Nuh ALBAYRAK
Nuh ALBAYRAK
nuhalbayrak@stargazete.com
Yazarın Sayfası

O kaftanın hikayesi Sina Çölü'nde başladı

500. YILDA ÇAMURLU KAFTAN DOSYASI-I

İstismarcıların saldırısından sonra varlığı farkedilen kaftanın değeri, Adana’da sıçrayan çamurdan çok daha öncelere dayanıyor…

Gönüller Sultanı, dört halifesini göndermiş; “Selim Han’a selam söyleyin. Gelsin, Haremeyn hizmeti ona verildi…” buyurmuştu.(1)

“Geçilmez” denen çöl artık onu hiç ilgilendirmiyordu. O kadar kararlıydı ki, “Geçemeyiz” diyen veziri Hüsam Paşa’ya; “Bre paşa… Biz Allah için yola çıkmadık mı? Allah bize yardım etmez mi sanıyorsun” demiş ve azletmişti.

Çünkü onun niyeti, çölün arkasına gizlenerek Osmanlı’ya çelme takmaya çalışan Tomanbay’a haddini bildirmek ve mukaddes beldelere hizmetle şereflenmekti. Ordusuna, “Ey can kardeşlerim!.. Allahü Teala’nın emrinden çıkmazsak bu çölden kolayca çıkarız” demiş ve atını kızgın kumlara sürmüştü. Tabii ki, bütün ordu da peşinden yürümüştü.

Sanki yerküre delinmiş, lavlar kum olup Sina’ya serilmişti. Bırakın yürümeyi; üstünde kuşlar bile uçamıyordu. Ama Yavuz, 20 bin kişilik ordusu ile bu uçsuz bucaksız ateş deryasını geçmekte kararlıydı.

Çölü yarılamışlardı ki, Selim Han atından inmiş, kaynar kumlar üzerinde yürüyordu. Bunu gören veziri, kumandanlar, sipahiler, süvariler… Bütün ordu yerdeydi.

Başı yerde yürüyen padişaha yaklaşan Hasan Can, Sultanım! Bütün ordu niçin yürüdüğünüzü merak ediyor” diyince, “İki Cihan Sultanı önümüzde yaya yürürken, biz nasıl at üstünde gideriz Hasan Can!..” diye fısıldamıştı.

Evet… Peygamber Efendimiz, Yavuz Selim’i davet etmekle kalmamış sahrada yoldaşlık etmişti.

Ve hiç o çölde görülmemiş bir şey olmuş; Allah’ın ihsanı yağmur olup çöle yağmıştı. Suya kavuşan kumlar sağlam yollara, çukurlar; ordunun kana kana içtiği birer pınara dönmüştü.(2)

Bu kutlu gidişin akıbeti zaferden başka ne olabilirdi?

Nitekim Mısır fethedilmiş, 1 Muharrem 923 günü Kahire’ye giren Osmanlı Ordusu, Sultanına “muhteşem bir yılbaşı hediyesi” vermişti. Bu zafer, Mukaddes Emanetlerin yanısıra; Osmanlı’yı yeni bir döneme taşıyacak olan “Hilafet”i de kazandırmıştı.

300 YIL SONRA ÇÖZÜLEN ŞİFRE

9 ay Kahire’de kalıp dönüşe geçen Yavuz Selim Han, bir teşekkür borcu için önce Şam’a gitti. Zira sefere giderken burada 2,5 ay konaklamış ve Bilal-i Habeşi’den Selahaddin-i Eyyubî’ye kadar nice büyüklerin kabrini ziyaret ederek; yardım istemişti. Muhyiddin-i Arabî’yi de ziyaret etmek istiyordu ama maalesef kabri bilinmiyordu. Bir kitabında geçen “Sin Şın’a girince Mim’in kabri bulunur” şifresini; Kazasker Kemal Paşazade (İbn-i Kemal) ile birlikte çözmüşlerdi. Selim Şam’a gelmişti, Muhyiddin’in mezarını bulmalıydı. Ama nasıl?

Hazret rüyasına girmiş ve “Safa geldin ya Selim! Önce Mısır gazanı müjdelerim. Sabah sana gelecek olan siyah ata bin. O seni bana getirir. Beni hâk-i mezelleten kaldır, buraya bir cami ve imaret kondur!” demişti.

Sabahleyin padişahın bindiği siyah at, doğru Salihiyye Mahallesi’ne gitmiş ve bir çöplükte eşinmeye başlamıştı. Kazdıklarında ise, üzerinde “Burası Muhyiddin’in kabridir” yazılı bir kitabe çıkmıştı. İşte Mısır dönüşü Şam’a gelen Yavuz Selim, 4 ay kalmış, imar ettirdiği külliyeyi, 5 Şubat 1518’de kıldığı ilk Cuma namazı ile hizmete açarak yoluna devam etmişti.(3)

EN HAYIRLI ÇAMUR…

Dönüş yolundaki ordu Adana civarında yağmura yakalanır. Çamur deryasına dönen yolda sohbet ederek ilerledikleri İbn-i Kemal hazretlerinin atından sıçrayan çamur, padişahın kaftanına sıvanır. İbn-i Kemal’in mahcubiyetini farkeden Selim Han mahiyetine dönerek, Ulemâ ayağından sıçrayan çamur medâr-ı zînet ve bâis-i mefharet olur. Bu kaftanı saklayın, ta ki; mezarıma örtün” talimatı verir.

