı’da bunlar olurken İran uyanamaz ve yeraltı kaynaklarının işletme hakkını Baron de Reuter isimli şahsa verir...

6- BATILILAŞMA-DEMOKRATİKLEŞME yalanlarının “sömürgeci” maskeler altında pazarlandığı Osmanlı’da petrolün önemi 1876 yılında 2. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla anlaşılmaya başlanır...

7- Dünya petrol çılgınlığı yaşarken, petrol yatakları üzerinde uzanan ve 1875 yılında mali sıkıntıya düşen Osmanlı İmparatorluğu, 1876 yılında ödemeleri durdurur ve 1881 yılında Düyun-u Umumiye idaresine teslim olur...

8- Osmanlı’ya 1839’dan itibaren dayatılan batı özentisi daha doğrusu Batı’nın diktiği elbise misali politikalar sonucu, koca bir İmparatorluk 1839-1876 arasında finansal olarak dağılma kıvamına gelir ve 1876-1908 arasında dağılır...

9- Bu dağılma sürecinde yer alan “bugünün sahte alliance”ları, o günlerde de sahnede rolleri paylaşırlar ve KİRLİ EMELLERİ için coğrafyamızı kan ve gözyaşına boğarlar!

10- Osmanlı’yı bitiren Batı hayranlığı temelli virüs maalesef 1940’lardan itibaren Türkiye’nin bazı kurumlarına bulaşır ve 2000’lerin başına kadar bu ülkenin canını-kanını emen “iç-dış ortaklı” YERŞELİK DÜZEN, bürokrasi-sermaye-siyaset üçgeni başta olmak üzere, her alanda tesis edilir...

11- Türkiye’de 2002 sonrası başlayan 2008 sonrası hızlanan süreçte “KURUMLAR SÜRATLE MİLLİLEŞİYOR” ve birileri adeta çıldırıyor!

12- 2003 sonrası YERLEŞİK DÜZEN’in beli kırılır ve tasfiye yolu açılır. 16 Nisan tasfiyenin son adımı olacak! 16 Nisan 200 yıllık bir sürecin sonu olacak ve YERLEŞİK DÜZEN ve sahipleri son tokadı yiyecekler!

Sevgili dostlarım, dışarıdaki sahipleri ve içerideki beslemeleri çıldırıyorlar! Sona doğru yaklaşıyorlar! Kurdukları tuzakların hepsi boşa çıkıyor ve çıkmaya devam edecek! İNANARAK, SABREDEREK, ÇOK ÇALIŞARAK HEDEFLERİMİZİN HEPSİNE ULAŞACAĞIZ... İYİLERİN VE DOĞRULARIN GÖZLE GÖRÜNMEYEN ORDULARI VARDIR!