Cüneyd Altıparmak
Cüneyd Altıparmak
Tüm Yazıları

O Akıncı hâlâ yaşıyor…

7 Şubat Cumartesi günü "Özdemir Bayraktar: Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeselinin özel gösterimi için Baykar Milli Teknoloji Merkezi'ndeydik. Belgeselden önce merkezi gezme imkânı da bulduk. Karşımda bulduğum tabloyu üç kelimeyle özetleyebilirim:

Fedakârlık, çaba ve gurur... Zira Özdemir Bayraktar'ın yaşamı, bir ülkenin derin uykusundan nasıl uyandırılabileceğini gösteriyor....

GERÇEKTEN BÜYÜK!

Bu konu, günlük siyasi gündemlerin çok ötesinde ele alınmak zorunda fakat zaman zaman "çok da abartmayın" nidalarıyla, mesnetsiz eleştirilere muhatap olabiliyor. Bu da hiç bilmeyenin zihninde kuşku bırakmaya yetiyor. Şunu net söyleyebilirim: Baykar, anlatılandan fazlası. Bunu anlamak için belgeseli izlemeniz bile yeterli.

EN BÜYÜK BAŞARI

Bu işin öncüsü Özdemir Bayraktar'ın azmi ve kararlılığı, Türkiye için gerçek bir çığır açmış. Bu süreç, Haluk ve Selçuk Bayraktar sayesinde çok daha ileri bir noktaya evrilmiş.

Bu çabanın en büyük katkısı bence, savunma sanayiinin önüne çekilmek istenen setin yıkılmasıdır. Bu durum sektörü başlı başına yeniden inşa etmiş, yatırım yapılmasını cazip hâle getirmiştir. Savunma sanayinin kuruluşunun cefasını Bayraktarlar çekmiş; sefasını şimdi bizler sürüyoruz... İşte tam da bu sebeple eleştirirken kılı kırk yarmak, iftira atılırken karşı koymak hepimizin sorumluluğu olmalı.

GÜNDE BİR SİHA...

Kızılelma, Bayraktar TB2, Akıncı, Mini İHA ve diğerleri... Tesis gezisi sırasında bize eşlik eden mühendis Şahabettin Akdemir, teknik detayları anlattı ve tüm soruları yanıtladı. İstenirse günde bir SİHA üretilebilecek bir aşamaya gelindiğini söylemesi, hepimiz için hem şaşırtıcı hem de gurur vericiydi.

UÇUŞ KONTROLÜ BİZDE!

"Motoru bize ait mi?" sorusuna şu cevabı verdi: Motoru dışarıdan alıyoruz, modifiye ediyoruz. Ama İHA/SİHA için en önemli parça motor değildir. Asıl önemli olan uçuş kontrol sistemidir. Bunu Türkiye'de üretiyoruz. Selçuk Bey'in ihtisas alanı da burası zaten. Sonra ekledi: "Motor için de az kaldı..."

İNSAN HAKLARINA SAYGI...

Ben de şu soruyu sordum: "SİHA'larda yapay zekâ desteği var dediniz. Binaları ve insanları ayırt edebiliyor mu?" Şöyle cevap verdi: "Neresi hastane, kim sivil, postane mi yoksa askerî hedef mi, sistemi bunu tespit edebiliyor."

Bu ne demek biliyor musunuz?

Son yılların en büyük tezviratına verilen bir cevap bu. Bizim SİHA'lar da bizim gibi...

Sivil hedeflerle işi yok!

PERSONEL MEMNUNİYETİ

Kompleksi gezerken üç şey dikkatimi çekti:

Birincisi, tüm personel işine olağan şekilde devam ediyordu. Özellikle yazılım bölümündeki "gençlik" müthişti... Kimsenin "görüşüyle" ve "görünüşüyle" ilgilenilmediği, kişisel masaların üzerindekilerden, gördüğümüz simalarda belliydi.

"İyiysen, azimliysen, işini ve vatanını seviyorsan gel" deniyor; bu çok net.

İkincisi, tesis büyüyor. Yeni birimler ve özellikle uzay alanında çalışacak binalar inşa ediliyor.

Üçüncüsü ise personel için iki kafe, çok sayıda dinlenme alanı ve kampüs içinde lojmanlar bulunması. Yalnızca teknik değil, sosyal yönün de düşünülmesi konuya bakıştaki ciddiyeti gösteriyor.

SİNİRLENDİK, GÜLDÜK VE ÜZÜLDÜK...

Belgeseli birkaç yönden okumak mümkün. Benim gördüklerim şunlardı: Tüm öykü, derdi olan bir insanın "fark etmesiyle" başlıyor. Bu dertli adamı önce anlamamışlar. Sonra hafife almışlar. Sonra bakmışlar ki inatçı ve başaracak... Bu kez engellemeye çalışmışlar.

Sinirlendik!

Haluk Bayraktar'a "hayır otomatik inmedi" diye itiraz eden o asker kimdi?

Selçuk Bayraktar'a, SİHA'nın üzerindeki mühimmata "benim kullanılmam yasak" yazdıran nasıl bir zihniyetti?

Özdemir Bayraktar'ın ödemelerini geciktiren, yarışma sonuçlarını iki yıl açıklamayarak onları işten soğutmaya çalışanlar nerenin askeriydi?

Güldük!

Üst bölgelerine gitmemesi için (kendisinin sağlığını düşünerek ve vazgeçirmek için) bahane üreten albayın "bıyıklısın olmaz" demesi üzerine, ertesi gün bıyıklarını kesip "hadi, ben hazırım" demesi... İlk uçuş sınavında İHA'nın havalanması üzerine yeğeninin "bu kadar Yasin'e, bu kadar duaya ben de uçardım" yorumu... Selçuk Bayraktar'a bunaldığı anlarda "olacak bu iş, kaz uçar da laz uçmaz mı" diyerek moral vermesi...

Üzüldük...

Ömrünü bu işe vermiş bir babayiğidin, hastalığında bile kendisini ziyarete gelen Başbakan'a (Sayın Cumhurbaşkanımıza) "sunum yapın" demek zorunda kalmasına üzüldüm. Çünkü o hâlinde bile, yaşadığı engellerin tekrar edebileceğini ve hayali için bunun bir fırsat olabileceğini düşünmek zorunda kalmıştı...

VE GİTTİ...

Dostları hep bir ağızdan "iyi bilirdik" dedi... Ve perde kapandı. Program bitince Carl Jung'un şu sözü düştü aklıma: "Saygı, yaşamdan daha uzun sürer."

Sonsuz saygıyla...

Ödenmeyecek bir borcun bilinciyle...

Allah rahmet eylesin bu büyük Akıncıya.