Mustafa SABRİ BEŞER
Mustafa SABRİ BEŞER
mustafa.beser@star.com.tr
Tüm Yazıları

“Oruç tutan öğrenci çetelesi”: Bu tekerrür hangi zamanın komedisi?

Bir hafta nasıl da çabuk geçti. Sahur vakti, iftar heyecanı, teravih coşkusu derken, zamanın nasıl aktığını anlamadık bile. Günün her lahzasını tempoyla doldurma gayretindeyiz.

Kimi nadanlar için ise hâlâ "oruç tutan öğrenci çetelesi" gibi absürt konular gündem olabiliyor.

Sözcü Gazetesi'nde Sultan Uçar imzalı, tarihsel gerçeklerden uzak, İslam düşmanlığına kılıf uydurma çabasıyla dolu, gayya çukuru gibi bir yazı sahurda önüme düşüverdi.

"101 yıl önce çıkarılan Devrim Yasalarını inceledim" diye başlıyor. Ah, ne kadar da bilimsel ve tarafsız bir giriş!

Sanki bir tarihçi titizliğiyle arşivleri karıştırmış, belgeleri incelemiş de bize "hakikati" sunuyor.

Tarih, birilerinin ideolojik saplantılarına göre yazılmaz.

Ve gerçek şu ki, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan birçok uygulama, dinî hayatı baskı altına almak, geleneksel değerleri yok saymak üzerine kuruluydu.

Cumhuriyet'in ilanı sonrasında İslam düşmanlığı, Müslümana yönelik yasaklar, gavura benzeme zorunluluğu, özellikle "tek parti" döneminde (1923-1946), yasaların ötesinde sert uygulamalarla desteklenmiş; dinî eğitim kurumlarının kapatılmasından (Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924) ezanın Türkçe okutulmasına (1932-1950), camilerin kapatılmasından dinî sembollere yönelik katı yasaklara kadar uzanan, tartışmalı bir geçmiş barındırıyor.

Bütün bunlar, toplumu İslam'dan uzaklaştırma çabasından başka bir şey değildi.

Uçar, yazısında sanki bu uygulamaların toplumu "ileri" götürdüğünü ima ediyor.

İngiliz-Yahudi medeniyetinin Cumhuriyet'in kuruluşunda ve sonraki dönemde nasıl bir "kültürel hegemonyaya" dönüşüp "kimlik krizine" yol açtığını anlatan Teoman Duralı'yı da "kendi dar ideolojik menfaatleri uğruna" elbette okumamışlardır.

Bernard Lewis "Modern Türkiye'nin Doğuşu" adlı eserinde; "400'den fazla Medrese kapatıldı, dinin toplumsal hayattaki etkisi azaltılmak istendi," diyor.

Falih Rıfkı Atay'ın (kendisi meşhur İngiliz dostu ve casusudur, malum) "Çankaya" kitabında inkılap politikalarını "dinî ve geleneksel unsurları öteleyerek toplumu İslam'dan uzaklaştırma" olarak övgüyle (!) aktarmasını da okumamış mıdır?

Acaba, yazıyı kaleme alan hanımefendi, bu yazıyı yazarken "Oh, ne güzel. Dinle uğraşmak ne kadar da ferahlatıcı!" demiş midir?

O kadar "değerli" tespitleri var ki insanın hafiften(!) ağzı açık kalıyor.

Osmanlı'nın çöküş sebebini dinî yapılara bağlamak, hele "Muaviye" üzerinden Emevî dönemi hakkında laf sokuşturmalar...

Resmen tarihsel hamuru yoğuruyor; un rutubetli, ama olsun, "lazım oldu mu çamurdan helva da yapılır" mantığıyla, "Muaviye" ye kadar uzanan bir özgüven sergiliyor.

Yeter ki bir "din düşmanlığı" bestesi çalınsın, sahnede kim durursa dursun!

Atatürk'ü bir kalkan gibi kullanarak İslam düşmanlığı yapma modasına da uymayı ihmal etmemiş.

Gayem Uçar'a "had bildirmek" değil, doğruyu göstermektir. Belki bir dahaki sefere, dine, tarihe ve toplumsal hassasiyetlere dair kalem oynatmadan önce, belgeleri ve kaynakları daha dikkatli okur.

Kimse, "Gerçeği öğrendim, fikrimi değiştirdim" diyecek kadar ufuklu gözükmüyor; bunu da biliyorum. "Allah cümlemize akıl, şuur, merhamet, biraz da tarih bilinci versin" diye dua edelim.

Ha unutmayalım yahu, "Çocuklarımız ramazan ayını hissetsinler diye okullara etkinlik listesi gönderdik. Eleştiriyi yapanlar, cadılar bayramını yasakladığımız için bizi eleştirenlerle aynı kişiler." diyen:

İnanç ve kadim değerlerin eğitim yuvalarında inşa edileceği bilinciyle, kendisini eğitime ve Allah'ın davasına adamış şecaat ruhlu MEB Bakanı Yusuf Tekin'den Allah gani gani razı olsun.

SAYIN OKUYUCU: Farkındaysanız bu fakir ilk defa bir şahsa yönelik böyle cümle kuruyor...

Etkinlikler başlasın...