İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

O bileği öpersin…

Dilimizde güzel bir söz var.

"Bükemediğin bileği öpersin" diye...

Bugünleri bize gösteren Allah'a şükürler olsun...

Şimdi paylaşacağım ifadeyi lütfen dikkatle okuyun, dinleyin.

"Türkiye ile ticari ilişkilerimizi derinleştirme konusunda bir dizi fırsatımız var. New York'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bu görüşmelere başladık. Devamını getirmeye niyetliyiz. Önerdiği gibi savunma iş birliği ve nükleer iş birliği alanları da buna dahil olabilir. Türkiye gelişmiş üretim de olmak üzere küresel ölçekte üretim liderlerinden biri ve ortaklık yapabileceğimiz alanlar var."

Neden bu ifadelere dikkat kesilmenizi istedim.

Çünkü konuşan kişi Kanada Başbakanı Mark Carney...

Hani şu; Türkiye, Suriye'de Afrin'e Zeytin Dalı Harekatı'nı yapıp bölgeyi YPG'li teröristlerden temizlerken Türkiye'nin SİHA'larda kullandığı kameraları satmayı yasaklayan ülke...

Peki ne oldu?

Türkiye kendi kamerasını yaptı. Aselsan'ın ürettiği Aselflir 600 ile Kanadalı şirketin teknolojisini dahi yaya bıraktık. Türkiye'ye yönelik ambargo sebebiyle Kanadalı şirket de battı bu arada...

Neyse konuyu uzatmayayım...

Şimdi Kanada diyor ki "YPG'li teröristler için Türkiye'yi karşımıza aldık. Hem şirket battı. Hem Türkiye YPG'nin içinden geçti. Hem de şimdi ABD tehdidine karşı korku içindeyiz." Tabii ben mealen aktarıyorum. Yoksa Batılılar bu konularda süslü cümleler kurma konusunda mahirdir. Kapınızı çalmaya muhtaç kaldıklarında bile kibirlerinden bunu size iyilik yapıyormuş gibi anlatırlar... Kapıyı çalmak demişken Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos da Türkiye'ye geldi... Hem de "AB ve Türkiye arasındaki daha güçlü ortaklıklar hepimizin kazancına olur. AB ve Türkiye'yi ayıranlardan çok daha fazla birleştiren unsurlar var. Bunun üzerinde gerçekten çalışmalıyız. Ekonomilerimiz birbirine çok bağımlı" mesajıyla birlikte...

Fransa, bir savaş durumunda donanmanın durumu vahim" diye itiraf ediyor. Almanya, ABD desteği olmadan Rusya tehdidine karşı ne yaparız diye hayıflanıyor. Biz Allah'a şükür kendi bileğimize güvenerek yola devam ediyoruz... İspanya'ya Hürjet, Portekiz'e savaş gemisi ihracatı yapıyoruz. Şu an Türk tersanelerinde aynı anda 40 civarında gemi aynı anda inşa ediliyor... Geçen yılın ihracat rakamı 10.6 milyar dolar civarında geldi...

Tabii batıdan bükemediği bileği öpmesini beklemek biraz hayalcilik olur ama en azından artık göz hizasına geldiler. Bükemedikleri elle tokalaşmak istiyorlar. Hey gidi hey nereden nereye?

"VARSA ESERİN ÇIK ANLAT"

İnsan gerçekten üzülüyor.

Her hafta kendime bu hafta CHP'yi yazma pas geç diyorum.

Sonra öyle şeyler oluyor ki kayıtsız kalamıyorum.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Asrın Felaketinin 3. yıl dönümünde deprem bölgesine 4 günlük bir ziyaret programı yaptı...

"Deprem Turisti" deyiminin karşılığı gibi oldu mesele...

Zaten Hatay'da depremzedeler "Bugüne kadar neredeydin?" diye pankart açtı. Yuhaladı. Tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Osmaniye'den CHP Genel Başkanı Özel'i eleştirdi...

"Deprem turistlerinin atmadığı iftira kalmadı. Enkaz altında kalmamızı bekliyorlardı olmadı. Çık devletine emek verene teşekkür et" diye seslendi.

Erdoğan üstüne "Varsa eserin çık anlat" diyerek rest çekti.

İşte mesele tam da burada...

CHP'nin deprem bölgesinde tek bir eseri yok. Hatta Antakya Ulu Camii restorasyonu projesini terk edip gittiler. Tıpkı THK'nın yangın uçaklarını terk ettikleri gibi...

Şimdi bir depremzedenin "evimizde yalıtım iyi değil, imzaladığımız sözleşmelerde ne yazıyor bilmiyoruz" serzenişini CHP medyası manşete taşıyıp. Buradan hükümeti vurmaya çalışıyor. Yapmayın vallahi bu millet sizi taşlar...

455 bin konut inşa edilip, teslim edilmiş...

