Yazarlar

Halime KÖKÇE

Halime KÖKÇE

hkokce@stargazete.com

Ortadoğu'da İsrail statükosu

Halime KÖKÇE tüm yazıları

Son beş yılda en çok duyduğumuz şey oldu vekalet savaşı, İngilizcesiyle proxy war. Asıl aktörlerin sahaya inmeyip onlar yerine silahlandırdıkları yerel aktörlerin savaşması. Yabancı savaşçıları da çeken ama yerel aktörlerin kendi etno-sekter kızıl elmalarıyla motive oldukları bir savaş türü.

Bu aynı zamanda bir yıpratma savaşı. Savaşan tarafların hiçbirinin kazanmadığı, bir tarafın mağlup, ötekinin galip olmadığı bir savaş. Uzun süren, uzadıkça öngörülemeyen sonuçlar üreten, terörü tetikleyen, insanı dramı kanıksanır hale getiren, alanı genişleyen, bölgesindeki diğer aktörleri de için içine çeken ve giderek çözümsüzlüğün statüko halini aldığı bir savaş türünden bahsediyoruz. Kimsenin öz kaynakları, düşman gördüğünü yenmeye yetmiyor. Herkes asıl aktörlerin verdiği-sattığı silahlarla savaşıyor. Bu yüzden de savaşın ömrünü vekillerin savaşma iştiyakı, kabiliyeti yahut haklılığı değil asılların silah stokları ve çıkarları belirliyor.

Suriye savaşı tam olarak bu işte; 2013'ten sonra sevk edildiği rotasında tüm bölgeyi istikrasızlaştırmak üzere bitmemesi gereken bir yıpratma savaşı. Yıpranan kim? En başta savaşın ilk kaybedeni olan halk tabii ki. Hangi vekilin mücavir alanında olursa olsun, kadınlar ve çocuklar. Gelecekleri, ümitleri, okul sıraları, saklambaç oyunları, çizgi roman kahramanları, kapısı önünde top oynadıkları evleri, sıcak yatakları, anne kucakları ellerinden alınan çocuklar... Bu bahsi açınca zaten bir anda her şey anlamsızlaşıyor...

***

Peki ya vekiller? ABD askeri olarak PKK saflarında savaşanlar mı kazanan? Öyle zannediyorlar, bu işin sonunda kendilerine bir devlet kurulacağını ve böylece Suriye'deki savaşın belki de tek kazananı olacaklarını zannediyorlar.

Yanılıyorlar. Kazanamayacakları gibi Kürt halkını ABD'ye peşkeş çeken katil sürüleri olarak anılacaklar.

Suriye ise Esed kendi halkına silah doğrultmaya başladığı an kaybetti zaten. Suriye muhalefeti daha nefsi müdafaa aşamasındayken bölük pörçük oldu. Zaten tezgahı kuranların amacı da buydu.

İran, ABD ile yakınlaşıp "Tahran'ın güvenliği Şam'dan başlar" jeo-politiğiyle Suriye'ye milis güçlerini soktuğu andan itibaren ne İslam devrimiyle ne de Filistin direnişine verdiği destekle anılır oldu. İran denince artık DEAŞ kadar cani Şii milisler akla geliyor.

Suriye iç savaşının bir tarafında İran varsa diğer cephesinde de S. Arabistan var. Görünürde biri Esed'i diğeri Suriye muhalefetini destekliyor. Ama işler öyle yürütülmüyor.

S. Arabistan, Suriye muhalefeti içinde de İhvan karşıtlığı yaparak selefi grupları destekleyip muhalefetin parçalanması siyaseti güttü. İran ise başından beri Esed eliyle hem PKK hem DEAŞ'a alan kazandırdı.Türkiye ve Katar'ın desteklediği muhalefet ise giderek kan kaybetti.

2013'ten sonraki süreç böyle cereyan etti.

***

Suriye iç savaşının failleri olan İran ve S. Arabistan'ın nüfus çekişmesinin alanı ve boyutu genişliyor şimdi.

ABD ile İran'ın balayı kısa sürdü. Bakalım Suud ile ABD arasındaki bu danslı, küreli, abartılı ve agresif ittifakın sonu nasıl olacak? Obama döneminde S. Arabistan'ı El Kaide üzerinden tazminat davalarıyla muhatap etmeye kalkan ABD şimdi İran'ı çevreleme politikasını Suud aracılığıyla yürütüyor.

Katar'a karşı birleşen ülkelerin çıkarları bakalım ne zaman çatışacak? Ya da Suudi Arabistan ile ABD'nin kılıç dansı ne kadar daha sürecek?

Mısır'daki darbeyle başlayan, Libya, Suriye ve Yemen'de yıpratma savaşına dönüşen bu süreçten olumlu etkilenen tek ülke İsrail.

Ortadoğu'da İsrail statükosunun devamı için Müslümanlar birbirini öldürüyor ve İsrail savaşmadan kazanıyor...