
Kendini siyasi partiye benzeten, o edayla ortalıkta gezen DEM, parti olduğu zannına kapıldığı için her şeyi yapabileceğini ve yaptığı her işinde toplumda kabul göreceğini zannediyor.
Oysa isminin içinde "parti" kelimesinin geçmesi o yapıyı parti yapmıyor, yaptığı işleri legalleştirmiyor.
Öyle olsa bugün eli kanlı terör örgütü PKK pürü ak ortalıklarda geziniyor olurdu.
Zira baktığınızda onun da isminde parti kelimesi var.
PKK (Partiye Karkeran Kurdistan)
Görüldüğü gibi terör örgütü PKK'nın "P" harfi parti demek.
Parti Demeyle Parti Olunsa...
Şimdi içinde parti kelimesinin geçmesi eli kanlı terör örgütü PKK'yı akladı mı?
Hayır.
Peki, tıpkı PKK terör örgütünde olduğu gibi DEM'in de kendini parti olarak pazarlamasını yaptığı işleri aklar mı?
Aklamaz...
Çünkü onun ben siyasi partiyim demesi, onun gerçekte terör örgütü adına çalışan, örgüt adına faaliyetlerde bulunan parti görünümlü illegal bir yapı olduğu gerçeğini değiştirmez.
Zaten DEM'in yaptığı işlere bakan aklı başında hiç kimse ona parti demez, onu bilen yaptığı işlere baktığında bu yapıya dese dese terör örgütünün kentsel kolu der.
Parti misin Provokatör mü...
Türkiye tarihi anlar yaşıyor.
Türkiye sırat köprüsünden geçiyor.
Bütün millet tek yürek "Terörsüz Türkiye" sürecine destek veriyor ve küresel çetenin başımıza bela ettiği şu terör belasından, PKK/YPG/SDG denilen illetten bir an önce kurtulmak istiyor.
Kendini parti diye pazarlayan DEM de kalkmış gerilim yaratmak ve mümkünse bir iç çatışma çıkarmak için haftalık gurup toplantısını Nusaybin'de yapmaya kalkıyor.
Tesadüf mü?
Aslaaa...
Provokatörün Görevleri...
DEM'in her hafta yaptığı gurup toplantısını durduk yerde Nusaybin'de yapması ve sonrasında başlatılan olaylar asla tesadüf değil.
Bunlar organize işler.
Bu işin yazılımı İsrail patentli...
Nusaybin'de yaşananlar üzerinde detayla planlama ve prova yapılmış, üzerinde çalışılmış laboratuvar olaylardır.
Bu olaylar önceden kararlaştırılmış provokatif eylemlerdir.
Burada amaç bayrağa yapılan bu saldırı ile birlikte olayları başlatmak ve çıkan olayları kısa sürede ülke geneline yaymaktı.
Olaylarda nihai hedef batının yıllardır özlemeni çektiği bir iç savaş başlatmaktı.
Ama tutmadı...
Önceden olduğu gibi ellerinde patladı.
Şüphe Etmeyin...
Bu anlattıklarımdan hiç şüphe etmeyin çünkü plan kesinlikle tamamen buna kuruluydu.
Bu bir istihbarat operasyonuydu.
Sürecin önünü açan bilge lider Bahçeli'nin bu konuda söyledikleri aslında her şeyi özetliyor;
"Nusaybin-Kamışlı sınır hattında Siyonist-emperyalist kumpas devreye girmiş ve al bayrağımız şerefsizce indirilmiştir. Bunun geri planında kapalı devre çalışan bir istihbarat operasyonun varlığından hiç kimse kuşku duymamalıdır.
Uyanmalıyız...
DEM'in yaptıklarından söylediklerinden niyetinin ne olduğunu anlamak, kime hizmet ettiğini çözmek için alim olmaya, uzman olmaya gerek yok.
Her şey aleni ve uluorta dönüyor.
Şanlı bayrağımıza yapılan saldırıya büyük bir hassasiyetle yaklaştığımız şu günlerde özelikle Doğu ve Güneydoğu'da bulunan halkımız DEM'in ikiyüzlü siyasetini, teröre destek veren çalışmalarını iyi okumalı ve gerçekleri iyi görmelidir.
Erdoğan'ın deyimiyle Bahçeli'nin açtığı bu süreçte DEM'de ilk defa siyasi bir parti olma şansını yakalamıştır.
Ancak bu tarihi fırsatı tepen DEM, SDG ile aynı çuvala girerek hızla uçuruma doğru sürüklenmektedir.
Çelişkiler Yumağı...
DEM son dönemde yaptıklarıyla giderek tükenmektedir.
Kendisiyle, söyledikleriyle çelişen bu parti görünümlü örgüt açık üstüne açık, hata üstüne hata yapmaktadır.
Örneklerle bu tespiti destekleyelim.
SDG'nin, YPG'nin terörle, PKK ile hiçbir ilgisi yok diyen DEM'liler Kamışlı 'da oturdular duvarda asılı Öcalan resminin önünde poz verdiler.
Hani SDG ile PKK arasında hiçbir bağ yoktu, SDG sivil bir demokratik yapılanmaydı.
Siyaset ürettiğini zanneden bu kişiler, bunu düşünemeyecek kadar da kıt akıllılar.
Hani İtaat...
Bir başka çelişkileri ise şu...
Bahçeli'nin DEM'i kastederek söyledikleri gün gibi ortada.
"PKK'nın, kurucu önderinin yanında mısın yoksa karşısında mı?
Bahçeli neden böyle bir çıkış sergiledi?
Dışarıdan güdümlü DEM bu konuda maymuna döndü de ondan.
Hatırlayalım, ne diyordu DEM.
"Önder Apo cezaevindeyken, bu tecrit sürerken asla bir mutabakattan bahsedemeyiz."
Burada önderini önceleyen, ona son derece sadık bir örgüt görüntüsü veren yapı gerçekte önderini sallamayan bir tavır içinde.
İşte İspatı...
Öcalan örgüte çağrı yaparken bakın neler söylemiş Bahçeli'nin açtığı süreç ile ilgili;
"1990'larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK'nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrarına yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.
Yav bre andavallar...
Önder diyeceksin, tecritten söz edeceksin, Apo özgür kalmadan asla olmaz diyeceksin, sonra da önder dediğin bu kişinin sözlerini sallamıyorum diyeceksin.
Sen temsil ettiğini iddia ettiğin halkın aklıyla alay mı ediyorsun?
O halk sormaz mı sizlere;
"Hayırdır hemşerim siz kime hizmet ediyorsunuz" ...
Halk sormadan ben sorayım;
"Hayırdır DEM'liler. Önder dediğiniz kişiyi takmadığınıza göre kime biat ediyorsunuz, siz kime hizmet ediyorsunuz?
Hayırdır hemşerim siz nelerin peşindesiniz?"