İbni Kemal; Kanuni’nin şeyhülislamı, meşhur Ebussuud Efendi’nin hocasıdır. Nam-ı diğer Müfti’s-Sakaleyn’dir. Yani insanların yanısıra, cinlere de fetva vermektedir. Ancak buradaki asıl büyüklük, iki cihan serverinin iltifatına mazhar olmuş padişahın, âlim karşısındaki tevazuudur. Cesaret ve kararlılığına istinaden “Yavuz” denmesi sebebiyle, “astığı astık, kestiği kestik” diye tanıtılmaktadır. Oysa birçok Batılı elçi; raporlarında, “Adil bir padişah” olduğunu özellikle zikretmişlerdir.(4)

Nitekim, böyle muhteşem bir zafer dönüşü 25 Temmuz 1518 günü yatsı vakti İstanbul’a ulaşan Yavuz, sessizce Topkapı Sarayı’na süzülerek tarihte görülmemiş bir tevazu örneği vermiştir. Ne kadar acıdır ki gençlerimizin Yavuz hakkındaki bilgisi; “Küpe takan padişah(!)” iftirasından ibarettir. Bu muhteşem sultanın isminin; 3. boğaz köprüsüne verilmesi sırasında yaşanan tartışmalar Türk milleti açısından çok vahimdir.

VASİYETİ YÜZYILLARDIR UYGULANIYOR

Edirne’ye gitmek üzere 18 Temmuz 1520’de İstanbul’dan ayrılan Yavuz Selim Han, hastalanmış; Çorlu’da kalmıştı. İki aylık tedaviden netice alınamamış ve 21-22 Eylül gecesi (500 yıl önce bugün) Yasin-i Şerif tilaveti eşliğinde ahirete göç etmişti.

Binlerce kilometrelik Sina Çölü’nü aşmayı başaran muhteşem Yavuz, Hudâ izin vermeyince Edirne’ye gidememişti! Fatih Camii’nde namazı kılındı, Mirza Sarayı denilen yere defnedildi. Oğlu (Kanuni Sultan) Süleyman’ın ilk işi, “Çamurlu Kaftan vasiyeti”ni yerine getirebilmek için bir türbe yaptırmak oldu. Cami ve türbe 1522 yılında tamamlandı ve Yavuz Sultan Selim’in “çamurlu kaftan”ı, vasiyetine uygun olarak sandukasının üzerine yerleştirildi. Türbenin ziyarete kapatılarak viraneye döndürüldüğü CHP dönemi de dahil; beş asır boyunca sultanından hiç ayrılmadı.

500 YILLIK EMANETE GÖZ DİKTİLER

2004 yılında Ruanda fahri konsolosu İnanç Çiftçi, Hakan Şükür ile birlikte, Suat Gözütok Hocaya gelir, “Hocam kaftanı bize verin, hocafendi öpüp koklasın geri getirelim” derler. Hocafendileri, 50 yıldır hiç aklına gelmeyen kaftana, nedense birden bire sevdalanmıştı! Kapının önünde bekliyormuş gibi konuştuklarına bakmayın; 500 yıldır yerinden kıpırdamayan kaftanı Amerika’ya götürmek istiyorlardı.

Cüneyt kod adlı İnanç Çiftçi 2018 yılında “FETÖ’nün yeni emniyet imamı” olarak atandı. Hakan Şükür ise malum; ABD’de millî uber şoförü!..(5)

Bu konuşmayı duyan Yavuz Selim Camii İmamı Bahattin Çelik, “Bunların niyeti bozuk, kaftanı kaçıracaklar” endişesiyle, “bakım yapılması” için İl Kültür Müdürlüğü’ne müracaat etmiş ve beş asırlık emanet, 15 Mart 2005 tarihinde; eskort eşliğinde Dolmabahçe Sarayı’ndaki tamir atölyesine götürülmüştü.

Peki ama FETÖ’nün “devlet”, devletin ise “paralel” olduğu bir dönemde, acaba kaftan ne kadar güvende olacaktı?

Nitekim, buraya kadarını herkes biliyordu ama skandalın büyüğü gerideydi…

YARIN:

GENEL MÜDÜR ABD’YE KAÇIRACAKTI, BAKAN KURTARDI

-----------------

(1) Erhan Afyoncu, Yavuz’a Suriye’nin kapılarını açan rüya, 28 Ağustos 2016

(2) Sina Çölü Nasıl Geçildi?, Türkiye gazetesi, 20 Eylül 2004

(3) http://www.tariharsivi.org/icerik/2286/sin-sina-girince-mimin-kabri-bulunur-sozunun-esrari.html

(4) TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2009, c: 36, s: 407

(5) Mahmut Övür, İşte FETÖ’nün yeni emniyet imamı, Sabah, 14 Haziran 2018