Yazarlar

Yiğit BULUT

Yiğit BULUT

yigitbulut@stargazete.com

Özal öldürüldü, şimdi ne olacak?

Yiğit BULUT tüm yazıları

Kamuoyuna sızmasından itibaren “hayır, henüz o maddeye ulaşmadık, savcılığa bilgi vereceğiz” gibi açıklamalar yapılsa da, ulaştığımız bilgilerde net bir gerçek var; Özal’ın incelenen DNA örnekleri “zehirlendiğini ispatlamaya” yetiyor!

Sevgili dostlar, uzun yıllardır “Özal öldürüldü” hatta “Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Mumcu da hepsi 6 aylık bir süreçte aynı zincirin halkaları gereği ortadan kaldırıldı” tezini işleyen biri olarak bu sonuca hiç şaşırmadım! Hatta dahası var; Atatürk’ün ölümü dahil sonrasında yaşanan bütün bu tip olaylarda yani “kritik olanın ortadan kaldırılmasında” aynı örgütlenmenin izini bulabiliriz! Bu noktada hemen sorayım; Özal’ı zehirleyerek öldürenler, Menderes’i de astırarak öldürtmediler mi? İyi DÜŞÜNÜN!

Sonuç 1: Bu topraklarda doğup, bu topraklarda kurulan devletleri büyüten-koruyan ve “onların içerideki düzenlerine karşı savaşan” kimse yoktur ki her türlü saldırıya maruz kalmasın hatta hayatını kaybetmesin! Kim ki bu devleti genleştirmek-güçlendirmek ve içerideki yerleşikleri bitirmek için uğraştı “1001 yöntemle” aramızdan ayırdılar!

Bu noktada soralım; kim bunlar?

Atatürk’ün ölümünden bugüne, olaylara nasıl bakılmalı?

Atatürk dosyası çok derin ve konuyu “Mustafa Kemal-Enver-Vahdettin” arasında geçen son konuşmadan itibaren ele almak, İngilizlerin durumunu da denkleme katarak incelemek gerekli. Bu dosyayı açmaya bir yazı yetmez, tek bir not düşeceğim; Atatürk’ün özellikle 1933 sonrası dönemi Özal’ın son dönemine benziyordu. “Olgunluk dönemi” farklı görüşlerin önünü açmıştı. Ben Atatürk’ün 1933’ten itibaren “Samsun limanına çıkarken destek aldıkları” tarafından yavaş yavaş zehirlenerek yok edildiğini düşünüyorum. Bugün gördüğümüz “yerleşik düzenin” özü-temeli o günlerde atılmaya başlanmış ve “Ergenekon da ilk filizlerini” vermeye başlamıştı! Bu konu çok hassas, Türk kamuoyu bu konuyu tartışmaya hazır olduğunda ele alacağım...

Atatürk’ün ortadan kaldırılmasıyla “İnönü yerini aldı” ve özellikle 1946’dan itibaren Türkiye “küresel-yerel yerleşik yapının” tam olarak istediği kıvama gelmeye başladı. Bugün Ergenekon dediğimiz “yapılanmanın” tam olarak ortaya çıktığı dönem de budur “1946-1960”...

Sonuç 2: Türkiye’nin yani kurulan “genç devletin” yerleştirilenler vasıtasıyla “istenen raya oturtulması” uzun sürmedi. Kuruluşunun 23. senesinde “istenen kıvama” gelmiş ve ikinci aşamaya yani “yerli burjuvazi kurulumu” noktasına varılmıştı. 1946 devalüasyonu ile bu aşama başladı ve 1945 sonrası “askerin küresel yapılanmalar tarafından kontrol altına alınmasıyla” toptan “kontrol edilme” denklemi tesis edildi...

Sevgili dostlar, 1850’lerden itibaren, geçmişi de var ama orasını şimdilik almıyorum, “borçlandırma-savaştırma-devşirme aydınlarla fikir dünyamızı bozma” ve bunlar gibi birçok yöntem ile bu topraklarda “bir imparatorluktan kontrol edilebilen bir parça biçme savaşı” başladı! Bugün ortaya çıkardığımız gerçekler “bu savaşın devam ederken bıraktığı izler”! Olaylara daha derin ve objektif bakarsak çok daha derin izler ve “yeni gerçekler” ile karşılaşabiliriz... Bakmasını bilenlere “hakikat çok”!

Son Söz: Özal’ın öldürülmesinin sebebi “son dönemi”! Başladığı çizgide gitse “asla öldürülmez” hatta baş tacı edilebilirdi! Bu gerçek daha birçok isim için geçerli! Olgunluk dönemlerinde “gerçekleri görüp, geç de olsa bir şeyler yapmaya” çalışanlar, YERLEŞİK DÜZEN VE ERGENEKON yapılanması tarafından yok edildi! Konu çok derin, Türkiye daha uyanık olmalı ve derin bakmayı bilmeli!

Not: Yukarıda “Ergenekon” olarak adı geçen örgütlenme bugün devam eden dava ile özdeşleştirilmemeli. Bugün yargılama devam ediyor ve gerçekten “özü bulduk mu, yanlış adamlara mı bakıyoruz, daha derine inebilecek miyiz” şimdilik bilmiyoruz! Yukarıda bahsettiğim yapı çok daha derin ve aslında çok daha göz önünde! AMA NEDENSE GÖREMİYORUZ!

Gül şimdi açıklamalı

Neyi mi? Daha önce çok tartışılan Yazıcıoğlu belgesinde ne olduğunu! Özal “öldürüldü mü” sorgulamasında sıra bu dosyaya geldi...

Sevgili dostlar, bildiğiniz gibi Yazıcıoğlu “Kosova’nın bağımsızlığı” için bizzat çalışmış ve Balkanlar’da “yeniden özgür Türk-İslam varlığı” tezine özünden inanmıştı. Kosova 2008’de bağımsızlığını kazandı ve bu devleti ilk tanıyanlar; Kosta Rika, Amerika ve Türkiye oldu. Kosta Rika hakkında Ağca çok önemli açıklamalar yaptı ve bunlar 15 yıl öncesinde kaldı, unutuldu, gitti... Çok bilinçli yazıyorum; “Yazıcıoğlu cinayeti” çok karışık bir denklem ve en önemlisi; bakması gerekenler “doğru tarafa” bakmayı denemeliler!