
Dünya koşar adım savaşa yürüyor.

Hem de topyekün.
Hem de aleni.
Hem de bir önceki dünya savaşında milyonların ölümünün müsebbibi, 'de-militarize' edilmiş başat güçlerce.
Oldukça cesur, bir nevi pervasız açıklamaların ardı arkası kesilmiyor.
Japon Savunma Bakanı Shinjirō Koizumi'den geldi bu sefer:
"Bazılarınızın "neo-militarizm" terimini duymuş olması muhtemel, ancak gerçek bundan çok uzak.
Bir düşünün.
Nükleer silahlar ve stratejik bombardıman uçaklarından oluşan devasa bir cephaneliğe sahip bir ülke var.
Japonya ise böyle silahlara sahip değil.
Buna rağmen Japonya'ya "neo-militarizm" damgası vuruluyor.
Bu garip değil mi?"
İyi ki tarih var.
İyi ki tarihçiler var da her şey kayıtlı arşivlerde.
Silahlanma yarışının insanlığa nelere mal oldu.
Peki ne oldu da Japonya'dan böyle bir çıkış geldi?
Mayıs'ta Shangri-La Diyaloğu bünyesinde geldi Japonya'dan karşı açıklama.
Çinli temsilci Tümgeneral Meng Xiangqing ise platformun ismine uygun şekilde 'diyaloğu' şu sözlerle sürdürdü:
"Militarizmin zehirli mirasını tam olarak ortadan kaldıramamış bir ülkenin uluslararası platformlarda savunma iş birliğinden söz etmeye ne kadar hakkı olduğu ve bir zamanlar işgal ettiği Asya ülkelerinin güvenini kazanıp kazanamayacağı konusunda ciddi şüphelerim var".

Başbakanı Sanae Takaichi'nin Çin'in Tayvan'a yönelik olası bir saldırısına askeri müdahaleyle karşılık verilmesini gündeme getirebileceğini söylemesiyle son yılların en düşük seviyesine gerilemesiyle başladı her şey.