96 Milyar dolar para harcanmış, harcanmaya da devam ediliyor.

Bu kafayla da asla iktidar yüzü göremezsiniz...

Zira siz ya sayı saymayı bilmiyorsunuz, ya dayak yememişsiniz!

Millet sandıkta öyle bir tokat atar ki feleğiniz şaşar...

CHP'nin seçime daha vakit varken bir an önce aklıselim siyasete dönmesi gerekiyor.

Yoksa yine hüsran, yine hüsran.

Sonra Muharrem İnce çıkıp bir kez daha "Yenmiş de yenmiş" deyiverir.

Yanlış anlamayın bu "yenmiş de yenmiş" İmamoğlu Suç Örgütü İddianamesine yansıyan, rüşvet parası için söylenmiş değil.

O bölüme herkes gözünü kapatıyor hala...

Ama İddianameye göre örgüt iş insanlarından deprem bölgesinde konut yapacağız diye 50 milyon liradan fazla para toplamış. Yani haraç kesmiş. Sonra da parayı iç etmiş gibi görünüyor...

Zira ortada para da yok, deprem bölgesinde inşa edilen tek bir daire de...

İstanbul böyle, İzmir farklı mı?

Hele bir "Kooperatif Vurgunu" var ki CHP'li başkanlar kanlı bıçaklı oldu. Cezaevindeki eski Başkan Tunç Soyer, "Beni hapse attırdı" diye şu anki CHP'li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı hedef aldı. Tugay, "Yolsuzluk var. Ben niye siyasi risk alayım" diye durumu itiraf etti.

Olan da bu bunlara güvenip ev hayaliyle birikimini kaptıranlara oldu.

Ankara zaten tam bir alem...

Mansur Yavaş, "sizin suyunuz kesildi mi?" diye salonda oylama yapıyor.

Katılanların yarısından fazlası el kaldırınca da "Benim evimde hiç su kesilmedi" diye şoke eden cümleler kuruyor.

Millet de bunlardan hizmet bekliyor.

GERÇEK BİR AKINCI

"Özdemir Bayraktar, Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti"

Bir belgeselden çok daha fazlasıydı.

Bayraktar ailesinin bugünlere nasıl çarpışa çarpışa geldiği, pes etmenin eşiğindeyken vatan müdafaası için nasıl bir kez daha sefere çıktığı öyle güzel anlatılmıştı ki, kimi zaman güldük çoğu zaman gözyaşlarımızı sildik.

Belgeselde söylenmiyor ama izlerken askeriye ve bürokrasiye sızan FETÖ'cülerin İsrail ajanı gibi nasıl süreçleri sabote etmeye çalıştığını net bir şekilde görüyorsunuz. "Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. İyi ki pes etmemiş." diye ruhuna dua okuyorsunuz.

Anlatacak çok şey var. BAYKAR'ın nasıl dünya lideri olduğundan tutun da Özdemir Bayraktar'ın karşılıksız sevdası, belki de vatan için ömrünü nasıl harcadığını anlıyorsunuz. Evlatları da onun yolundan yürüyor. Şükür...

Evlat demişken BAYKAR'a oğlum Mustafa Toprak ile gittik...

İnanılmaz mutluydu orada bulunduğu için zira büyüyünce BAYKAR'da çalışmak gibi bir hayali var.

Şimdi çok ilginç bir şey anlatacağım.

BAYKAR daveti geldiğinde oğluma söylemedim. "Sadece sana bir sürprizim olacak" demiştim.

Arabada giderken bana "Baba çok güzel bir rüya gördüm. BAYKAR'a gidiyorduk. Selçuk abi bana sarılıp büyüyünce gel bizimle çalış" diyordu diye anlattı. İtiraf edeyim şoke oldum. Hatta annesine sen mi söyledin diye sordum. "Yok ben bir şey söylemedim" diye cevap verdi.

Çocuk kalbi, masumiyeti olsa gerek, bir yandan da sevindim. Evlatlarımızın rüyalarına giren bir başarı hikayesi sonuçta...

Günün en güzel anlarından biriyse Selçuk Bayraktar'la oğlumun kucaklaştığı an oldu...

Elbette Selçuk Bey için belki de defalarca olan bir durumdu bu kucaklaşma ne de olsa seveni çok.

Ama oğlum "Ömrüm boyunca unutmayacağım" diye anlattı...

Özetle; İyi ki bu dünyadan bir Özdemir Bayraktar geçmiş.

Rabbim geride bıraktıklarına sağlık, sıhhat versin...

Zira gazeteci olarak muhabirlik hayatım şehit cenazelerini takip etmekle geçti. Her cenazede kendime "Rabbim bu acı ne zaman bitecek?" diye sorardım. Bugün şükür o günler çok uzakta... Ve elbette nice isimsiz kahramanlar gibi Bayraktar ailesinin de büyük payı var...

Allah bu yolda mücadele edenlerin ayaklarına taş değdirmesin...